Tuzruhu

Türkiye’de annemin kütüphanesinden uçakta okurum diye bir Aziz Nesin kitabı almıştım. Kitabın kapağı, adı çok yabancı geldi. Allah allah, okumamışım herhalde diye de sevindim. Uçakta kitabı açtım. Birkaç hikaye sonra bir hikaye. Ama nasıl! suratıma soğuk su açrpılmış gibi oldum. Mutlaka kıpkırmızı kesildim. Benim Büyükler İçin 17 Masal kitabıma koyduğum bir hikayeyle hemen hemen aynı. Fikir aynı. Benimki başka yola giriyor ve oradan devam ediyor ama belli ki ben bu kitabı okumuşum. Ama o hikayeyi yazarken kafamda herşey film gibi canlanmıştı. Hatta hikayeyi yazmadım da, hikayenin hayaleti bana dikte ettirdi.

Bu durumda hissedilmesi gereken veya hissedileceği tahmin edilen şeylerin hiçbirini hissetmedim. Birden öyle bir gurura kapıldım, anlatılamaz. Demek Aziz Nesin’in hayatı görüş açısı, yazdıklarını çocukluktan beri okumamın etkisiyle dokuma öyle yerleşmiş ki, tekrar ettiğim şey benden mi geliyor, ondan mı almışım, ayırt edememişim. Bir çeşit fikir babasını bulmak gibi! İçim eridi ve kabardı aynı anda. İçişme noktasına düştüm. Şimdi, içişme noktası nedir? Bence öyle bir kelime olmalı; sevindirme sebebi kolayca anlaşılamayacak birşeyden dolayı duyulan sevinçten transparant hale gelmek, zamana karışmak.

Tarih 15 Aralık. Hava soğuk. Panjur, aidat, tuzruhu, Atatürk kelimelerinin birarada geçebileceği tabelaların yazıldığı bir ülkede doğmuşum. Sevgili Brian ile aramızda aradan halat atmakla tutuşulunamayacak bir kültür farkı var. Bir Atatürkçü oturma sitesi varmış biryerlerde. Orada yaşamanın kuralları arasında Atatürkçü olmak ve tuvalete tuzruhu atmamak ilkeleri var. Gazi de mi atmazdı tuzruhu? Ayıp. Atatürk’e karşı çok ayıp bir kere. O kadar açıdan ayıp ki, ayıp kelimesi kafi gelmiyor.

Ben çok tutucu bir ülkeden geldiğimi çok sonradan anladım. Hem sağı, hem solu tutucu, konservatifliği ilke edinmiş bir ülke. (Bir de üstelik solun kimlik bunalımı var üstüne! Hem Kemalist hem solcu olunabilinir mi, komünist midir, sosyal demokrat mıdır, sosyalist midir, askerci solcu olunur mu, statükocu ve biraz da sınıfçıyız ama solcusu, konformist burjuva değerlerin en sıkı savunucusundan sol, vesaire, vesaire.) İki tarafın iki uca gerip gerip arka tarafta aslında birleştikleri ama tabii sırtları birbirine dönük olduklarından, yok aslında birbirlerinden farkları olduklarını farkedemedikleri bir ülke.

Beterin beteri. Afganistan’da kız çocuğu doğurmak büyük felaket. Evin üstüne kara bir bulut çöküyor. Bir Türk hikayesi vardır, Dede Korkut’tan. Büyük bir davet verilmiş, Sultan tarafından. (Sultan değil de başka bir isim ama hatırlayamadım şimdi.) Hikayenin kahramanı ve karısını kara çadıra oturtuyorlar, oğulları olmadığı için. Sanırsınız ki bunu belirtince hikaye o konuda işlenecek, kara çadır konusu, adam heyt be filan diye kılıncına girişecek, benim bir kızım sizin topunuzdan değerli diyecek. Ve böylece yeni bir Oğuz boyu kurulacak- Kızkadıoğulları filan. Yok, hikaye onunla hiç ilgili değil. Ben öyle bir evde büyüyememişim, bu acaiplik niye belirtildi de, öylecene bırakıldı diye çok şaşırmıştım çocukken.

Neyse efendim, Afganistan’da oğlu olmayan ailelerde bir tane kız çocuğu erkek gibi giydiriliyormuş, saçı kesiliyormuş. Oğlan çocuğuna ne kadar özgürlük varsa, ona da veriliyormuş. Sokakta futbol oynuyormuş, annesi için bakkala gidebiliyormuş, babasının işine gidebiliyormuş, vesaire. Hatta tam erkek gibi davranıp kardeşlerine sopa atabiliyormuş. (Bu cümleyi erkek özgürlüklerine sahip olmaklar arasına koymuşlar, benim kritiğim değil.) Konuşurken insanların yüzüne bakabiliyormuş. Bunu etraf da biliyormuş: çocuk kız! Ama oğlanın sahtesi bile hiç olmamasından iyidir diyerek, aslıkızoğlan sahibi oldukları için bile ailenin toplumda yerleri yükseliyormuş. İşte bu beni çok şaşırttı. Yav, o ailenin oğlu yok, kızlarını oğlan diye giydiriyorlar ama senden daha fazla saygı görüyorlar, ne iş, yani hani filan… Yok, mantığı etrafına sarmak mümkün değil.

Sonra bu kızcağızlar evlenme yaşına gelince dertop edilip, burkalar giydirilip görücü usulü everiliveriyorlarmış. Kadınlarla konuşmayı bile bilmeyen, yemek yapamayan, burkasında oturamayan bu kızcağızlar. Felek, sen ne kelek bir hıyarsın!

