Sır

Amerika’da bir radyo kanalları topluluğu var. TRT’nin olduğu gibi değil de, olması ümit edildiği gibi bir hali. Yüzde yirmi kadar geliri devletten geliyor, gerisi halk. Reklam yok. Haberleri, haber dizileri, politika, doğa, edebiyat, yemek programları, bilgi yarışmaları vesaire olan bir radyo. Genellikle üniversite kampüslerinden yayın yapıyor. Janjanlı olmayan tavrı ile kanallarda hemen tanınacak, kendine özgü bir rengi var. Cumhuriyetçiler’in devlet yardımını kesmek için can attığı bir kanal. Çünkü genel hava kadın, azınlık, eşcinsel, dünya hakları. Liberal, özgürlükçü, demokratik, sosyal bağları güçlü, vahşi kapitalizm karşıtı, yaratıcılık ve farklılık yandaşı bir hayat isteyenlerin kanalı.

Geçen gün dinliyordum, hem de otomobil sürerken. Guantanamo’daki bir tutuklunun avukatı ile röportaj yapılıyordu. Avukat diyor ki, müvekkilimin haklarını savunmam hemen hemen mümkün değil. Şöyle ki; tutuklunun tutuklanma sebeplerini içeren bilgiler devlet sırrı. yani tutuklunun neden tutuklu olduğunu avukatın tutukluya açıklaması yasak. Avukat biliyor ama tutuklu bilemiyor; çünkü sır! Avukatın tutuklu lehine delil toplarken, görüştüğü, araştırma yaptığı kişilere tutuklunun tutuklanma sebeplerini, hatta avukatın kimin ve ne sebeple avukatı olduğunu açıklaması yasak; çünkü devlet sırrı. Yani mesela adamın biri bir barda kavgaya girişmiş, tutuklamışlar. Avukatı bara gidip, görgü tanıklarıyla konuşmak isteyince neden konuşmak  istediğini, müvekkilinin neyle suçlandığını açıklayamıyor.

Bir tutuklu ne kadar uzun zaman Guantanamo’da kalırsa, suçsuz bile bulunsa serbest bırakılma ihtimali o kadar az. Nasıl yani? Mesela davası 10 sene sürmüş. Savcı suçu kanıtlayamamış. Avukata diyorlar ki; tamam, sen bizi köşeye sıkıştırdın. tutukluyu salıvermek lazım. Ancak biz onu 10 senedir kötü koşullar altında tutuyoruz. Önceden belki birşey yapmamıştır ama şimdiden sonra kesin düşman olmuştur ABD’ye. Kusura bakma, şimdilik salıveremeyeceğiz. Bu şekilde hiçbir hakim önüne çıkarılmamış, suçluluğu kanıtlanamamış, kanıtlanamayacak ama eskiden de tehlikeli olduğu bilinen tutuklular da varmış; suçsuz ama kindarların yanı sıra. Yani “durum düzelene kadar”- ne demekse öyle kalacakşlar Guantanamo’da.

Obama Guantanamo’yu kapatma sözü verdi. Hatta geçen gün bir konuşmasında, oradaki durum demokratik bir ülkeye yakışmıyor dedi. Ama eyaletlerin hiçbiri oradaki tutukluların kendi hapishanelerine gelmesine izin vermiyor, iyi mi? Terörist hedefi haline gelmek istemiyoruz diyorlar. Eh, o zaman başka ülkelere yollansınlar. Mesela Yemen masrafları karşılayın, hepsini alayım, bakayım, gerektiği kadar tutayım diyormuş. ancak tutukluların bazılarının Yemen Devleti tarafından derhal öldürüleceğinden emin ABD. Yollayamayız, önce bize bunları hayatta tutabileceğinize dair güvence verin, koşullarınızı düzeltin diyor. Aslında Obama istese bir eayleti tutukluları almaya zorlayamaz mı? İşte orada, zorlayabilir sanmamızda ABD sistemini tam anlamamamız yatıyor. Tek başkanlı sistemdir ama tek başkanın ve parlamentonun bütün kollarının olabildiğince güçlerini almış olmak için, öyle bir yavaşlatma var ki sistemde, sistem başkan kararları çıkaramasın diye kurulmuş gibi. Ancak al gülüm ver gülüm, ben şundan azıcık vazgeçeyim ama sen de şundan azıcık vazgeç şeklinde çalışan, adamı yavaşlığıyla ruh sağlığından eden bir sistem. Nasıl oluyor da hep Cumhuriyetçıler’in dediklerine yaklaşılmak zorunda kalınıyor? Demokratlar işleri kularılan göre oynamak istiyorlar da ondan sanırım. Gün uğursuzun derler ya.

Bütün bunları yarı devlet radyosunda dinleyebilmek, her vatandaşa nasip olsun inşallah!

Ha bir de Kosova’daki organ ticaretiyle ilgili, mide bulandırıcı şeyler öğrendim ama o New Yorker Magazini’ndeydi. İstanbul’un organ ticaretinde nasıl önemli bir nokta olduğunu, Yusuf Sönmez adlı Türk doktorun elinde organları çıkartılıp dünyanın dört bir tarafına ve özellikle Kanada, İsrail ve Almanya’ya satılan, para verilecek diye kandırılan ama beş kuruş alamayan  fakir Rus, Moldova ve Türk vatandaşlarının acı hikayeleri, daha da korkuncu, savaş sırasında Sırp tutukluların organlarının Kosovo Arnavutları tarafından çalınıp öldürülüp, cesetlerinin bir yerlere tıkıştırılmasını anlatan bir yazıydı. Bunları konuşmak, açıklamak, araştırmak hala cana maloluyormuş oralarda.

Teyzem ölümcül hasta, her ne kadar binlerce kilometre uzaktaysak da, evin içinde ölümün kokusu var. Hıdırellez’de kurabiyeler pişirecektim oğlanla ama didiştik, bütün gün odasına hapsettim. Henüz okumadığı kitaplarını kütüphanesinde başka bir yere yerleştirmesi “emrini” verdim. Bugün de böyle kapkara geçecek herhalde, ne yazık, halbuki kaç gün var ki hayatta diye düşünürken, odasına girdim sessizce. Bir de baktım bütün kitaplar yerlerde, oğlan açmış birini, içinde kaybolup gitmiş. Çocukken nasıl 10 kitabı birden okuduğumu, sayfaları su gibi kana kana içtiğimi hatırladım. Akşam oluyor ama hava aydınlandı mı ne birden?

3 Comments

  1. ABD her konuda diğer devletlere örnek değil mi? Türkiye de tutuklularına Özellikle büyük hizmetler yapan general ve amirallerine aynı şekilde davranmıyor mu? ABD Guantanamo’sunu Kübada kuruyor, Türkiye daha cesur Silivride kuruyor isterse Taksim meydanında bile tutacak cesarette ve dirayette. Anatol’a kızma bir kitabın içinde kaybolmanın ne demek olduğunu ve ne kadar güzel olduğunu sen de ben de çok iyi biliriz. Öyle radyoların özlemiyle, sevgiler Elif

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


five × 4 =