Sistemle ilk toslaşma

Anatol laik bir anaokuluna gidiyor. Burada laik ve iyi anaokulu bulmak zor. Hepsi bir kilisenin, bir sinagogun, bilmemnenin kuyruğu. Olmayanlar benim zevkim için biraz fazla hipi. Bütün gün çamur yoğuruyorlar. Bu gittiği okul hem laik, hem eğitim veriyor.  Oğlan şakır şakır okuyor, yazması da fena değil, filan filan.

Okula kayıt yaptırırken doldurduğum bir milyon formdan biri, çocuğun Noel, Çin Yeniyılı, Paskalya, vesaire cinsi dini kokulu etkinliklere katılmasına itirazım olup olmadığıydı. İçinden din geçmeyen, daha çok şekerleme ve krapon kağıdı anlamına gelen bu günlere neden karşı çıkayım? Sonuçta üstünü Anatol’un elde yaptığı süslemelerle donattığımız bir Noel ağacımız bile vardı evde. Eve tanrı giremez ama çam ağacına itirazım yok.

Okul sözünü tuttu. Bayramlar sırasında dinin bütün taşlı tarlalarından, ağızlarına tanrı adı almadan yüzlerinin akıyla geçtiler. Sonuçta okul kırkiki buçuk millet, din ve bizim gibi birkaç allahsız ailenin çocuklarıyla dolu. Çocuklara Noel’de evde ne yaptınız diye bile sormuyorlar. Çok dikkatliler.

Dikkatli idiler. Ama biryerlerde toslamazsak ben buna okul demem. Haziran’da mezuniyetleri var. Okul için önemli birgün. Bizler için foto çekme bahanesi. Haldır huldur hazırlanıyorlar. Toy Story filminden you got a friend in me diye sevimli bir şarkı. Başka bir şarkılar daha. Anatol şiir okuyacak. Vesaire.

Ancak bu haftasonu Anatol bir şarkı söyler oldu ki, bizim evde kıyametler koptu. Şarkının sözleri aşağı yukarı şöyle:

“Böyle özgür bir ülkede doğduğum için şanslı yıldızıma teşekkür ediyorum. En zor zamanda, herşeyimi kaybetsem, ailemi biraraya getirir ve çok çalışıp herşeyi yeniden kurarım. Bu kadar özgür bir ülke ne harika. Özgürlüğümüz için ölenlere müteşekkirim. Tanrı Amerika’yı korusun!!!!”

Tipik sağcı manifestosu. Burada yaşayanlar şarkıdaki incelikli anti-yoksul, kapitalist, savaşçı, beyin yıkayıcı noktaları farkederler.

Şarkı kahvaltı masasında ilk söylendiğinde, Brian’a kaşımın altından, çaktırmadan bir baktım. Renk değişmeye başlamış bile. Şarkının beşinci avaz avaz tekrarında artık surat surat olmaktan çıkmış, közlenmiş patlıcana dönmüş! Ben annemin seçmeliyken bile aman kızım takarlar, sen yine de gir derse, boşver diye din derslerinde sıra üstünde namaz kılmış kızıyım. Sistemin içinde hı hı olur demeye alışıkım. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı konusu. Ama Brian değil.

Şarkı Bush için, seçimlerde kullanılmış. Sonra demokratiklere karşı silah haline gelmiş. Yüklü şarkı.

Brian homur homur başladı. Cumartesi sabahı peynir mi yiyoruz, gazete küpuru mu çiğniyoruz, belli değil. Oğlan avaz avaz God bless Americaaaaa!!!! Ben istiyorum ki üzerinde durmayalım ki körpecik beyni ne dediğini anlamadığı şeylerle kirlenmesin. Brian istiyor ki 4 yaşında oğlan eline pankart alıp devrim yapsın.

“Başka şarkı mı kalmamış? Ne biçim sözler? Sanki Amerika’dan başka yerde özgürlük yok! Sanki Amerika özgür! God bless Amerika da nereden çıktı? Homur homur homur.”

