Yaylar ve Oğlaklar

Ölüm büyüsü arayan her kişi benim blogda buluyor kendisini. Lezzet Dergisi’ndeki Peynir Gemisi köşesini hazırlarken, esprili olsun diye birkaç aşk büyüsü tarifi koymuştum yazıma.  Sonra yazıyı siteye ekledim. Şimdi o yazının altında büyü ticareti yapıyorlar. Aldırmıyorum, bütün yorumları ekliyorum. Hani oluruna bırakılan emekleme bebeği gibi. Düşe kalka öğrenecek yürümeyi, değil mi ama? Bu kılı kopartacak, şu zemzeme ekleyecek, üstüne bu nebati yağı dökecek, gecenin şu saati, ayın şu halinde sevdiğinin- sevmediğinin ayakkabısının altına sürecek. Eh, hiçbirşey olmayacak tabii! Sonra yanlış büyü yaptım diye bir daha deneyecek, bir daha, bir daha. En sonunda yıllar geçecek, kendinden daha genç birine diyecek ki: Valla büyü müyü olmuyor kardeşim. O genç biri inanmayacak, ben daha iyisini yaparım diye ümit edecek, yine kıllar, yağlar, zemzemler, aylar ve saatler. Kimse kimseye inanmadığı için toplumsal bir bilgi haline dönüşemeyecek büyü diye birşey olmadığı. Ama arada yaşlanmadan yürümeye başlayanlar da olabilir diye umuyorum.

Efendim, Yay Yay değilmiş de, aslında bu burç da şu burç değilmiş de, biz şimdiye kadar yanlış biliyormuşuz filan. Bir ay mı oldu bu haber çıkalı? Oysa ben burç karmaşasıyla ilgili aynı cinsten bir haberi bir yıldan önce bir gün geçmiş, o zaman biryerlerde okumuştum. Hatta oturdum, üstüne bir hikaye yazdım. Hikaye de Büyükler İçin 17 Masal kitabında basıldı. Hadi aşağıya ekleyeyim, okumadıysanız kitabı, 16 masal kalsın henüz okumadığınız.

YAYLAR-OĞLAKLAR

Bugün aldığım bir haber dolayısıyla oldukça sarsılmış durumdayım. Ben artık bir daha eski ben olabilir miyim, bilmiyorum. Kim olduğumdan bile emin değilim. Bu kadar yıldır ben sandığım ben, ben olmayabilir. Başka bir benliğe bu günden sonra nasıl alışırım, onu da bilemiyorum.

Bugün annem, aslında benim doğum günümün 21 değil, 22 Aralık olduğunu söyledi. Gayet sıradan bir şeymiş gibi. Sanırsınız ki akşam içilecek çorbanın cinsi anons ediliyor. Ha, eveeeet, senin de aslında doğduğun gün 21 Aralık değil biliyor musun? Bak bu hikâyeyi sana hiç anlatmamıştım, değil mi? Bir şu mercimeği ıslatayım hele.

Bundan sonraki lakırdılar uğultu gibi. Ne konuşup durduğunu hatırlayamıyorum. İkiz kardeşim gece 11 bilmem ne kaçta doğmuş da, ben sonra saat bir buçuk muymuşum, neymiş… Aman ne zor çıkmışım, kolumla bacağım aynı anda, buzağılar gibi, doktor neredeyse tek ayağını annemin bir taraflarına dayayıp çekmişmiş. Kanlı, kara bir şeymişim, kafam da yamuk, ikizim gibi pembecik değil. Hemşireler bile ay bunun babası başka olmasın diye espriler yapıp gülüşmüşler de, annem kundaklayıp eline verdikleri minnacık kapkara şeyi görünce hüngür hüngür ağlamış, sütten kesilir diye sadece kardeşimi emzirtmişler anneannemler, bana hazır mama verilmiş, lohusalığı geçene kadar beni görüp de üzülüp ağlamasın diye. 40 gün sonra şeklim şemalim -az da olsa- yerine gelmiş de, olabildiğince görünmeyeyim diye sarmalayıp top yapmışlar, annemin kucağına vermişler, sonra Allah’ın gücüne gider, sakın ağır laf etme, bak ne güzel uyuyor yavrucak demişler, annem de alt dudağını ısırıp gözyaşlarını tutmuş. Sonra beni alıp beşiğe koymuşlar, pembecik kardeşimin yanına, o gün kardeşimin çok gazı olmuş, annem beni görüp üzülünce sütünün tadı değişmiş herhalde, stresten gazlı süt yapmış, o yüzden tipim biraz daha düzelene kadar beni pek de annemin yanına yaklaştırmamışlar. Ama kardeşim yumuk pamuk ellerini yanağıma dayamadan uyumazmış, ah ne güzel şeymiş kardeşim, ta ki ben emekleyip sıralamaya başladığımda yumuk pamuk ellerini emeklemek için kullanmak yerine hâlâ emmeye devam ettiğini fark edip endişelenmişler de, meğer, ah işte Allah’ın bir meleği, meğer çocukta zekâ geriliği varmış, bu yaşına gelmiş, hâlâ salonun baş köşesinde pespembecik oturuyor da, yumuk pamuk ellerini emip duruyor.

