Uzak Diyar Ley Ley

Pakistan’da bir adamı öldürdüler geçen gün. Politikacıydı. Liberal. Liboş cinsinden değil. Hani liberal kelimesi daha piç edilmeden özgürlükçü anlamına geliyordu ya, o cins. Pakistan’da bir kanun var. Dini şeylere küfür etme yasağı kanunu. Dini şeylere küfür nasıl olabilir? Ben senin allahının ağzını carttadanak yırtarım diyerek olabilir. Kur’an sayfasından tuvalet kağıdı yapmak olabilir. Ya da ben Müslüman değilim, bence gerçek din değildir gibi birşeyler demek olabilir. Ha, mahallesine göre oruç vakti simit yiyerek dolaşmak da olabilir. Muhammed de Allah’ın bir kulu, kendisine bu kadar tapınmak olmaz demek olabilir.  Ya da mahalle kavgasında sizi Müslüman kafirler sizi diye bağrınmak da olabilir. İşte bu kanun insanı idam tahtasına kadar götüren, ucu bucağı olmayan bir kanun. Sözle, hakaretle inançlarının kirlendiğine inanan bir takım boşinançlı insanların diğerlerinin başını ezmek için kullandığı bir ucube şey.

Bu politikacı da olmaz böyle kanun demiş. Çünkü şu sıralar bir Pakistanlı Hristiyan kadın hapislerde sürünmekte. Komşusuyla kavga ederken dinine küfretti diye. Belki hücrede çürüyecek veyahut idam edilecek. O kadar kopuklukları var ki konunun, neresinden tutacaksın? Bir eylem değil de bir söz olduğuna göre hakaret, kim duymuş, düşmanı mı uydurmuş, kavgaya karışan onun dinine laf etmiş mi, kavga sırasında kafaları ne kadar yerindeymiş, hem bir küfür hangi ulu tanrıyı incitir, incitirse de sana ne, tanrı kendi işini kendi halledemez mi, vesaire, vesaire.

Nitekim, politikacıyı bodyguard’ı, hem de 25-30 kurşunla mı ne öldürdü. Cennetinde koltuğu hazır.

Ahali buna ayaklanmaz mı? Ayaklanmış. Katil tutuklandı diye! Bir zaman askeri darbeye karşı ayaklanan hani şu avukatlar vardı Pakistan’da. Hukuku ezdirtmeyiz postallara demişlerdi. Onlar da ayaklanmışlar. Katilin başından aşağı gül yaprakları dökmüşler. Kimi diyor ki Pakistan artık aşırı insanların çoğunluk olduğu, şeriatçı bir ülke oldu. Kimi de diyor ki Pakistan artık aşırı dinci azınlığın ipleri kontrol ettiği bir şeriat ülkesi oldu. Hangisi doğru? Yoksa Pakistan artık dincilerin normal insanları kolayca tarafına çekebildiği, aşırılıkların ananın helal sütü gibi sindirilebildiği, yönünü, insanlığını, terbiyesini kaybetmiş bir ülke mi olmuştur?

Amerika’da bir senatörü vurdular geçen gün. Yanında konuşmasını seyretmeye gelmiş insanları da. Senatör liberaldi. Benim çok sağımda ama bu ortamın hafif bir damla solunda bir politikacı. Göçmenlere açık, Obama’nın sağlık sisteminde yapmaya çalıştığı iyileştirmeleri destekleyen, insan gibi bir insan. Delinin teki vurmuş. Deli ama yalnız değil. Bütün gün sağcı tivi fahişeleri, ağızlarından tükürükler saçıla saçıla, boyunlarında boğum boğum damarlar, saldırıyorlar- ne komünistlik kaldı, ne Nijeryalı’lık, ne gizli Müslümanlık, ne şeytanlık, ne dinsizlik ve hatta anti-İsa’lık. Çamur at, izi kalsın benim çok sevdiğim, güzel bir deyiştir. Ne kadar doğru! Sonradan yalan olduğu ortaya çıkarılsa da, bir kez atılan çamur, halk cahil ve tutucu, Amerika’da bilgi ve bilim ve düşünmeye karşı düşmanlık da olup, iki çift mantığı bir araya getirene elitist diye hakaret edilince, o çamur işte öyle bir iz bırakıyor ki, cennetten inmiş melek olsa çamurdan kahverengiye dönmüş entariyle dolaşmak zorunda kalır.

