Takıntı

Amerika’da Westboro Baptist Church denilen, herhalde eğer varsaydı şeytanın insanlara musallat ettiği, iğrenç, nefret dolu bir kilise organizasyonu var. İşleri güçleri homoseksüellere saldırmak, hakaret etmek. Tapındıkları tanrı, başka hiç işi olmadığından veya belki de böyle şeylerden nefret etme zevki aldığından, sokaklarda birbirlerini kazıklayan, öldüren, saldıran, kötülük eden insanları değil, evinde birbirini seven insanları gözetliyor. Onlara günah yazıyor. Onlar günah işliyor diye de tüm Amerika’yı cezalandırıyor. Böyle sapık, takıntılı bir grup dinci.

Mesela bir yerde bir askerin cenazesi mi var? Haydi, bunlar ellerinde bayraklar, yazılar, flamalar, toplanıp gidiyorlar, cenazenin tam yanında Allah homolardan nefret eder, 11 Eylül iyi ki oldu, Tanrı Amerika’yı 11 Eylül’le cezalandırdı, Askerler iyi ki öldürülüyorlar cinsinden hastalıklı ruhlu sloganlar atıyorlar. Asker cenazesi yetmiyor, mesela doğal bir felaketten ölmüş insancağızların cenazelerini basıyorlar. Çünkü o doğal felaket, Amerika’ya homoseksüelliğe göz yumduğu için tanrıları tarafından yollanmışmış. Böyle ağzından burnundan irin gibi zehirli sözler fışkıran bir grup. Düşününüz, acınız yüreğinizi paralıyor, bir yakınınız askerde, savaşta ölmüş, ya da sele kapılmış. Bu insanlar cenazenin tepesinde iyi oldu diye haykırıyorlar.

Bir zamanlar kendi işiyle uğraşan genç bir eşcinsel çocuğu öldüresiye dövmüş, vücudunu tarlada bir sopaya bağlayıp bırakmışlardı. Öldü çocukcağız. Onun cenazesine bile gittiler. Bu kadar edepsizlik, utanmazlık, arlanmazlık, gözü dönmüşlük. Pes.

Dava açanlar oldu ama en son Yüce Mahkeme, bu kilisenin düşünce özgürlüğü haklarından mahrum edilemeyeceğine karar verdi. Mahkeme kararında eklemiş: Ancak yerel mahkemeler, mezarlıkların etrafında geniş bir korunaklı bölge tahsis edebilirler. Orada gösteri yasağı olur. Böylece bir yöntem bulunabilir. Yani diyorlar ki, biz yasal yollardan durduramayız ama siz yerel güçler, bir çaresine bakın.

Geçen gün bir kitap okuyorum, nöroşirurjiyen (Vallahi de billahi de bu laf böyle. Nöroşiroloji ile uğraşan doktora nöroşirurjiyen deniliyor. Neden az biraz daha kolay olan nöroşirolog kullanılmıyor, bilmem. Belki hastaya 5 kere nöroşirurjiyen dedirtiyorlardır. Diyemiyorsa beyninin sol tarafını kaşıkla alıveriyorlardır.) bir adamın hatıratı. Çok güzel, dokunaklı, gerçekçi bir kitap. Kitapta bir ameliyat sırasında bir nöroşirurjiyen bir asistan nöroşirurjiyene diyor ki, “Sevgili dostum Bay Nöroşirurjiyen, lütfen şu önündeki Yasargil maşasını uzatır mısın? (Ben İngilizce’den maşa diye çevirdim, belli ki beyin ameliyatlarında, bir damarı  sıkıştırıp kanama durdurmaya yarayan bir alet. Çok mühim birşey, çeşit çeşit boyları var. Ve damarı sıkıştıran ama sıkıştırırken de parçalamayanı makbul. Herhalde Türk Nöroşirurjiyenler maşa değil, başka birşey diyorlardır.)

Gözüm takıldı. Yasargil ne de Türk gibi birşey! Sonra hatırladım; Yaşargil adında ünlü bir Türk nöroşirurjiyeni vardı diye. (Bakınız, artık bu noktada nöroşirurjiyen kelimesini harf harf bakarak yazmıyorum. Beynim yeni nöron bağlantıları geliştirdi, bir açıdan zekam arttı!)

Kendisi sadece ünlü bir Türk nöroşirurjiyen değil; bazen ün anakaraya tuhaf şekillere bürünerek, abararak ve kabararak ulaşıyor. Ama Gazi Yaşargil, gelmiş geçmiş en önemli nöroşirurjiyenlerden biri olarak adını tarihe yazdırmış bir doktor. Ameliyatlarda kullanılmak üzere, kendi icat ettiği bazı aletleri var. Geçenlerde tornacıda ameliyat birşeysi yaptıran doktor haberini okuyunca bunu hatırladım. Başka bir dökümanterde de çok iyi bir kalp operatörünün elindeki borularla, plastik kaplarla nasıl yeni bir mekanizma yapmaya çalıştığını seyretmiştim. Operatörlük sadece bilgi değil. El becerisi ve mühendislik bir operatör doktoru yeteneklerinin derecesine göre iyi ve hatta devrimci bir karakter haline getirebiliyor.

Diyarbakır’ın bağrından kopmuş bu Anadolu çocuğuna selam olsun. Hayatlar yıkmaya odaklı, beş para etmez insanların arasından, hayatlar yapmaya adanmış insan vücutları, çirkinliklerin üzerine peri tozu döküyor bazen. Hah işte, budur yaaa diyesi geliyor insanın. Hatta etrafta kimse yoksa, yüksek sesle “Hah işte, budur yaaaa….”diyorsun ve de arada nöroşirurjiyen yazmasını ve birazcık da söylemesini de öğreniyorsun. Fena mı?

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


6 + ten =