İçeriden Beatles CD’leri taşıyor, bak oğlum sen bu şarkıyı seversin. All we need is love. Yok! Çocuk bütün sözlerini bildiği yeni bir şarkıyı söyleyebilmenin hazzıyla Gooood bless Americaaaaa!!!!

Adam patlayacak. “Oğlumun ağzında böyle cumhuriyetçi laflar, ne çirkin! Dayanamıyorum!!! Oğlum bu şarkıyı söyleme. Ben sevmiyorum bu şarkıyı.”

“Annecim, daddy şarkımı sevmedi.” Gözyaşları.

Bana bak Brian dedim sonunda, bana bak Brian, bir derdin varsa git anaokuluyla dövüş. Küçücük çocuk demokrasi ve özgürlük ve batıl itikat mastırı mı yapmış? Zamanı gelir, ortaokula filan giderken kalkar, ben bu şarkıyı söylemem der. Daha kıçını silemiyor, rahat bırak oğlumu.

Sonunda okula güzel bir yazı hazırladık. Amerika’nın coğrafyasını, onlarca ırktan insanının birarada yaşamasının muhteşemliğini öven çok güzel şarkılardan bir liste hazırladık. (Örnek: This land is your land, this land is my land.) Şimdiye kadar laik tutumlarından ötürü övdük ve şarkıyı değiştirmelerini, eğer çok geç ise de bir dahaki sefere daha dikkatli olmalarını salık verdik. Daha doğrusu ben küfürleri çıkarınca yazı böyle birşeye dönüştü.

Ben oturdum, babasının alacalı bulacalı suratının önünde Anatol’a Amerika’da özgürlüğü kazanmanın ne kadar zor olduğu, bunun için hep dikkatli olmamız gerektiği, çünkü bazı kötü Amerikalı adamların çok zor kazanılmış özgürlüklerimizi elimizden almaya çalışabileceklerini anlattım. O da, ben o kötü adamları tek tek vururum diyerek, işin inceliklerini kaptığını babasına kanıtladı.

Yazı okula yollandı. Bugün bir de veli görüşmesi vardı. Orada durumu açıkladım. Tabii öğretmeninin birşeyden haberi yok. Yaşı genç, şarkının hikayesini bilmiyor. Okulun sahibi 11 Eylül’den beri mezuniyetlerde söyletiyormuş. Cumhuriyetçi demek pezevenk. Öğretmen, bunu hemen patrona açacağını, zaten şarkıya kendisinin de illet olduğunu çünkü şarkının sağcı ve burnu büyük olduğunu kendisinin de farkettiğini söyledi. Babası tarih öğretmeniymiş meğer. Okulda öğrettiklerine karşı çıkıp çıkıp, kıza başka kitaplar okuturmuş. Yani duruma alışık biri.

Şarkı ne olacak, bilmiyorum. Ama sistemle ilk toslaşmamızı yaşamış olduk. Bunun gerisi, daha da büyüyerek gelecek. Anatol ya babası gibi pankart açıp sistemle devamlı kavga eden biri olacak, ya da benim gibi aman, siktiret, mezuniyete kaç yıl kaldı diye gün sayacak. Şimdilik annesinin kanatları altında. Babası gitsin, boyuna uygunlarla dövüşsün.

Noel sırasında bir kız çocuğunun İsa için kalp resmi çizdiğini gördüm. Birgün bu sorularla gelecek eve Anatol. Onlar öyle, biz böyleyiz diye geçiştireceğim önce. Daha hazır olduğunda detaylarını anlatırım.

Bir kitapta çocuğun sorduğundan fazlasını açıklamayın diye yazıyordu. Cinsel konularda. Mesela çocuk bebek nereden gelir diye sorarsa, oturup penis şöyle olur, vajina şöyledir diye resmini çizmeyin, onun yerine annenin karnında büyür ve zamanı gelince çıkar deyin. Daha detay sorarsa daha detay verin.  O noktaya kadar sorarsa vajinanın resmini çizin. Ama o noktaya kendisi getirsin. Çünkü ihtiyacı olduğu kadar soracak. O kadarına hazır.

