Yazmıyordum

anatol000000000002anatol11111111111111anatol22222222222anatol333333333333

Geçenlerde, bir hafta önce belki, sol kulağımda kanalına ayarlanmamış televizyondan gelen çok yüksek sesli hışırtı gibi bir gürültü. Sonra bir uğultu ve sarsıntı. Sonra yine hışırtı. Gözlerimi açtım. Saat beşbuçuk. Akrep, yelkovan sayıların tam üstünde. Her sabah kalktığım saat. Yer sarsıntısı olamaz. Benim uyanma saatime ayarlanmış zelzele olacak değil ya. İçimdeki çalar saat ayağımı şöyle bir şiddetle çekip uyandırdı.

Dün akşam, saat 8:45 gibi. Anatol’la yatakta kitap okuyoruz. Sonra sallantı. Dev bir yaratık, evin üstüne çökmüş, elinde buz dolu kadehi sallıyor. Anatol’un gözleri yerinden uğradı.

“Ben yapmıyorum. Evde başkası mı var?”

Önce bir açıldı, sonra düz durdu, sonra kapanıp yokoldu. Anatol’un üzerine yatıp siper ettim. Olur da tepeden birşeyler dökülür diye. O da altımda, boynuma sarıldı. Ama korkusu çabuk geçti. Çocuklar  turnusol kağıdı gibi; işaret için annelerine bakıyorlar. Korku varsa korkmalı, yoksa korkacak birşey yok demek. Arabayı tırın altına soktuğumda da Anatol’dan tık çıkmamıştı. Antenleri açık, beni bekliyordu.

O sırada, onun üzerindeyken içimde tuhaf bir mekanizma harekete geçti. Doğrusu kalbimin atışı hızlandı ama korkudan değil. Üstüme birşeyler düşerse, onun acısına hazır olmak için, hatta acısını kucaklamak için bekledim. Mazoşist bir içgüdü, acaba depremlerde başkalarının da başına gelen birşey mi? “Altımda çocuk, ey tavan, üstüme dökül de nasıl siper olunurmuş, göstereyim ben sana. Gözümü kırparsam namerdim.”

Sonra biraz bekledik. Kapının kirişinin altında. Olur da artçı sarsıntı gelir diye. Birşey olmadı. 4 nokta 7. Pek büyük birşey değil. Yer sarsıntısını hep endişe ama zevkle karşılamışımdır. Ayağının altında yerin harekete geçtiğini hissetmekte tuhaf bir zevk var. Biz kabukta peri masalları yaşarken, Dünya’nın  kasıklarından gelen kızgın kıvranma. Kafası gazla dolu, uçuşan insanı ipinden çekiverip de kendine getiren birşey.

Bu arada birşey yapmaktan (blog değil) vazgeçtim, elimi bir arkadaşıma uzattım; o da bileğimden kavrayıp vazımı vazgeçirtti. Elini kime uzatacağını iyi bilmek gerek.

Anneler Günü’mü şaraphanelerde kutladım.

Partiler verdim.

Arkadaşlarımla buluştum.

Bloga bir sürü şeyler yazmak istedim, bazen o kadar çok şeyler ki, hangisini yazacağımı bilemeyip yazmadım da kimisi aklımdan uçtu, kimisi kaldı. Yara izi gibi.

Steatopygia: Popo yağlarının 90 dereceyle çıkıntılı olması hali. Genetik. Güney Afrika’da bir millette çok görülen birşey. Hastalık değil. Sadece yapı.  Erkeklerinde de olan birşey ama kadınlarda ayrıca vajinada küçük dudakların büyük dudaklar dan daha büyük olması haliyle birlikte giden bir durum. Güzel sayılan birşey. Belki hani şu yeni buldukları otuzbeşbin yıllık kadın heykelciğinin modelinde de vardı.

steatopygia1111111111

ongewoman2222222222222

hotten33333333333333

090515_ex_venustn4444444444444444

Tarlalara serptikleri haşere ilaçları arıları öldürüyormuş. Arı haşere değil ki, üzeri zehirle pudralandığında ölmemeyi bilmesi gerekir. Bazı yaratıklar ne gerizekalı oluyor!