Babamın kız kıyafetleri ve uzun sırma saçlarıyla bir fotoğrafı vardır. Eskiden oğlanları kız çocuk gibi giydirip dolaştırırlarmış bir yaşa kadar. Bunun tam anlamını ben çözememiştim. Bu Afgan aslıkızoğlan konusunu öğrenince acaba, dedim, acaba nazar değmesin diye mi kız gibi dolaştırıyorlardı oğlanları?

Oğlan okuldan eve döndü. Yaşasııın! Çok mutluyum! Dün yarım kalan kitabımı bitireceğim! Minik havuçlar var, yer misin? Yerim. Krem peynire batırıp yer misin? Iıııı, yok. Evde somon füme ezmesi var, ona batırır mısın? Yaşasıııın!

Böyle bir acaip herşey.

3 Comments

  1. Tamamdir! Yillardir aradigim kelime “icisme”yi bana altin tabakta sundugun icin sana bir kez daha minnettar oldum, iyi mi:) Bundan boyle benim de bir “icisme”m var. Saka bir yana, bu kelimeyi sevdim ve beynimin bir yerine tattooladim bile, sag ol var ol cok ol!

  2. Trt2 de Aziz Nesin ile bir söyleşi dinledim geçmişte.
    Yabancı bir mizah yazarıyla sohbet ederken, A.Nesin’e, “sen çok kaliteli bir mizah yazarısın…” gibi bir cümle söylediğinde,
    A.Nesin, “sen de Türkiye’de yaşasaydın, daha kaliteli olurdun..” demiş. (cümleler yaklaşık böyle idi). Türk toplumunun yaşantısından çok güzel mizah çıktığını söyledi özetle. Böyle mizah altyapısının batı toplumlarında pek rastlanamayacağını da…
    Burası Türkiye,
    Bir kahvehane, uzun süreli çalışılan iş yerleri, askerlik yılları.. gibi mekanların sohbet ortamları Aziz Nesin’i yaratan malzemelerle tıka basa dolu.
    Bu yüzden doğaldır ki, mizahın dili de altyapısı da bu ülkede aynı olabilir.
    Mümkün olsa da, böyle ortamlara kayıt cihazı konsa da, sözcüklerin notalı kıvraklığıyla birlikte, mimiklerin de rengi sayfalara olduğu gibi düşürülebilse.
    Kitabı özel yapan, sanırım –bu kapsamda- anlatım tekniği olmalı?

    Peygamber ya da lider kültü dedikleri kavram, biçim değiştirerek alternatifini de yaratabiliyor Kemalistler örneğine baktığımızda. Alternatifler, bu siyasal orenada rekabet ederken aynı silahı kullanıyorlar. Sadece markaları farklı olan silah…
    Bireyler, özgürlüğün iç ve dışa dönük gücünü kavramış ve ona göre davranan bireyler böyle dayanaklara gerek duyarlar mı?
    Bence hayır.

    “Solun kimlik bunalımı ve tutuculuk”
    Bilirsiniz, tutuculuk sağın-muhafazakar- doğasında var. Bu yadsınamaz. tutuculuk, solun doğuş amacıyla tam çelişik duruyor. Devrimcilikle tutuculuk nasıl özdeşleşir? Haklısınız tabi ki bence de!
    Ama ayırt etmediğiniz bir nokta görülüyor ki, asıl sol ile burjuvanın yarattığı “maket solu” aynı kefeye koyuyorsunuz. Aşk olsun Elif Savaş Felsen), yok mu böyle bir kadro ve dik duran onurlu sol potansiyel? Ve egemen kesimin, bunların tanınmasını ve “dertlerini” sabote etmek için tüm gücüyle saldırmasını…

    “Demokrasciliğin” rajonunda sol ve sağ ve başka eğilimler “bulunmalı.” Yoksa adı demkorasi olamaz(!) Demokrasiye uzlaşma rejimi diyorlar.
    Sermaye çıkarlarıyla tam çelişen emek nasıl uzlaşabilir ki! Ama uzlaşmalı? “Ha öyleyse maket sol gerek bize. Karşıya oturtulmalı, stres atılan kum torbası gibi, arada bir tokatlayarak, sermayenin karşı kutbu olan solun iktidarsızlığı geniş halk kitlesine kanıtlanmalı” Cumhuriyet tarihi boyunca yapılanlar bunlar. Bunları elbette bildiğinizi düşünüyorum da, itirazım, burjuva ağzıyla maket solu aslından ayırma gereği duyulmaması.

    Afganistan ve kız çocuklarının kaderi…..
    “Toplum olmak için tercih ettiğin kültürel değeri söyle, kim olduğunu söyleyeyim” demiş adamın biri. O değeri sorguladığımızda, kız çocuklarının kaderi de tanımlanmış olacak. Bataklık-sinek meselesi…

    Not.kitap ve cd için iki denemem de fiyasko ile sonuçlandı. Bunun nedeni benim beceriksizliğim mi, yoksa stok durumu mu, bilemedim. Kitap ve cdler için merakım artmaya başladı da…

  3. Yakında okudum, Bin Muhteşem Güneş’i. Afganistan’da kadın olma durumlarıyla ilgili pek çok ayrıntı vardı, çoğu da bizdekine benzeyen, üstelik.
    Fakat bu anlattığını bilmiyordum. Acayiplik kırk türlü, sonra o tüm çocukluğunu, gençliği erkekmiş gibi geçiren genç kız nasıl bir ani değişim geçiriyor ki, acaba?

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


thirteen + 13 =