web analytics

Sokağın Rengi Kimden Sorulur

Eskiden dikkatimi çekerdi, İstanbul’dan çıktık mı, küçük şehirlerin kendine göre bir düzeni olur. Girişte şehrin meşhur olduğu birşeyin (meyve, sebze, deve, yatır vesaire) plaster gibi bir maddeden yapma, genellikle kenarı köşesi kırılmış minyatürü, etrafında gözünü 24 saat üstüne dikip sulamazsan ölüverecek, yöreye katşyen uygun olmayan cinslerle doldurulmuş çiçek tarhları. (Ben çocukken Almancılar getirirdi rengarenk çiçek tohumları. Buraların toprağında, havasında  en kısa zamanda en derin sevgiyle öldürülmek üzere.) Önce bir süre oto tamircileri tabii, sonra bu garip düzenleme, iki tarafta duvar gibi dizili evlerin ortasından bıçak gibi geçen bir yol. Ve üç dakika sonra şehirin dışına şutlanma hali. Sanki şehrin gelen geçenden saklı tutmak istediği bir esas ruhu var da, bizimle paylaşmamak için böyle bir yönteme başvurmuş gibi gelirdi bana. Eğer ki bir sebeple arka sokağına dalıp kerpiç, ot, çamur, tezek evleri görmezsem, çınarların altında kahvehane, kapısında ayakkabı dizili camii, tavanından rengarenk plastik toplar sarkan bakkal, bahçesi mutlaka Atatürk büstlü, ben tatilde olduğumdan tatilde okul…  Şehrin nesi meşhur olursa olsun, üstü plaster kaplanarak boğulmuş, ama bir sokak gerisinde çoluk çocuk, yaşayan, soluyan, ha belki yüksek binalar değil ama kendisine has küçük evleriyle var olan Anadolu şehri. Tabii bir heykeltraşın diktasın altına girip ne çarptığını şaşırmış şehircikler de var; mesela Edirne… Çıtı pıtı centrum’unu bir takım acaip su süslemeleri ele geçirmiş, sanatın edebine her açıdan nanik yapan acaiplikler. Yine de görmezden gelinirse taşra güzelleştirme meraklılarının belediye çalışmaları, ne güzel mahalleler var Edirne’de. Organik olarak doğmuş, büyümüş.

Birkaç yıldır İstanbul’a her gelişimde dikkatimi çekiyor: Otoyol kenarlarında sanki herşeyi şekillendirmeye takıntılı, hayatını sağlık kuruluşunda yatılı geçirmek zorunda kalmış, duygusal ve gelişimsel problemli bir arkadaşın rüyasına düşmüşüm gibi- çiçek tarhlarından şekiller, halı desenleri, Olimpiyat yüzükleri, İstanbul olduğundan hiç şüphe olmayacak yerlerde yine çiçekten İstanbul yazıları… Bir beldede sevimli olabilecek taşra atraksiyonları, koca metropolde oldukça göz yakıcı.

Genç kızına hala kırmızı rugan pabuç alıp, illa da giydiren, giymezse surat asan ve hatta harçlığını kesen baba gibi. Müthiş kontrol meraklısı, hafiften hiper sensitif babanın giydirdiği bir kızcağız.

