Son Yemek

leonardo_da_vinci_last_supper.jpg

Gastronomica adında çok sevdiğim bir yemek kültürü dergisinde Leonardo Usta’nın İsa’nın Son Yemeği resmiyle ilgili bir analiz vardı ki birkaç noktası benim için tamamen yepyeni bilgi.

İsa’nın son yemeği, Hristiyan ve özellikle Katolik kültürü için çok önemli bir konu, havarileriyle Yahudiler’in Hamursuz Bayramı’nın ilk gecesinde yediği ve sofrasında ihanete uğradığını açıkladığı yemek.

İnsan psikolojisi açısından çok dokunaklı bir hikaye, düşününüz ki bütün inancınızı verdiğiniz kişi size ihanete uğradığını ve öldürüleceğini haber veriyor. Keşke konu olarak mitolojik hikayelerin dokunulabilirliğine erişseydi de mesela Shakespeare bir oyun yazsaydı bu sahne üzerine. Fevkalade olurdu. Ama hala dini bir gerçek sayıldığı için dokunulmazlığı var ama en azından bolca resmedilmişliği de var.

Yahudiler’in Hamursuz sofrasında mayalanmamış ekmek, kuzu et baş köşedeyken, da Vinci’nin sofrasında ekmek mayalı ve koyun etinden eser yok. Haydi deyiniz ki, burada insanlık için kurban edilen kuzu ki eğer öyle bir anlam konulursa daha da trajik, İsa’dır. Kuzu eti lazım değil. Ama sofrada yılan balığı var. Üstelik, neredeyse sevimli bir detay diyeceğim: yanında portakal dilimleriyle! Sevimlilik şurada: Yahudi kanunlarına göre yılan balığı koşer değil. Yani sofrada olması, Muhammed’in sorfasında domuz çizilmesi kadar tuhaf. Ancak, Leonardo’nun zamanında yılan balığı sevilen bir yemekti. Zamanın yemek kitaplarında çeşit çeşit tarif var. Burada ızgarası tasvir edildiği gibi, üstelik tam da Usta’nın hayatında moda olduğu üzere, yanında portakal dilimi ile! Balığın yanında portakal, tam da o sıralarda vazgeçilmez; Rönesans Avrupa’sı portakala takıntı yapmış halde. Bu moda birkaç on yıl yaşayıp, sonra ortadan kayboluyor.

Leonardo’nun vejeteryan olduğuna dair bazı kanıtlar var, ancak evinde yapılan alışveriş listelerinde bolca et ve özellikle balık da var. Belki de eve gelenlere sunuluyordu. Bu kısım bilinmiyor. Ancak, kendisi vejeteryan idiyse bile, İsa’nın sofrasına leziz bir balık ızgarayı layık bulmuş.

Son Yemek, yapılışından sadece 60 yıl sonra bile neredeyse görünmeyecek kadar yıpranmıştı. Da Vinci, deneysel boyalar kullandığı için. Bir sürü korkunç restorasyon komedisi ve üstüne üstlük Fransızlar’ın binayı cephanelik olarak kullanması, askerlerin havarileri resimlerinin gözlerini oyması (Türkiye’deki kiliselerde çok rastlanan bir durum ama üstelik aynı sekte bağlı Fransızlar’ın kendilerinin de inandıkları aziz resimlerinin gözlerinden ne istediklerini anlayamıyorum.), önüne korusun diye konulan perdenin hem nem tutması, hem de her açılışında boyaları çizip dökmesi, bari bu freski başka yere taşıyalım diye iyi niyetle ortasını söküp, sonra aaaa, bu fresk değilmiş ayol diye yükselen çığlıklar (fresk ile duvar resmi arasında, kullanılan maddeler arasında farklar var; Leonardo, fresk bir kere yapıldı mı üzerinde oynanmaz diye başka maddelerle altlık yapmış), uhuyla yapıştırma çabaları ve daha insanın yüreğini sıkıştıran neler ve neler…