Biz de o sırada karışıklık olmasın diye, ikinizin nüfusuna da 21 Aralık yazdırtmıştık.

Bunları anlatırken annem bir yandan çok açık çayını içiyor, bir yandan poğaçasını dişliyor, ağzının köşelerinde kırıntılar, sarkık memelerinin üzerini  ikinci bir deri gibi kaplayan fıstık yeşili kazağında kırıntılar, çiçekli masa örtüsünün üstünde kırıntılar, çayın içinde yüzen kırıntılar. Ağzı açılıyor, kapanıyor, dili bir yandan sesleri şekillendirirken, bir yandan da yumuşak poğaça parçalarını bir o yana, bir bu yana iteliyor, sigara balgamı dolu göğsü hırıl hırıl kalkıyor, iniyor, içi sabunlu yüzüğü suratımın önünde havalanıp duruyor. Konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor.

Böylece, aslında başka bir burçtan olduğumu öğrenmiş oldum. Birkaç saat önce. Gayet sıradan bir akşamüstü. Boynumdaki zincirde Yay burcunun yarı at, yarı insan, oklu yaylı sembolü sallanırken. Meğer bugüne kadar bana tamamen yabancı bir topluluğa doğuştan üyeyim sanıyorken, aralarındaki kara koyunmuşum. Her sabah burcumu okuyorum diye, başkalarının burçlarını okuyormuşum! Her senenin sonunda dergilerin çıkarttıkları burç eklerinden öğrendiğim gelecek, benim değilmiş! Bu hesaba göre, burcumda bugün şanslı gününüz, patrondan zam isteyin diye okuyup da, kendisinin önüne düdük gibi dikildiğimde meğer ateşle oynuyormuşum da haberim yokmuş. Yaratıcı, mistik, maceracı filan değilmişim de, hesapçı, çalışkan ve otoritermişim. Ateş değil, toprak grubundanmışım. Yay değil, Oğlak’mışım!

Meğer bana en ideal eş Aslan veya Koç değilmiş! Boğa veya Başak’mış! Böylece hem M. ve hem  Z. ile neden anlaşamadığım, hatta Z. ile çıkarken neden birbirimize tabak filan fırlatıp durduğumuz aydınlanıyor. Biri Aslan, diğeri Koç! Çocukların bir Yay ile çıkma durumunda, kendilerini en kısa zamanda nikah masasında bulmaları mümkündü ama tabii benim canım anneciğim, bana hayatımın en önemli detayını söylemeyi 30 sene kadar bir süre unutarak, üç kişinin birden mutluluğuna kibrit suyu döktü. Benim gibi sahte bir Yay ile mutluluğu bulmak ne kelime? İkisi de benimle üç gün rahat edemediler. Tabii, normaldir. Çünkü ben bugün öğreniyorum ki, meğer ben ben değilmişim. Muhafazakarmışım. Şüpheciymişim. Lafımı bilmezmişim.

Üstüne üstlük, bir de kendime seçtiğim mesleğe bakınız! Sanatçı kişilik filan derken, neden kariyerimde yükselemediğime yanıp duruyorum! Ne üzülüyorsun be kadın! Suç sende değil, seçtiğin meslekte. Sen kim, yaratıcılık kim! Gidip memur olacaktın sen! Oğlak Oğlak oturacaktın oturduğun yerde. Sonra memurlukta yükselme hesapları yapacaktın. Emekli olunca da maaşınla bir güzel büyük ekran TV alır, otururdun kıçının üstünde. Bir de Şenay’la biraz para biriktirelim de, Karayipler’de tatil yaparız filan diyorduk! O hayaller Yay’lık günlerimde kaldı.

Aslında durumumda bir tuhaflık olduğunu, kendimi çok fazla eleştiriyor olmamdan dolayı hissetmiyor da değildim. Malum, bir Oğlak olarak, kendimi eleştirmek yapımdan kaynaklanıyor. Üstelik oldukça sorumluluk sahibi bir tipimdir. Mesela sokakta bulduğum yavru kedileri veterinere götürür, ameliyat ettiririm. Hoş, hayvan sevmek Yay’ın da özelliği ama Yaylar, malum, sorumsuz tipler. Ameliyat ettirirler de sonra dikiş yerlerine özen göstermezler filan. Ben hiç öyle şey yapmadım. Dikişler alınana kadar kedilerden gözümü ayırmam.  Hatta arkadaşlarım sen ne biçim Yay’sın, amma sorumluluk sahibisin der dururlar. Ben de yükselenimi açıklamak durumunda kalırım.

