Yamyam

Yamyam tuhaf kelime. İnsan eti yemek o kadar iğrenç ise, neden yiyene gayet sevimli, üstelik iştah açıcı bir isim takmışız? Uuuuu…. baldıra bak! Yammmm!!!!! Ham hum şaralop! Halbuki insan eti yiyene öğk öğk filan denilmeli gibi geliyor.

Hiç yapamayacağım şey. Sürünsem, midem sırtıma yapışsa yapamam. Gibi. Hayat düşürmesin. Bir kaçamağını bulmuş ahlaki savunmam: Anatol açlık çekiyor olsa, onu doyurmak için insan eti keser, pişiririm. Eh, o duruma kadar gelmişiz, israf etmek olmaz. Ucundan acıcık da ben alırım. Hem annesiz kalmasın o hallerde oğlum. Hani uçakta oksijen maskesi düşerse en önce kendini oksijenliyorsun ki, çocuğuna yardım edecek gücün olsun. Demek önce ben bir tadarım, beğenirsem oğlana yedirirm. İşte insan fikir yürütürken bile “yamyum” durumlarına düşebiliyor. Ki esasıyla yüzyüze gelinse, alimallah!

En feci yamyamlık ormanın bir yerinde ritüel yerine getirmek için yapılan yamyamlık değil. Hani düşmanlarını öldürüp yiyorlar, ölmüş akraba-i talükati pişiriyorlar filan.Ruhları, güçleri geçsin diye. O bana hiç de korkunç gelmiyor doğrusu. Korkunç olan yamyamlığa itilecek hallere düşmektir.

Stalin bindokuzyüzotuzlarda öyle bir aç bıraktı ki Ukrayna’yı, binlerce insan yamyamlığa düştü. Ailenin en zayıfı, en küçüğü, en hastası, sokakta yakalanan bilinmeyen bir insan… 1200 kişiden fazlası yamyamlıktan hüküm giymiş o zamanlar. Ama asıl sayının çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Zaten çok verimli olmayan topraklarındaki otunu, ineğini, domuzunu, keçisini, köpeğini, kedisini, fareleri, kuşları, böcekleri, ağaç kabuklarını yedikten sonra hala açlık, hala açlık, ölüm döşeğinde çocuklar, analar, dedeler. İğk deyip sahneyi baştan savmak olmaz. Ahlaklılık, iyilik, terbiyelilik, hakçılık, hümanistlik karnımız tokken ne de kolay! 14 milyon kişi ölmüş açlıktan.

1932’de hasat sonrası Ukrayna’dan yeterince ürün gelmeyince, Kremlin’den insanları yollamışlar akın akın. Cezalandırmak için. Köylünün elinde yenebilecek ne varsa almışlar. İnsanları çocuklarının cılız kollarına, bacaklarına ağızlarını sulandıracak kadar.

Buna soykırım diyorlar. Doğrudur.

Bu içaçıcı konuyu nereden çıkarttım şimdi? Geçen gün aylık Lezzet Dergisi Peynir Gemisi köşemi yazıyordum. Hep yemek, hep yemek! Bir kere de açlık üzerine yazayım dedim. Belki o zaman dergideki yemekler daha bir değerli görünür gözümüze. Bir tarifi gözüne kestirip de çarşıya çıkıp da malzemelerini bulabilmek, alabilmek, evde pişirebilmek, birileriyle paylaşabilmek kadar olağanüstü, şanslı, dokunaklı, güzel, fevkalade birşey var mı dünyada? Ve ben asla insan eti yemem, ne olursa olsun diyebilecek kadar karnı tok olmak kadar da harika birşey?

Eh, birbirini yiyecek insanları yazacak kadar ileri gidemediğime göre dergide, kafamda kalıp da biryerlere yazmak istediğim şeyler buraya üşüştü ve okuyanı rahatsız etmekle meşgul.