Bu dinler, allahlar konusunda benim kulağıma bir küpedir bu. İsa’nın çarmıha gerilmiş resimleri müzelerde karşımıza çıkınca Anatol’dan sorular geliyor. Ben de bu adamcağızın nasıl kötü adamlar tarafından öldürüldüğünü anlatıyorum. Niye diye sordu. O zaman düşünceleri için öldürüldü dedim. Ders çıkarılması gereken, mitolojik bir hikaye. Adım adım.

23 Comments

  1. ne kadar duyarlı bir aile…
    bu yazıyı okumadan önce böyle duyarlı bir davranış tarzının mümkün olabileceğini türk eğitim sisteminden geçmiş ve geçmekte olan her tipik türk gibi hayal edemezdim.
    özgürlüğünü tam beğenmediğimiz amerikadan
    50 yıl falan gerideyiz sanırım.
    ne kadar acı!

  2. elif, siz orada biz burada aynı dertler demek??? bu çağın rengi muhafazakar, bu kesin. işte, bir şeyler yaparak sesimizi çıkarmaya, en azından çocukları korumaya çalışarak atlatacağız mı bakalım???

  3. Sizin oralarda bu tur durumlar varken Elif, bizim buralarda farkli problemler var sanirim,Ramazanda okullarin saati kisaliyor, hicbiryerde acik yiyecek bulamiyoruz yada cocuk su bile icemiyoruz toplum arasinda, yadi ucuk durumlar. Bizim kizlarda cok uluslu bir okula gidiyor ama cogunlugu hristiyan, musluman ve hindu onun icin bu 3 dinleri kutluyoruz…

  4. Bütün saygıma rağmen sormak isterim; bir gün çocuğunuz size sorarsa,

    insan vücudundaki 36,5C sıcaklığın nasıl 33,5C olmadığını nasıl hep 36,5C kaldığını, bütün vücut organlarını bir araya getirseniz bile, neden canlı bir insan yapamayacağınızı, bunun için neden ayrıca bir adet RUH gerektiğini ve bu ruhun nerden geldiğini ve
    güneş sistemindeki, samanyolundaki, bütün cosmos daki yörünge,mesafe ve çekim matematiğinin nasıl böyle kusursuz olabildiğini..vs vs..

    ne diyeceksiniz.

    Hepsine tesadüf tamamına raslantı demek çok mantıklı gelmiyorda…

    (gay lobisi, sakın saldırmayın hakaret etmeyin fikriniz varsa söyleyin yazın bilelim)

  5. Sevgili Samm,

    Aslinda vucut isisi genellikle 37 derece. Ancak 36.5 demek aliskanligi var. Bazi insanlarda daha dusuk, bazilarinda daha yuksek. Belli sinirlar icinde bu fark normal sayiliyor.

    Vucut isisi dogaustu bir olay degil. Hem sicakkanli, hem sogukkanli hayvanlarda, yenilen besinden elde edilen protein, karbohidrat ve yaga donusmeleriyle ortaya cikan enerjidir. Bir rastlanti degildir. Hem de kesinlikle. Zaten dogada bunlar rastlantidir demek bilgisizlik. Fiziksel aktivite sirasinda vucut daha fazla yaktigi icin, aciga cikan enertji de buyuk oluyor ve vucut isisi da fazlalasiyor. Bizler gibi sicakkanli hayvanlarda vucut isisini beyinde, istemsiz calisan fonksiyonlar kontrol eder. O yuzden titreriz, terleriz,vesaire. Sogukkanli hayvanlar etraflarindaki isiya uyum saglayabilirler ve bizler gibi devamli kontrol altinda tutmalari gerekmez. Bundan dolayi bazi kayiplar oluyor tabii. Mesela havanin isinmasini beklemek ve isininca da enerjiyi depolamak icin yatmak. Bu eksiklik kolay av olmalarina sebep olabilir, onu da karsilayan seyler var: kalin deri, zehirli et, vs.

