Uğursuz!!!

bloggggggg2222222222222222.jpg

Tristan ve İsolde’yi sahneye koyuyordu Metropolitan Operası. Debrah Voigt diye çok ama çok şişman bir soprano var. Çok ama çok ama çok daha şişmandı, sonra midesine kelepçe mi taktırdı, yoksa buzdolabının kapısına mı, nedir, zayıfladı biraz. Ama nefis bir sestir. Harikulade.

Bir de Ben Heppner diye bir tenor var. Wagner operaları için fevkalade bir ses. İkisi bir arada, aynı anda dünyada iken, Metropolitan Operası da haklı olarak, sahnede de biraraya getirmek istemiş. Haklı bir seçim. İyi bir fikir. Bilet bulmaya imkan yok.

Alt tarafı 6 kere birlikte çıkacaklar sahneye ya, önce Heppner hastalanıyor. Yerine bir tenor koyuyorlar ama seyirci soğukça bir hıhlayıp geçiyor adamı. İkinci temsilde bir başkasını koyuyorlar, eh işte derken, ikinci perdede bu sefer de soprano hastalanıyor. Yerine bekleyen yedek sopranoyu çıkarıyorlar. Üçüncü temsilde, perde yanlışlıkla iniveriyor, bir makine acaiplikler yapıyor ve hadiiii! Ben Heppner’in yerine geçirilen üçüncü tenor suflor çukuruna düşüyor.

10 dakika sonra adamcağız sahneye çıkıp operayı tamamlıyor ama sonraki temsile çıkamıyor çünkü kafasında armut kadar bir şişlik.

Son gece, nihayet iki operacı sahnede birbirlerini buluyorlar. Söylentilere göre tarihi bir performansmış.

Wagner bu operayı yazdığında sürgündeydi. Opera ilk kez sahneleneceği zaman uygun bir tenor bulmuşlar ama adam rolünü bir türlü öğrenememiş. 2 sene boyunca, 70 prova yapılmış ama ümitsiz vaka.

4 sene sonra nihayet sahnelenecek. Prömiyer gecesi sopranonun sesi kısılıyor. Birkaç gün sonra opera ilk kez oynanıyor. Birkaç ay sonra tenor ölüyor. Dedikodulara göre, opera tenorcağızı halletmiş. Sonradan, 20 yüzyılda iki orkestra şefi, ikinci perdeyi yönetirken bu dünyayı terkediyorlar.

Bir keresinde operayı söylemek için ayarlanan üç tenor da hastalanıyor, her perdeye bir tanesini çıkarıp idare ediyorlar.

Operada trajedi yabancı birşey değil. Kazalar hep olur. Bir kere, bir dekor düşmüştü de Domingo’yla sahneye çıkan birkaç korist ölmüştü. Bazen sahnenin ortasında kalp krizi geçiriverirler. Opera değil ama Moliere de sahnede rolünü oynarken gitmişti. (Aslında sahneden indikten birkaç saat sonra ölmüştü ama sahnede öldüğünü anlatmak daha bir romantik. Hastalık Hastası’nda başrolü oynarken…)

Ben Tristan ve İsolde’nin notalarına birinin makasla girişmesinden yanayım. Yani biraz bal için bu kadar keçiboynuzu insanın midesini ağrıtıyor. Hem sanatçılar da saatlerce bağırınmadan, yıpranmadan, müzikal ve oyunculuk açısından belki daha cesaretli girişimlerde bulunurlar. Ben böyle diyorum, hayatımı tehlikeye atıyorum. Bu Wagnerciler, bildiğiniz gibi değil. Birbirleriyle yumruk yumruğa kavgaya girişir, küfürleşirler. Yanlarında holiganlar halt etmiş.

Ben de arada diş kürdanı olur, kim vurduya gidebilirim Sayın Seyirciler. Ama yine de vazgeçmem fikrimden. Bence bu Wagner’e şöyle kolu bacağı güçlü, gerektiğinde el ense çekip de hem besteciyi, hem hayranlarını alaşağı edebilecek cinsten bir editör lazım imiş.

İki gün içinde yeni bir yazım çıkmazsa endişelenin, e mi? Olabilir, Tristan’ın uğursuzluğuna kurban gitmiş olabilirim!

bloggggggggggg.jpg

3 Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


ten − 6 =