Bunu araştırırken birşey okudum, daha önce hiç bilmediğim: Anadolu’da 1873-1874’de açlık olmuş da onbinlerce insan ölmüş. Haydaa… Ermeniler’in sürülürken açlıktan kırıldıklarını biliyorum. Ama o sonra olmuş birşey. Binüçyüzlerde Anadolu’da açlıktan kıyım olmuş. Aksak Timur’un arkasında bıraktığı yıkıntıda. 1574-76’da yine Anadolu ve İstanbul’da. 1611’de Anadolu’da.   Bu sadece Anadolu! Şöyle bir bakınca, dünyanın öbür yerlerine göre çok daha az yaşanmış bir felaket. Dünyada açlık o kadar sık yaşanmış ve o kadar çok milyonlarca insan ölmüş ki, sanki doğal gidiş o da, biz az rastlanan bir bolluk içindeyiz gibi!

Çocukken parmaklarımın tırnak kenarında sertleşmiş etlerimi yerdim ben. Demek yamyamlığı bir derece daha da ileri götürüp, otoyamyamlık yapmışım.

80’lerde Çocuk Olmak kitabımız 3. baskıyı yapmış, kitapçılara dağıtılmış. Hayır efenim, yamyamlığımın hikayesini yazmamıştım o kitaba. Hele bir yemek kitabı yazayım Türkçe, ilk tariflerden biri yamyamlıkla ilgili olacak. Söz.

Üstteki resim Goya’nın. Satürn çocuklarını yiyor. Babasını tahtından deviren Satürn/ Kronos (zaman), çocukları tahtını kapmasın diye yermiş onları. Ta ki oğlu Zeus icabına bakana kadar. Panik olunacak bir mitoloji değil. Bizim padişahlarınkinden ve hatta yerine gelme ihtimali olan politikacıyı yemeye çalışan politikacılarımızdan pek bir farkı yok. Bir babanın hikayesinden çok, gücüne sımsıkı sarılmış bir adamın hikayesine benziyor. Şirketlerde bile vardır örneği. Gayet modern ve gayet antik bir hikaye. İnsanlığın hikayesi.

6 Comments

  1. Hayyır, çok güzel olmuş yazı. Hiç tereddüte düşmeyin böyle konuları yazarken. Boğa spermli tatlı da güzeldi, bu da.

    Sevgiyle.

  2. Yamyamlik konusu acilinca benim de aklima hep bilmem kac sene once Alplerde dusen ucak geliyor. Baska siradag grubu muydu yoksa? Hani olenleri yemek zorunda kalmis ya kalanlar. Sanirim o duruma dusmeden bir sey demek pek dogru degil.

  3. Peki bir köpek neden yavrularını yer? Aç kalmamış susuz kalmamış ise hiçbir sıkıntıda yoksa neden yer tek köpekte değil ki hadi yeni köpek istemiyor diyelim… Bu da yamyamlığa girer mi?

  4. Sevgili Esra, birkac sebebi var. Yavru hasta olabilir. Bir anormalisi olabilir- dogustan sakatlik vesaire. Bazen eger yavru insanlar tarafindan cok ellenmisse, anne kopek kokuyu taniyamayip yabanci yavrudur ve kendi yavrularina zarar verebilir diye oldurebilir. Yavru zaten olmus olabilir, o zaman annenin yavruyu yedigi gorulmus birsey.

    Kopeklerde yamyamlik gorulen birsey. Yavrulamis bazi kopekler, yavrularini yiyorlar. Bunun tek caresi, anneyi ameliyat ettirip yavrulamasina son vermek. Bazi anneler stres ve korkudan yavrularini yiyebiliyorlar. Bazi anneler ise yavruya bakmayi beceremedikleri icin, yanlislikla olduruyorlar.

    Erkek kopekler, disi kopegin yavrularini, disi yeniden kizissin diye oldurebilirler.

    Kisacasi pekcok sebep var. :o)

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


5 × three =