    Demin de yazdigim gibi, ancak bilgisiz bir insan, tanri yok, hersey tesaduf eseridir gibi tuhaf ve bilimdisi seyler soyleyebilir. Bir baska hucreden bambaska bir organ yapmayi beceriyor bugun insan. Birgun ellerindeki laboratuvar aletleriyle bir insan yapmayi da becerebilirler mi? Olabilir. Imkanlar sinirsiz. Insan beyni sinirli. Ama her kusak ileride kusaga biraz daha fazla bilgi birakiyor. Yani super insanlara ihtiyac yok ama gecmisteki bilgiyi degerlendirebilen ve kendini bilime adayan insanlara ve bunu destekleyen toplumlara ihtiyac var.

    Ne yazik ki Turkiye bilim konusunda cok geri. Burada en dinci insanin bile siradan bildigini orada ancak pozitif dusunceye alismis, sansli oldugu icin oyle egitilmis insanlar biliyor. Ustelik Amerika, Bati ulkeleri arasinda halkinin bilimden en az haberdar oldugu bir ulke!

    Butun bunlari okuyacaksiniz ve ama bu fonksiyonlari bir yaratici yapmistir diyeceksiniz. Din boyle birsey. Hic aciklamasiz, herseyin ustune sermek mumkun olan bir kalin ortu. O kalin ortunun disina cikip dusunmeye cesaret etmek, cok cok dogal olarak zor birsey. Kimisinin beyni o sekilde calisiyor (bliyorusunuzdur, inancla ilgili bilimsel arastirmalar yapiliyor ve beyinlerimizin buyuk ihtimalle farkli calistigi ve kimyasallarin oranlarinin farkli oldugu uzerinde enteresan buluslar var), kimisinin uzerinde jenerasyonlarin ogretileri ve kulturun yuku var. Ben, simdiye kadar inanan bir insana hic kotu gozle, asagilayarak bakmadim. Bu davranislar cirkin ve kokleri bilgisizlik ve insan psikolojisi ve biyolojisinden anlamazliktan baska birsey degil. Din kadar ters gelen seyler bana. Ancak dinin kulturle baglantisini bildigim icin, cocugumu bu etkiden dikkatle korumak zorundayim.

  6. Bir de, hem cok uzun yazip, hem de atlamisim!!!!

    Ben geyler adina konusamam tabii ama bildigim kadariyla oldukca buyuk bir bolumu bir tanriya, yaraticiya inanir onlarin. Burada geylere kucak acan kiliseler var. Budist geyler, Hristiyan geyler, Musluman geyler, kendine gore dinsiz ama yaraticiya inanan geyler dolu! Gey ateist demekle es degil. Sanirim dinler geyleri disladigi icin, anlamada bir karmasa oluyor.

    Yine de bir gey cevap versin buna. Ben disaridan yazmayayim. :o)

  7. Biz de Kirpicigi yetistirirken sizin tecrubelerinizden faydalanacagiz artik Sevgili Elif. En azindan sikayetlerin biraz da olsa dikkate alindigi bir memleketteyiz. Pek cok gorusten insan var. Goruslere musteriyi memnun etme icgudusu ile yaklassalar da, hic yaklasmamalarindan daha iyi diye dusunuyorum.

    Bu arada, yorum yapmadan gecemeyecegim. Bu vucut isisi neden 36.5 derece, daha dogrusu neden 33,5 derece degil sorusuna takildim yorumlardaki. Bu su niye 100 derecede kanyniyor da 85 derecede degil gibi bir soru. 33,5 derecenin ne gibi bir bilimsel dayanagi var cok merak ettim. Sonucta bunlar gene bilimadamlarinin “assign” ettigi rakamlar. Su 100 derecede kayniyor, etil alkol 78 derecede mesela. Ve bunu gayet guzel molekuller arasi etkilesim kuvvetiyle aciklamak mumkun. Eger su 78 derecede kaynasaydi, ona gore bir derece cetveli olusturulur, etil alkol de buna gore, ne bileyim, 65 derecede kaynardi. Onemli olan goreceli olarak bunlari anlamak olmali. Bu baglamda bile 33,5 derecenin arkasindaki mantigi anlayamadim.

