Zehra

Dünkü CD provamı bol marke, ince notaları bir oktav aşağıya indirme numaraları, ara sıra ses verip, ara sıra mırıldanma akrobasileriyle geçiştirdim. Bugün, iki hafta sonra sahnelenecek gösterinin provasında yüzde 40 kadar birşeyi hakkıyla söylemişimdir. Evet, anlaşılacağı üz’re, sinüsler hala dolu, öksürük, tıksırık, hapşırık durumları. Ama kötü değil. Açılıyor yavaş yavaş. Zaten teller hala çok zarar görmedi ama dikkat etmek şan yapmanın şanındandır diye nazlanıyorum.

Bugün elmacık kemiklerimde zınlayan sıvının arasından yer bulup ses çıkartmaya çalışırken Zehra’yı hatırladım. Bir keresinde, yıllarca önce, Verdi’nin Otello’sunda Desdemona’yı seslendiriyordu. Çok hasta olmustu, göğsü hırıldıyor, nefesi ötüyordu. Erkek arkadaşımla (yeğeni) soyunma odasına, ona şans dilemeye gittik. Operanın doktoru temsilde sesi idare etsin diye kortizon iğnesi yapmış, öksürmemeye dikkat ederek makyajını yaptırıyordu.

Zehta Yıldız’ı daha da yıllar önce, Puccini’nin Suor Angelica’sında seyretmiştim. O zaman ben operacı olayım diye geçirdim içimden. Sahnede öyle güzel, öyle dokunaklıydı. Sonra okulda, yeğeniyle çıkıyormuşum meğer, tanıştık. Benim şu andaki yaşımdan daha gençti. Yıldızı yükselen, genç ümitlerimizden biriydi. Opera binasına blujiniyle gelir, herkesle mutlaka kısa da olsa sohbet eder, bize kafede yemek ısmarlar, temsillere bedava sokmak için arkalardan dolaştırır, geçmiş temsiliyle ilgili diyecek birşeyimiz varsa, can-i gönülden dinler, samimiyetle teşekkür ederdi. Gülümsemesi, alnına kadar kızarması hemen herkes için hazırdı. Yetenekli ve/ama içine sindirmiş bir genç kadın sanatçıydı. Yemek yapmayı bilmezdi.

Sonra erkek arkadaşımla yollarımız ayrıldı, ben Amerika’ya geldim. Zehra’nın yurtiçi, yutdışı temsil ve konserleriyle ilgili haberleri gazetelerde okudukça sevindim.

Yine yıllar geçti.

Annem Amerika’ya, bizi ziyarete geldi. Uçaktan çıktı, sarıldık. Bavullarını yüklenip, havaalanı otobüsüne bindik. Seyahatinden konuştuk. Sonra aaayyyyyy diyerek çantasından bir gazete kupürü çıkardı. Zehra ölmüş.

Zehra, bir temsil için (Wagner miydi?) Almanya’ya gitmiş. Temsilden bir gün önce dişi ağrımış. (Dişleri hep problemliydi. Yirmiyaş dişini çektirdiğini, doktora gitmeden önce moral verdiğimi hatırlıyorum.) Dişçiye gitmiş. Dişçi koltuğunda, oracıkta beyin kanamasından ölüvermiş. Diş ağrısı sandığı beyin ağrısıymış meğer.

Ölümün böyle hoyratça elini oraya buraya atması… Hayata tecavüz…

Öyle değil tabii. Ağabeyinin de (erkek arkadaşımın babası) beynindeki damarları problemliydi. Demek ailede varmış.

basinda_101.jpg

Yukarıdaki fotoğraf (internetten buldum) çok küçük ama ben onu bu haliyle hatırlıyorum. O yüzden uygundur.

Debussy’nin yaylılar dörtlüsü için yazdığı müzikleri biliyor musunuz? Bilseniz seversiniz.

11 Comments

  1. Su anda zyv.org.tr’den hakkinda daha cok sey ogrenip ayni zamanda guzel sesini dinliyorum. Universite’deyken Ankara’da operaya baleye cok giderdim, takip de ederdim kendimce, kim kimdir falan diye. Iste o siralarda olum haberini okumus cok uzulmustum. Gencecik, ne kadar kimseye yakismayan ani bir olum degil mi?!
    Debussy’yi de cok severim hatta bir eserini hastane muzik listeme koydum, agrilarla basetmeme yardimci olsun diye. Bir de Tosca ve Ucan Hollandali’yi koyayim Zehra Yildiz icin.
    Sen de kendine ve sesine iyi bak lutfen.