Kanuni’den esinlenmiş diziyi seyretmedim. ama diziden fotoğraflar gördüm. Ben detaylarını bilmem ama meraklısıyımdır, padişahın kıyafetinde bir oturmamışlık farkettim ama yeni kumaşlarla yapıldığı için farklı duruyor herhalde diye düşünüp geçtim. Meğer bir tuhaflık hakikaten varmış da, Selahattin Duman yazısında yazmış. Orada okuyunca tak etti! Kanuni, Selim zamanı kavuğu takıyor. Olabilir, aktörün çehresine daha yakışmıştır filan. Ama tarihi filmlerde bazen bugün çok da hoş gelmeyen saç şekilleri kullanka gerekiyor. İngilizler buna en sadık millet. Öyle olmazsa bir yirmi yıl sonra filmi gördüğümüzde, yahu Sekizinci Henry’nin hanım arkadaşları da hem 1970’lerin saç ve makyajıyla dolaşmışlar diyiveriyoruz.

Kavuk işini görünce kavuğa sardım, internette biraz bakındım. Ne çok cinsi, ne değişken modası varmış! Osmanlı Kostümleri adlı bir siteden aynen kopyalıyorum:K avuk Bir çeşit başlık. Eskiden kullanılan serpuşlardan birinin adı. Kavuklar ekseriya keçeden yapılır, yukarı doğru daralan dikey şeritlerinin içine pamuk doldurulurdu. Eni fazla, uzunluğu az olan sarık ile etrafına birkaç parmak genişliğinde sargı yapılırdı. Şekli, rengi ve ismi sınıflara göre değişirdi.

Eskiden hükümdarlar ve devlet adamları“örf” denilen kürevi şekilde kavuklar kullanırlardı. İlk defa Fatih Sultan Mehmed Han tac yerine Horasani denilen ve üzerine burma tülbent sarılan kavuk kullanmaya başladı. Eski Osmanlı şehzadelerinin ve diğer bazı devlet adamlarının mermerden yapılmış mezar taşlarındaki serpuşlar da aşağı yukarı buna benzemektedir. Sultan Bayezid Hanın kullandığı ise “mücevveze” adı verilen kavuktu. Mücevveze ağzı yukarısına nazaran daha dar üstüvani şekilde, tepesi kırmızı renkte çıkıntılı bir kavuk olup, etrafına tülbend sarılıydı. Padişahlar sadrazamlar, devlet erkanı ve diğer bazı memurlar uzun zaman resmi olarak mücevveze giymişlerdir. Yavuz Sultan Selim zamanında kendi ismine izafetle “Selimi” serpuş ihdas edildi. Bu yeni serpuş, mücevvezeden uzun olup, boyu altmış beş santimdi. Üzerine bez ve tülbent sarılırdı. On sekizinci yüzyılda da Osmanlı padişahları hem mücevvezeyi ve hem de Selimiyi giymişlerdir. Seliminin değişik bir şekli olup, Yusufi adı verilen kavuğu da ilk defa, Kanuni Sultan Süleyman taç olarak giydi. Sonra gelen padişahlar bunu yalnızca cülus merasimlerinde tahta oturdukları sırada giydiler. Yusufi, Selimi uzunluğunda ise de düz olmayıp üzerinde tepesi daha genişçeydi. Tepesi az görünmek üzere üzerine tülbend sarılır ve önüne iki sorguç takılırdı. Vezirlerin giydikleri kavuklara “kallavi”, şeyhülislamların, kazaskerlerin, ulemalardan yüksek rütbe almış olanların giytiği kavuğa “örf”, katipler sınıfında bulunan devlet memurlarının giydiği kavuğa (sakır şeklinde) “katibi”, ilmiye sınıfında olanlanların giydikleri kavuğa “molla kavuğu”, şeyhlerin giydiği her çeşit kavuğa ise “taç” adı verilirdi.

Molla kavuğu, tepeli kavuk, telli kavuk, Horasani kavuk, ışkırlak kavuk, kallavi, mücevveze murabbaı, mücevveze gibi pekçok çeşidi olan kavuklar, 1842’de fes giyilmeye başlanmasından sonra büsbütün terk edildi.

…….

Google’a kavuk, Osmanlı kıyafetleri vesaire yazarsanız çok enteresan şeyler bulabilirsiniz. Mesela fes tarayıcıları denen birşey varmış ki, ayakkabı boyayanlar gibi, fesin püskülünü tarayan azınlık çocuklarıymış. Bilgilerin çoğunluğu Mahmut Sami Şimşek’in Tarih Sandığı yazılarından geliyor. Kitabı var mıdır, bu konuklarda tarih dersi verir gibi iç bayıltan değil, konuları tarihleri birbirine bağlayabilmş bir kitap veya kitaplar var mıdır, bilemiyorum. Bilen varsa bir ses versin.

1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


19 − 14 =