  8. Her yerde aynı gerzeklikler. Matruşka bebekleri gibi birbirlerinin içinden çıkarak devam ettiriyorlar. Brian haklı ama Anatol’ün gözyaşlarına da değmemiş yahu! Çocuk bu, sonra öğrenir zaten 🙂

    marruu

  9. “Gerçeğin soğuğuna dayanamayacak hastayı çırılçıplak soymaktan sakının. Ve dinin büyüsüyle aşık atmaya kalkıp kendinizi tüketmeyin. Dine olan susuzluk çok şiddetli, kökleri fazla derin, kültürel pekiştirilmesi fazla güçlüdür. Sunacak daha iyi birşeyiniz yoksa hiçbir zaman eldekini almayın.”
    D.Irwin Yalom
    Aklıma bu sözler geldi sizi okurken. Tavrınızı kendime çok yakın buldum. Bu topraklar “geçiştirmeye” alıştırıyor sanırım bizi. Yine de “sert” bilgiden daha evladır diyorum.

  10. Yanlış gördüğünü dillendirebilmek ne güzel bir davranış. Geçenlerde yeğenimin okuduğunu anlama ile ilgili bir testinde Can Dündar’ın Mustafa filmi ile ilgili taraflı bir yorum olduğunu görmüş ablam. Soluğu okulda almış. İnsanlar tepkilerini göstermeli bence.
    Anatol’la yaşıt bir oğlum var. Öğrenmeye meraklı ve çevresinde olup bitenle çok ilgili. Yağız da okuyup yazıyor. Geçenlerde terliğini çıkarmış, duvara atıyor, alıyor tekrar atıyor. Ne yaptığını sorduğumda Bush’a terlik atıyorum demesin mi!.. Sevgiyle kalın.

  11. …..Sevgili Aziz Nesin Hocam nur içinde yatasın. Hani bir açık oturumda Hüseyin Hatemi Hocanın sizi dine davet eden ve arada “seni seviyorum Aziz, baban da önemli bir din alimiydi. Gel âhir ömürde şu tanrıtanımazlığı bırak” deyişine “sen ne karışıyorsun birader ister inanır ister inanmam” deyişinizi hâlâ aynı canlılıkla hatırlarım(Aziz Nesin çocukluğunda babasından şikayetçi miydi? Bu soruya siz cevap veriniz, ben birşey söylemiyorum).
    …..Anne ve babalar öyle safça bir sanı içindeler ki. Kendi çocuklarının birgün ebeveynlerin arzularının tam aksi istikâmette kişiler olacaklarının farkında değillerdir(etki-tepki meselesi, gençlik isyanı). İnanç aşılamaya çalıştığınız çocuğunuz inançsız, inanç dünyasından uzak tutmaya uğraştığınız çocuğunuz birgün sizi reddedecek kadar softa bir yolda ilerleyebilir. Bugün Türkiye”de yaşanan bu değil mi? Geçmişin tanrıtanımaz keskin solcuları hidâyete ererek günümüz dinci kadrosu içinde parıl parıl parıldamıyorlar mı? Gerçekten nedendir bu? Yaradılış fikrinden dinden-imandan uzak yetişen çocuk mantık bütününün boşluğunu isteseniz de istemeseniz de birgün farkedecektir … Kendi kişiliğinin bir diğer yarısı ile karşılaşması engellenen (o yarısıyla yaşayacağı mecburî hesaplaşması sürekli bilinç abidesi(!) ebeveynlerince ertelenmeye çalışılan)bu çocuk,tıpkı sabah akşam din-iman üçgeni içinde sıkışmış diğer çocuğun aklının ne işe yaradığını birgün soracağı gibi(din eksenli ebeveynlerin aklı yok saymaları bir başka vehamet)karşısındakini yok saymaya itilmesi o çocuğu ilerisi için kişisel donanım eksikliği içine itmiyor mu?
    ….Ben Babam”a bu konuda çok müteşekkirim. İlk dini eğitimimi 6 yaşında aldırmaya uğraştı gerçi çocuk hafızamda oyun günleriydi bunlar benim için. Din eğitimi için (kur”an öğrenmek için gittiğimiz kadın)çocuksu şamatayla bizlere birşey öğretememiş, evdeki işlerine yardım ettiğimiz oyun arkadaşımız olmuştu. İlk ciddi din eğitimimi 9 yaşımda Anadolunun ücrâ bir köşesinde okul tatili olan yaz mevsiminde bir camide almıştım. Tıpkı Osmanlı din okullarındaki gibi büyük halılar üstünde râhle karşısında ve bizden büyük çocukların bize öğreticilik yaptıkları, arada cami hocasının önünde diz bükerek öğrendiklerimizi ona okuduğumuz, hocanın elinde uzun kızılcık sopasıyla yaramazların başlarına vurduğu bu çağ dışı yer ileriki yaşamımda beni ne körü körüne din ne de saplantılı bir bakış açısıyla yalnızca akıl-mantık ikilemine sıkışmamam da önemli rol oynamıştır..
    ….. Ne ana-baba, ne başka etkiler kişiyi öğrenme-sınama yoluyla edindiği bilgi bütünü içinde kendi iç hesaplaşmasından uzaklaştıracak bir sistem öngörmemeli. Herkes bir dönem milliyetçi, bir dönem dindar, bir dönem ırkçı, bir dönem kominist, bir dönem tanrıtanımaz, bir dönem vesair olabilmeli. Ne çok renkle hesaplaşırsanız karşınızdaki ile diyalog imkanına onu anlamaya o kadar şansınız olacaktır.
    ….. Evren denilen sistemi yöneten bilgisayar, adın her ne ise bizi bağnaz-tutucu ebeveynler kadar okumuşluğun engin bilgileriyle donanmış o diğer ana-babaların çok bilirlik hışmından da koru. Ameeeeen !..

