Yaşamayı Seçen Kadın

1011-415.jpg

Benim kocamın California’da tek başına yaşayan, 96 yaşında bir büyük halası var. Gitmesek de, görmesek de büyük halamız sayılan akrabalardan… Yolumuz o taraflara yılda bir kez dahi düşse görüştüğümüz, tam olarak ne taraftan akraba olduğumuzu bile bilemediğimiz büyük halamız. İç sıkıcı bir apartmanın iç sıkıcı bir dairesinde oturur. Mobilyaları belki elli, belki altmış yıl önce moda oldu diye alınıp da ertesi yıl modalıktan çıkmış, siline siline yüzleri solmuş kanepeler, üstünde plastik çiçeklerin doldurduğu kristal sahtesi vazonun taht kurduğu, yıllardır kullanılmayan masa, içleri uzak akrabaların çocuklarının okul fotoğraflarıyla süslü cam dolap… Mutfağını görmedim hiç. Banyosunu bile görmedim. Bizi hep sokakta karşılar, kapının güvenlik görevlisine dert anlatmaktansa bizi California güneşinin altında beklemeyi yeğler. Otomobilini hemen kapının yanına park eder. Hala kullanır o otomobili. Markete gider, gelir, o kadar. California’da otomobil kullanamamak ölümdür. Huzur evine taşınmaktır.

Hep bir çeşit çiçekli elbisenin içindedir. Bazen papatya, bazen iri güller. Evinde kurabiyeler ikram eder bize. İçecek bir şeyler ister miyiz? Hayır, teşekkürler, zahmet olmasın. Ama kurabiyelerinizden alırız.

İşte her nedense hep o an, eli kurabiyelere uzanıp tabaklara koyduğu an, çiçekli entarisinin kolu sıyrılır da bileğine bir daha çıkmamak üzere kazınmış, ama yılların tahribiyle şekillerini biraz kaybetmiş sayılar görünür. Damar rengi, sıra sıra sayılar… Kocamın büyük halası Nazi kamplarından kurtulmuştur.

Zonka, (büyük halamızın ismi budur) Polonya Yahudi’si. İkinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli zamanlarında, Polonya’da Yahudi olmak, bayram zamanı kurbanlık koyun olmaktan zor. Ya öleceksin, ya öleceksin. Çok şanslıysan kurtulacaksın ama ölmekten beter olacaksın. İkinci Dünya Savaşı başladığında Zonka’nın bir kocası, iki çocuğu varmış, savaş bittiğinde hiç kimsesi yokmuş. Hepsini, herkesi kampta kaybetmiş. Kocasının adını, çocuklarının cinsiyetini bile bilmiyoruz. Çünkü Zonka onlardan bahsetmiyor. Onlardan, savaştan, kamptan, nasıl öldüklerinden, nasıl kurtulduğundan… Başı kopmuş film gibi, Zonka’nın hikayesi Amerika’ya gelmesiyle başlıyor.

Büyük halamızı yanlış tanıtmayı istemem size. İçi çökük, dışı çökük bir ihtiyar virane sanmayın halamızı. Zonka yaşamı seçmiştir. Herkesin hatırını tek tek sorar. Politikadan, sanattan bahseder. Esprilerimize daha cin bir espriyle karşılık verir. Zonka yaşamayı, dünyayı, hayatı seçmiştir. Eskisinde kalmış hayaletleri çıkartmaz ortaya. Belki geceleri yatağında düşünür ölmüş kocasını, ölmüş çocuklarını. Ama belki de düşünmez. Ziyaretimiz her zaman yaklaşık yarım saat sürer. Öpüşür, koklaşır ayrılırız bir dahaki sefere kadar.

Anıları Zonka ile ölecek. Zonka öldüğünde kocası ve çocukları bir kez daha ölmüş olacaklar. Ama bu dünyada yaşarken sırtında sürüyemez onları Zonka. O yüzden bahsetmez hiçbirinden. Çünkü Zonka öleceği güne kadar yaşamayı seçmiştir.

2 Comments

1 Trackback / Pingback

  1. Illa Yazacağım » ELİF Savaş Felsen – Hüthüt Kuşu

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


four + two =