Sonunda tam yirmi yıl süren, kavga dövüş edilen ve bir kadın sanatçı tarafından idare edilen restorasyondan sonra, 1999’daydı diye hatirlıyorum, resim ziyarete açıldı. Ben restorasyondan sonra gördüm. Tabii çok yaralı, tecavüze uğramış ama başını onurla dik tutan asil ve çok güzel bir kadın gibi birşey. Renkleri şaşırtıcı canlılıkta ama önceden iyice bilgilenip de, biraz da hayal gücünü kullanmak gerektiren bir haldeydi. Ben o zaman balık vesaire detaylarıyla ilgili hiçbirşey bilmiyordum tabii. Mesela, İsa’ya ihanet eden Judas’ın elindeki para kesesinin anlamını biliyordum tabii ama dirseğini masaya dayadığına hiç dikkat etmemişim! Leonardo zamanında ve bugün çok ayıp sayılan, annemin defalarca uyarıp içime yazdırdığı, benim de oğluma geçireceğim bir görgü kuralından habersiz, kaba saba Judas seni!

lastsupperdetailleft.jpg

9 Comments

  1. Cok sevdim yaziyi. Umarim ben de gorebilirim bir gun.

    Peki ortmenim, yemek sonrasi sohbet esnasinda koyabilir miyim dirsegimi masaya? Muhtemelen yapiyorumdur zaten. 🙂

  2. Elif,
    Tam senlik bir yazı bu.:))
    Senden, bu kadar ayrıntı ile dolu ve güzel bir okuyunca hiç şaşırmıyorum; senden beklenir!
    Bu duygumun, yazının değerini azaltmasına izin vermiyorum, ama.
    🙂

  3. Elif, seni bir sanat dergisinde yazar olarak gormeyi cok isterim. Ressamlar ve tablolari, yonetmenler ve filmleri, sanatciler, konserler falan hakkinda yazdigin bir kosede kimbilir sen daha boyle ne guzel seyler cikartirsin. Ve oyle keyifli, insanin aklinda kalacak bir sekilde yaziya dokuyorsun ki gercekten kutlarim. Eminim bu blogu cok kisi ziyaret ediyordur, ama kesinlikle daha cogu okumali boyle yazilari…

  4. cok guzel anlatmissin zevkle okudum ellerine ve beynine saglik. itiraf ediyorum resme bakarken hic bunlari dusunmemistim. masaya dirsek koymak ile ilgili benim beyimin annesi catalla ikaz edermis iskencenin de boylesi 😛

  5. Elifcim
    Lapis lazuli’nin yazısına can-ı gönülden katılıyorum. Çok çok güzel yazıyorsun böyle konuları. Ayrıntılar kafaya kazınıyor. O yılan balığını ya da masaya dirsek koyan hıyarı unutmak mümkün mü artık? Saygısız cidden ya, sen kimin masasında sanıyorsun kendini? Allalllaaa

    marruu

  6. Çok güzel bir yazı olmuş, ellerine sağlık.
    Beklenen diye bir kitap okudum geçenlerde. İsa’nın soyundan geldiğini iddia eden bir kadın yazmış.Kitapta İsa’nın karısı Mecdelli Meryem’in yazdığı bir incilden bahsediliyor ve Judas’ın aslında ihanet etmediği söyleniyor. Tarihsel gerçeklerle ne kadar örtüşüyor bilmiyorum ama bana enteresan geldi…
    Masadaki ayrıntılar da ilginç.Leonardo simgelerle mesajlar veren bir sanatçı. Yılan balığı ve portakal neyi simgeliyor acaba? Okuduğum kitapta, son akşam yemeğinde Meryem’in hamile olduğu yazılı. Çok eskiden okuduğum rüyarların psikolojik etkileri konulu bir kitapta da rüyada yılan balığının erkeklik organını simgelediği yazıyordu. POrtakalla ikisi birleşince, kitaptaki hamilelik tezini kastediyor olabilir mi acaba?
    benimki sadece beyin jimnsatiği:))

  7. Mz, tabii koyabilirsin! Hele sohbetini tatlilastiracaksa, istersen masanin ustune cik!!!! :o) Burada bahsedilen tabii, masanin ustune abanmak, yoksa senin cici dirseklerinden ne olacak?

    Hepiniz cok kibar ve tatlisiniz. :o)

    Lapiscigim, sanat dergisini alanin sayisi bizim ulkede blog okuyucusundan cok degildir korkarim. Tabii oyle bir dergide yazsam daha bir suksem olur, orasinda haklisin. ;o)

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


nineteen − seventeen =