Anlaşılan o ki, yeni karakterime uyum sağlamam biraz zaman alacak. Her şeyden önce, arkadaşlara yeni burcumu söylemeliyim ama söylemeden önce oturup onlarla ilişkilerimi gözden geçirmeliyim. Mesela Şenay İkizler. Bu durum dostluğumuzu nasıl etkileyecek? Her zaman çılgınlıklarıma hayran kalmış biridir ama acaba daha olgun bir Oğlak ile arkadaşlığını devam ettirebilecek mi? Sonra, bir çocuk vardı, beni tanıştıracaklardı. Burcu Balık. Yay ile Balık iyi arkadaş olabilir ama aşk işi biraz zor diye pek isteksizdim. Şimdi Balık burcu ile Oğlak anlaşır mı diye bakmam lazım. Hem, Çin lokantasında buluşacaktık. Artık böyle şeyler bana uymuyor. En iyisi bildiğim bir mantı evine gitmek. Boynumdaki kolyeyi de acaba Oğlak’la değiştirir mi kuyumcu? Bunu da en kısa zamanda öğrenmem lazım.

Biraz zaman geçtikçe sanki daha bir rahatlıyorum gibi. Oğlak’lığım oturuyor. Yay olmanın üzerimdeki baskısı hafifledi mi nedir? Sanırım Oğlak’ta daha bir sakin hayat bekliyor beni. Yay’ın maceracı kişiliğine ayak uydurmakta zorlanıyordum sanki ama Oğlak daha mı stressiz diye düşünüyorum şimdi. Belki ikiz kardeşim bile birazcık daha bekleyip, birbuçuk saat geç doğsaydı, ellerini böyle hırsla emiyor olmazdı bir köşede. Üstelik, belki televizyonda sevdiği dizide araya reklam girince de kafamıza terlik fırlatmaz, sakin sakin beklerdi. Annemin de Oğlak çocuklarıyla daha mutlu olacağını tahmin ediyorum. Belki babamla o kadar kavga edip boşanmazlardı. Ne de olsa ben hareketli Yay çocuğu olarak ortalığı birbirine kattım da, bu da tabii onların üzerinde ikinci bir stres oldu. Kadıncağız, ağzından tükürükler fışkırtarak beni haşlarken, zavallı komşu kadın, pek iyi bir kadıncağızdı, adını hatırlayamadım şimdi ama bana burç merakını veren odur; Yay çocuğu bu Halime’ciğim, üstüne gitme, hem sen de perişan oluyorsun ama doğalarında yaramazlık var bu burçtaki çocukların, ne yapsınlar, diye araya girerdi hep. Annem bir bana bakar, bir eve, bir de gürültünün verdiği heyecandan ellerini daha da bir iştahla yiyen ikiz kardeşime, yere çöküp ağlardı. Oysa yıllarca içinde tuttuğu gerçeği komşu kadına anlatmış olsaydı, kadın da burcumun Yay değil Oğlak olduğunu anlar, anneme ona göre davranmasını tembihlerdi. Belki o zaman annem beni bir kere güzelce ıslatırdı ve yaramazlığım da geçiverirdi. O zaman babamla boşanmazlardı. Belki ben de çılgınlıklarıma teslim olmaz ve üniversiteyi ikinci sınıftan terk etmezdim. Aklı başında, kariyer meraklısı bir Oğlak olarak kim bilir, belki mastır bile yapardım. Her şey daha farklı olabilirdi.

Ama annem doğum günümün asıl tarihini unutmayı tercih etti. Böylece, ailesini bilmeyen yetimler gibi, Yay olarak büyüdüm. Bambaşka bir hayatın trenini kaçırdım. Şimdi bu acı gerçekle yüzleşen bir Yay ortalığı darmadağın ederdi. Annesine bağırır, astroloji kitaplarını kütüphaneden indirir, yırtardı. Ama ben bir Oğlak’ım. Şu anda annemle yüzleşmeyi doğru bulmuyorum. Bırakacağım, birkaç gün yaptığı hatayı düşünsün. Sonra oturur, konuyu karşılıklı analiz ederiz.

9 Comments

  1. Ben Oğlağım, kardeşim sizinle aynı gün doğdu (15 aralık:)) ve yay:)

    Süper hikaye, bayıldım.Lafını bilmez mi? Evet evet o benim:)

    Sevgiler!

  2. bu karışıklık güzel bir yazıya vesile olmuş :)bana doğum günüm konusunda iki tarih söylüyorlar, 16 Aralık ve 21 Aralık tarihleri 🙂 ben öyle ya da böyle Yay menzili içinde mi kalıyorum. Ya benim de 21 ise ve saat yanlışlığı da varsa 🙂 Amanııınn…

  3. oğlaklar iyidir bir kere, bende oğlağım oğlumda!bende lafını bilmezde koptum burcumdanmıymış rahatladım azıcık:)ama sevgi kelebeği ve iyi niyet timsali olmakda oğlakların kötü bir huyu(toplumda eziliyoruz işte:(

  4. :)) benim burcum yay, yükselenim oğlak, artık siz düşünün yaşadığım onca çelişkiyi :)) halinize şükredin derim ben :))

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


twenty − 8 =