  12. Bizde inancsizlik iki taraftan da bayagi bir kusak kusak gerilere gidiyor. Anatol’dan sayarsam, hem anadan, hem babadan kesin bildigim kadariyla 4 kusak. Her birimizin ana babamiza isyan ettigimiz bircok konular oldu ama bu konuda saglamiz. :o) Her doneminde birseyler olsun da, illa birseyci mi olsun? Irkci filan, cok cirkin. Arasira ahlaksiz, katil olsun gibi! Yok, biz almayalim, bizim aileye uymaz. O bir ara bilimci olsun, bir ara sair, sanatci, dansci, filmci, ogretmen, maceraci, bahcevan, asci. Olacak daha guzel, daha onemli seyler var dunyada.

    4 yasinda bir cocugun kafasini hurafe doldurmak yanlis. Zamani gelince hepsini ogrenecek.

  13. ….Dört kuşak inançsızlık mı? Bu daha da vahim. Fazla demokrat olamayan bir aile tablosu, doğrusunu isterseniz bu tekdüzeliğe dayanamazdım. Gelgeç ömrümde babam başımın etini yedi Cuma namazlarına gitmediğim için ( babam inançsız olsaydı delirtmek için her Cuma camide olurdum:).. Varolmanın dayanılmaz zevki bu olmalı işte babamın istediğini hiçbir zaman yapmamış olmamın özgürlüğü.. Bu arada birşeyci olmaya bizi biz değil batı itti her zaman. 1980 öncesi birşeyci olmaya zorlandık, tıpkı şimdi obamatik hayranı olmaya zorlandığımız gibi (Ya obamatik ya sopamatik,esip gürüldemeye başladı okyanus ötesinden garibim şimdiden). Kendi adıma din bana Mevlâna”nın ne büyük bir adam olduğunu öğrettiği için dine teşekkür borçluyum. Hoşgörü kültürünün gözyumma-bağnazlık kültüründen farkını Mevlâna”da görmek dine inancı küçümser takılmamı her zaman engelledi. Irkçı”yı da bu anlamda hoşgörmek, anlamak zorundayım, savaş baltalarımı kuşanmadan önce derdi neymiş sormalıyım(her ne kadar saçmaladıklarını düşünsem de). Tıpkı ahlâksızın ya da katilin neyi neden yaptığını önce bilmem sonra yargılamam gerektiğini bildiğim gibi..The End..