Türkiye’de bir veteriner yine bir kediyi zehirledi. Yine elimden birşey gelmedi.Kedinin sahibiyle ellerimiz, parmaklarımız birbirine dolana dolana yazıştık: Minik kedisine ibufen içerikli bir ilaç vermiş veteriner. Kedi hastalanmış. O da benim blogu bulmuş. Kediler için çok zehirli olan ilaçların listesini vermiştim. “Acaba” diye soruyordu, mesajını kağıda yazmış olsaydı gözyaşlarının dağıttığı mürekkebi görebilirdim, “acaba zehirlendi mi?” Hayvan üç gün can çekişti. Sonunda ağzı köpükler içinde, inleye inleye öldü. Şimdi sahibi de ölmek istiyor. Ben öldürmek istemiştim. Kedilerinize ibufen, aspirin vermeyin. Bunları veren veterinerin ilaçlarını kullanmayın. Kendisine, eğer canlıya bir damla değer veriyorsa gidip fakültedeki derslerini bir daha gözden geçirmesini öğütleyin. Şikayet edin demiyorum. Şikayet edilen en yüksek mahaller bile cahil. Ve herkes birbirini koruyor. Şu yazıyı oraya koyduğumdan beri gelen ölüm haberlerinden içim kurudu.

Kedilerinize vermeyin, verilmesine izin vermeyin, uyanık olun, sorgulayın, ilaç içeriklerini kurcalayın:

Kedilerinizi Zehirleyecek İlaçlar

Sesinizi duyurun:

Sara’nın başına gelenler

İtalyanlar’ın kestane unuyla yaptıkları bir çeşit krep var. Basit. Lezzetli. Tatlı değil, mantar, peynir, karabiber, vesaire cinsinden şeylerle yapılan birşey. Crespelle.  Kestane unu bulduysanız Türkiye’de yaşamıyorsunuzdur ve büyük ihtimalle İngilizce biliyorsunuzdur diye düşünerek ve şu anda gidip biraz ses ısıtmam gerektiğinden ve de aslında üşendiğimden dolayı tarifini yazmıyorum.

Başka? Anatol geçen gün Tanrı’dan bahseden bir çocuğa, bahsettiği şeyin bir tebeşir veya kurşun kalem mi olduğunu soruyordu.



4 Comments

  1. Geçmiş olsun!
    Annelerin yavrusunu korurken “kaplan kesilme” hali, hayatta kalma, yaşamı sürdürme isteğinin en saflaşmış, billurlaşmış hali olsa gerek.

  2. elif, şu deprem, bizim buralarda hep bilincimizin ennnnn dibine ittiğimiz bir tehdit ya, şimdi nasıl yine yüzleşip titredim anlatamam. çok geçmiş olsun. o büyük depemde, benim oğlan da anatol kadardı, ya da biraz daha küçük, nasıl bilirmişim gibi doğru şeyleri yaptığımı düşündükçe kendime hala şaşarım:( anatol, bu arada, giderek daha bir tadından yenmez sevimli oluyor farkında mısın? tamam tamam, benim ki de soru mu di mi ama ya?:)

  3. merhaba sessiz takipçi ben. anlattıklarınızı sessizce okuyor ve aa buda böyleymişmi diyorum.deprem konusu ve ondan hoşlandığınızı belirtmeniz bana kendimi hatırlattı. evet çok korkuyorum özellikle 99 marmara depremin yaşayan ve 45 saniye tek başına deli gibi sallanan biriyim.depremden sonra yapılan terapilerde benim sallanmadan hoşlandığımı keşfetmiştim. siz bundan bahsedince tek olmadığım düşüncesiyle hemen yazdım.tavrınızla çocuğunuzun korkusunuda körüklememek o anda çok yerinde bir davranış tabi. başarmak ta zor bence. neyse geçmiş olsun….

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


18 − 8 =