Tiyatro zamanı

Kraliçe Elizabeth zamanında tiyatroya gidenler halkın her kesimindendi: en soylusundan en basit işçiye, zanaatçıdan askere, öğrencilerden ev hanımlarına… Londra’nın yüzde onu devamlı tiyatro seyircisiydi. bugünün büyük şehirlerine göre çok büyük bir yüzde.

İngiltere’de bizim anladığımız anlamda ilk tiyatro, 1576’da, bir marangoz tarafından inşaa edildi. İsmi: Tiyatro tabii! O zamana kadar oyunlar han bahçelerinde veya ayı dövüştürülen alanlarda oynanıyordu. Toprak sahibi ile çıkan anlaşmazlıklardan sonra, marangoz öldükten sonra oğulları, binanın tahtalarını toplayıp Thames nehrinin öteki tarafına taşıdılar ve tiyatroyu yeniden inşaa ettiler. Bu sefer adı: The Globe.

Tiyatro, politikacıları ve özellikle Puritan dinadamlarını rahatsız etti. Kiliseye gitmek varken, böyle “orospu şehveti” azdıran yerlerde ahlaksız oyunlar seyretmek… Üstelik de “gizli oğlancı toplantılar”ın yapıldığından şüpheleniliyordu. Öyleyse, bu pislik şehirden uzakta tutulmalı. Hepsi birarada, şehir dışında biryerlerde.

Böylece The Globe cinsi tiyatrolar şehrin hemen dışında izin verilen bölgede, yanyana açılmaya başladı. Aynı yerlerde horoz, ayı ve köpek dövüşleri düzenleniyordu. Birkaç ayının tiyatrolardaki aktörler kadar ve hatta daha fazla hayranı olduğu biliniyor.

Tiyatroların, kerhanelerin, biraevlerinin, tavernaların ortasında pezevenkler, orospular, sokak satıcıları, yankesiciler, dolandırıcılar. Alan Winchester Piskoposu’na ait olduğundan, tiyatroların ve genelevlerin kazançları doğrudan kiliseye gidiyordu.

The Globe, açıkhava tiyatrosuydu. Pazar günleri dışında hergün oyun vardı. Oyunlar saat 14’te başlıyordu.

Tiyatro ahlaksız sayıldiği için, reklam yapması da yasaktı tabii. Tiyatro sahipleri de oyundan hemen sonra, binaya bayrak asarak ve trompet çaldırarak, tiyatroseverlere oyunu haber vermeye başladılar. Siyah bayrak: trajedi, beyaz bayrak: komedi, kırmızı bayrak: tarih.

Seyirciler bölgeye karşı kıyıdan kayıklarla geliyorlardı. Bir ara 2000 kayığın sadece bu işle uğraştığı biliniyor.

Bilet fiyatı oturduğunuz yere göreydi: en pahalı yerler sahnede, kibarların yanında, yastıklar üzerinde localar biraz daha ucuz veyahut en ucuzundan, dirsek dirseğe ayakta!

Satıcılar bira, su, portakal, yemiş, kurabiye ve elma satarlardı. satarlardı da, bazen bunlar oyunculara fırlatılırdı! Elizabeth zamanı seyircinin en sevdiği çerez fındık imiş.

The Globe’da bir tane bile tuvalet yoktu. Oyunlarda perde arası verilmiyordu. Oyunların prodüktörü ve hatta yönetmeni dahi yoktu. Oyunlar oyuncuların mutlak kontrolündeydi.

Elizabeth zamanı tiyatrosever, özel efektlere düşkündü. Kötü karakter sahnedeki bir gizli kapakla cehenneme düşebilir, gökyüzünden melekler indirilebilir, top atışları yapılabilirdi. Kostümler çok süslüydü ancak sahne donatımı azdı. Kadınların sahne alması yasak olduğundan, bütün kadın rolleri küçük oğlan çocukları veya yeniyetmeler tarafından oynanıyordu.

Aktörlerin prova yapacak zamanı pek yoktu. aktörler rollerini bir haftada öğrenmek zorundaydılar, çünkü çok fazla oyun sergileniyor ve oyunlar devamlı değişiyordu. Bir başrol oyuncusunun günde 800 cümle (hayatında bir kez olsun rol ezberlemeye çaliışmış herkes bu sayının ne kadar inanılmaz olduğunu tahmin eder!), 3 yılda 70 farklı rol öğrenmek zorunda kalabilirdi.

Seyirci değişikliği sevdiği için (bugünün uzaktan kumanda-kolikliği gibi birşey olmalı), bir oyun topluluğu altı ayda 150 kere sahneye çıkabilir ve 30 ayrı oyun sergileyebilirdi. Bazı oyunlar bir iki kereden sonra kalkar, tutulan oyunlar 6 ay kadar oynanırdı.

Oyunlar yazara değil, tiyatro topluluğuna aitti. Yazarın oyun üzerinde hakları yoktu.

Bir süre sonra the Globe oyuncuları, eski bir manastırı satın alarak, kışın kullanmaya başladılar. Manastırın en ucuz bileti, The Globe’un en pahalı bileti fiyatındaydı. Ancak bu yeni sahne, oyunların çok daha samimi, klostrofibik ve psikolojik olarak karmaşık problemleri sergilenmesine izin verdi, çünkü oyuncular sahneden avaz avaz bağırmak zorunda değillerdi.

The Globe bir kere veba, bir kere de dinadamlarının tiyatro düşmanlığı sebebiyle kapatıldı. 1613 yılında, bir oyunda kullanılan topun alev almasıyla yandı.

Oyunun adı: 8. Henry.

Oyunun ve Globe’un en başarılı oyunlarının yazarı ve ayrıca oyuncularından biri: William Shakespeare!

The Globe, bir Amerikalı aktörün senelerce uğraşması sonucu, orijinal yerinde yeniden yapıldı ve 1997 yılında, Shakespeare’in 5. Henry oyunuyla açıldı.

Ben feci bir Shakespeare hastasıyım. Bazı oyunlarını kelime kelime bilmek isterdim, bilenlere karşı da müthiş bir kıskançlık duyuyorum. İnsan psikolojisini böylesine anlayabilmek, kafasının içinde böyle bir beyinle ortalıkta dolaşmak…

4 Comments

  1. Tam da bugün, bir arkadaşıma Shakespeare’in nasıl da hayata ve insana ait tüm meselelerin sırrına ermiş olduğu ve üstelik bunları bir de yazmış olmasının ne kadar hayranlık verici olduğu konusnda bir nutuk atmıştım ki, üstüne bu yazının gelmesi…
    Çok hoş çok!
    :))

  2. Buyuk keyifle okudum, harika bir yazi olmus. Din adamlarinin tiyatroya karsi olmasi ile tiyatro gelirinin kiliseye gidisi ne ilginc bir tezat!

  3. Çok ilginç, Elif. Biz, tiyatroyu halâ Eski Datça’da bir kahvenin önünde sahneliyoruz. İngiltere’de 1576 yıllarına kadar olduğu gibi. Çok da alkış alıyor oyunlar. Ama, yılda bir kez, Anneler Günü’nde.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


nineteen − 9 =