  14. Birşey hatırlatmalıyım “the end” demiş bulundum.Mevâna ahlaksızlıkla suçlanan bir Fahişe için yanındakilere söz söyletmemiş ve onu korumuştur. Bu yüzden ahlâkla ilgili sözünüz ahlâkın ne olduğuna bizim karar veremeyeceğimiz kadar ucu boyalı bir değnektir. Önce anlamak ve evet yeri geldiğinde ahlâksız olabilmeyi de göze almak gerekir. Bu bazan bir erdemdir çünkü. Arasıra ahlâksız olabilme özgürlüğüne de sahip olabilmeli kişi 🙂

  15. Yok, oldukca neseli, acik goruslu, herkesin dusuncesine yer veren bir aileden bahsediyorum. Sanirim kafanizda bir sekil var, ona oturtmaya calisiyorsunuz ama oyle degil. Mevlana’nin hosgorulu oldugu ile ilgili goruslere hic mi hic katilmiyorum. Zaten kadinlari hic sevmezdi, o baska ama hosgoru? Oyle bir unu var ama ben goremiyorum. Dini kucumsemek mumkun degil. Her cesidi, kafamizin ustunde ha indi, ha inecek, demirden bir balyoz gibi.

    Irkciyi anlamaya calismak baska, hosgormek baska.

  16. ….Birşey hatırlatmalıyım “the end” demiş bulundum.Mevlâna ahlâksızlıkla suçlanan bir Fahişe için yanındakilere söz söyletmemiş ve onu korumuştur. Bu yüzden ahlâkla ilgili sözünüz ahlâkın ne olduğuna bizim karar veremeyeceğimiz kadar ucu boyalı bir değnektir. Önce anlamak ve evet yeri geldiğinde ahlâksız olabilmeyi de göze almak gerekir. Bu bazan bir erdemdir çünkü. Arasıra ahlâksız olabilme özgürlüğüne de sahip olabilmeli kişi..
    ….17 Mayıs”ta yeni bir Cumhuriyet Mitingi olacak. Yeniden başlıyor, umarım gelecek kuşaklar bazı şeyler için nelerin göze alındığının bilinciyle Cumhuriyet”e sahip çıkarlar.. Ve sahip çıkacağız !..

  17. İnsanları yaşadıkları çağla değerlendirmenizi tavsiye ediyorum. Ne olursan ol gel diyen bir düşünceyi kadın karşıtı ilan etmenizi anlamam mümkün değil ki fahişenin hakkına sahip çıkmış bir mütefekkir için iddialı birşey söylüyorsunuz. Her neyse sizin hakkınızda kafamda bir kalıp yok. Bunu neredne çıkarttınız bilmiyorum ben yalnızca yazdıklarınızı okudum. Değerlendirmelerim yazdıklarınız ve okuduklarımla sınırlıdır !..

  18. Mussolini denilen zevatı Hitler denen zevatı okudum. Irkçıyı anlamak için tarih okudum. Anlamaya çalıştım, hoşgörmeye uğraştım. Sanırım bu çabamı ve bu özgürlüğümü elimden kimse alamaz.

  19. Siz Tanrı”yı korku imparatorluğunun baş aktörü ilan etmişsiniz son yazdıklarınızdan anladığım. Din sevgi üzerine oturur. Eksik ve gediklerini bu yüzyıldan bakarak anlamaya uğraşmanız epeyce yanlış geliyor bana. Sevgiler

  20. …..”Yol arkadaşlarını ziyareti gerekli say, kim olursa; ister yaya, ister atlı.
    Düşmanın da olsa bu insan, yine iyidir; çünkü güzel davranışla nice düşman
    dost olmuştur.
    Dost olmazsa da kini azalır. Çünkü güzel davranış kine merhem olur.
    Sözün özü şudur: Topluma dost ol; heykeltıraş gibi taştan arkadaş yont.
    Çünkü kervanın kalabalıklığı(dost’un çokluğu), yol kesicilerin belini ve mızrağını kırar.”

    ..Mevlâna Celâleddin Rumi..

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


eleven + 16 =