Adamın biri renklensin diye bir merdivenin birkaç basamağını boyamış İstanbul’da. Herhangi bir sokak değil, varoş değil, taşra değil. Koskoca, binlerce yıllık tarihi sürükleyen, metropol bir şehrin, kendine yakışır karmaşıklıkta, canlılıkta bir semtinde. Konu komşu pek beğenmiş, tebrik etmişler, o da cesaretlenip bütün basamakları boyayıvermiş. Birşeyleri yıkmadan, kaldırmadan. Ve o semtte yaşamadığından yüzde yüz emin olduğum birileri yok ağa demiş, sildirmiş boyaları, griye çalmış ortalığı. O dudaklardaki kırmızı ruj silinecek! İşte bu kadar. Eğer ruj sürülmek lazımsa o rujun rengine ben karar verir, ben sürerim. Elinden gelse azarlayacak tek tek, harçlığını da kesecek; çünkü ya benim aldığım ayakkabılar giyilecek, ya da ayaklarına diken batsın, burnu sürtülsün de gelsin önüme kaltak! İstanbul böyle birşey. Burnu sürtülmüyor kaltağın. Kendi mahallelerinde nefes alıp veriyor. Ha, biraz isli, dumanlı, hatta orasında burasında çöp. Ama onun gibi kaltak şehirler- mesela Paris, mesela Roma, hepsi biraz öyledir zaten. Halk yaşadığı için varlar, sevgileri biraz hırpalayabilir ama sonuçta onların mahallesi, sokağı, boyalı merdiveni. Tabii zorba yönetimler oluyor, bi kodularmı oturtuyorlar şehrin ağzına burnuna. Şu sıralar çok dayak yedi İstanbul. Aslında doğrusu uzun zamandır dayak yiyordu da, zaman zaman azıyor zorba, üst üste vuruyor, morartılar henüz iyileşmeden. Hatta zorba zorla estetik ameliyat yaptırıyor; çünkü burnu böyle, çeneyi şöyle, memeleri böyle beğeniyor. Ağzı burnu dayaktan dağılmış, estetikten şişmiş bir İstanbul. Çoğu zaman olduğu gibi, bu sefer de illa adam edecek zorba bu kaltağı. Edepli otursun, edepli giyinsin. Yüzüne boya sürecekse ben sürerim, entarisini ben alırım. Çıkmaycak sokağa bundan böyle, perdeler açılmaycak. Öyle ulu orta keyiflenmek de yok. Ben seni aldım, besliyorum ama dediğimi yapacaksın sürtük. Şııırrrrak!

Böyle Türk filmleri vardı: delikanlı kızı alır ama bir sinirli bir sinirli! Kartal Tibet filan. Anadolu’nun bağrından kopmuş, mini etek filan gelmez namusa. Kız da zengin babanın şımarık kızı ama kimsenin umrunda değil. Oysa delikanlının umrunda. Nerden biliyoruz? Eh, eve kapadı, taksisinde, balığında bütün gün kıçından ter damlıyo, sen de evde yerleri ovala, yemek yap, başında üçgen örtünle bakkal amcadan ekmek, soğan al. Akşama eve dönsün, tarhana çorbasını içsin, sen kenarda otur, böyle içten teşekkür anlamlarında kirpiklerinin altından mahzun utangaç bak bir süre. Sonrası yok. Sevişme sahnesi pek olmaz bu filmlerde. Ama dayak sahnesi olur. Adam kızı görür bir yerlerde, bir söylenti gelir kulağına ve sonra şırrrr-rak! O üçgen başörtüsü düşer, iki perçem saç çıkar ortaya, beyaz baldırlar eteğin altından görünür, (aslen Ermeni aktör) yaşlı bakkal amca evden gelen gürültülere koşar, kızı kurtarır…Ama kız dayağa rağmen aşık. Aşık, çünkü babası para derdinde, üvey anası konkende. İlgi gösteren tek insan- dayakla da olsa- delikanlı.

Aslında o şekilli çiçek tarhlarıyla mutlu olsan da yemesen şu dayakları, kaltak şehir! Adam sana gökdelen dikiyor, çiçek dikiyor, ağaçları böööle bir yerden kaldırıp öbür yere dikiyor, dikiyor anam dikiyor, sen ne diyorsun? İlla burası böyle bir şehir, biz biraz karışık, kuruşuk ama bizim gibi severiz, taşını toprağını, tarihini filan, organik haliyle… Organik morganik, bi tane çarpacam ağzının ortasına organik organik kanaycan seni şehrin orospusu, orospu şehir!

Bence o gri boyanın anlamı budur.

 

Subscribe

Subscribe to our e-mail newsletter to receive updates.

2 Responses to “Sokağın Rengi Kimden Sorulur”

  1. August 31, 2013 at 3:41 am #

    Ha ha…. http://www.youtube.com/watch?v=0ifeovzT5ck

  2. taranki
    October 10, 2013 at 7:57 am #

    obamanın pesine takıldıgı yalan.muhalifler gibi suclu obama yalan uzerınden savas cıgırtkanı.nobel yakısmıs. http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/kimyasal-silah-meselesi-ve-aydinlik-gazetesi-h16312.html

Leave a Reply