  2. Ne kadar üzüldüm anlatamam. Sahnede görmüş gibi oldum. Tanrı’nın hediyelerle donattığı insanlar bu kadar genç ölmemeli. Daha, daha geç ölmeli Başın sağolsun.

  3. Elfi Savas’ı dinlemek ne kadar isterdim. Bu gün öğleden sonra köyevimde Emma Chaplin’i yüksek volumede dinledim. Ama sanırım Elif aynı formatta değil.

  4. Üzerine blog sayfalarımda geçen yıl birkaç satır karaladığım çünkü çok sevdiğim Camille Claudel’ciğimin dostu bu Debussy. Aynı zamanda A.H.Tanpınar’dan da torpilli. Tanpınar’ın romanı gibi şu ünlü Faun prelüdü de, kızı için yazdıkları da, denizi de çoook huzur verici. Eminim yaylı quarteti de öyledir.
    Zehra Yıldız’ı sahnede izlemedim ama ölüm haberini gazetelerde okumuş üzülmüştüm. Herkes çok iyi bir sanatçı olduğunu söylemişti. Genç umut vaad eden insanların kaybı can yakıyor.
    Benim süreğen sinüzitim var. Sesimi tümüyle kısacak kadar etkilemiyor. (Hafif bir faranjit yapıyor ama.) Benim bulduğum en iyi çare, deniz suyu spreyleriyle hava yolunu sürekli açık tutmak. Antibiyotikle kolay kolay hallolmadığı için işi o noktaya getirmemeye çalışıyorum.
    Sevgiler.

  5. Fulya, ummadigin tas bas yarar derler ya. Ama herhalde cok ender bir durum. Bazen, biliyorsun, genc sayilacak insanlari goturuveriyor beyin kanamasi.

    Acalya, aman dikkat! Sonradan nefret etmeyesin dogumda dinlediklerinden! ;o)

    Teyzen, bana takilmaya devam et, daha cok olulerle tanisirsin. Bilmem kendisinin isine yarar mi, ama herhalde geriye birseyler birakmanin en iyi yani bu.

    Miso, ben en cok Mozart’i dusunurum. Son birkac sene icinde besteledigi seyler, piyano eserleri, Don Giovanni… Tamamen degisen, olgunlasan bir renk…Nereye gidiyordu? 36 yas, nedir ki?

    Nihat Abi, bahsettiginiz sesi simdi Amazon.com’dan dinledim. Evet, ayni formatta degil. Ama benim devamli calistigim bir film muzigi bestecisi var, bazen onun eserlerinde boyle yolculuklara cikmak gerekiyor.

    Sefika, bilmem, belki muzisyen olmaktan gelen birsey, ben muzikte huzur bulamiyorum. Huzur ariyor muyum, o da mechul! :oP Benim icim kayniyor, kabariyor, karariyor, hafifliyor filan ama huzur?

  6. Sen derin dinliyorsundur tabii ama Debussy bana ne gariptir ki kırlarda bahar esintisi filan gibi geliyor. Sert yerler çok çok arı ordusunun çiçekli bir elma ağacına saldırısı filan. İçinin kaynamasıyla çelişkili. Belki de Huzur’dan da aynı tadı aldığım için bir çağrışım oluyor… Bilemedim şimdi.

  7. Ben de Zehra Yildiz’i Salome’de seyretmis, cok etkilenmistim. Olum haberini gazetede okuyunca duydugum soku hatirladim simdi. Nurlarda yatsin.

    Bu arada hatirladigim kadari ile Zehra Yildiz’in agabeyi (baska agabeyi var midir bilmiyorum) Flipper’da muzik yapiyordu, cok efendi bir bey. Dunya ne kadar kucuk.

  8. Z. Banu Ozcan, iki agabeyi vardi, biri Izmir’de, opera korosundaydi, digeri Istanbul’da beyin cerrahiydi. Buyuk agabeyi, korist olan, benim erkek arkadasimin babasiydir. Sonra galiba Mersin’deki operaya gitti. Beyninde, damarlarinda birseyler vardi, solistmis, kaldiramamis. Tabii, operadan atmak istememisler, korist olarak idare ettiriyorlardi diye biliyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


9 − 8 =