Sinir, şişman kalça gibi çatlar mı?

Konser salonuna yürüyorum. Suratlar bir tuhaf. Muşmula misali. N’oluyor? Çellist. Birkaç saat önce tekstlemiş. “Konsere gelemeyeceğim. Pardon. Diş- operasyon- acil.”

Müzisyenlerde dalgalanma hali. Yalan söylüyor. Unutmuştur. Ben de kanal tedavisi olmuştum- hiç önemli birşey değil ki! Mız mız.

Onu bunu bırakınız dostlar. Ne bok yiyeceğiz, onun sadedine gelelim.

Benim eserde çellistle ikimiz bir fidanız. Eserin sadece iki bölümünde susup oturuyor. Bir eserde daha çalacaktı. O gelmeyecek diye eseri iptal etmişler ama ederken de sadece o eserde çalacak iki müzisyeni evlerine yollamışlar. Ama be yavrucuğum, o eser yok, bu eser kırpık; menü kerkenez kuşuna dönmez mi?

Piyanist biryerlerden, çok önce seslendirdiğimiz birşeylerin fotokopilerini edindi. Şöyle bir göz gezdirdim, eh yaparız. Bu arada moraller iyice bozulmasın diye, hasta olduğumu çıtlatmıyorum kimselere. Çünkü konserdeki değişikliklerle programın üçte ikisi bana kalmış oluyor. Ses orijinal programa yetişir diye hesaplamıştım ama…

Tam konsere 20 dakika kala, haşlanmış kerevizden bir mesaj: Tamam, geliyorum. Yarım saatte oradayım. Ulen, sen ne çekiyorsan ben de çekeyim de başım senin kadar hoş olsun, e mi! Bazı müzisyenler gelmiyorsun diye evlerine yollanmış, konser başlamak üzere. Program arap saçı! Ha, konser de 20 dakika sonra başlamak üzere. 20. Yazıyla yirmi. Sen 30 dakika sonra gelip çellonun akordunu filan yapacaksın. Macar oğlu Macar! Ulan keşke biz oralardayken senin büyük büyük annaneni!

Programa onlu eseri geri soktuk mu? Ama gelmeyecek diye iptal edilen eser var, demek fotokopiler yine de lazım.

Velhasıl dostlarım, konseri başaşağı, sondan başa, enlemesine ve gererek hallettik. En son eserde benim ses içten içe koyverir gibi oldu ama orasından burasından dikkatlice tutup hallettim işi. Kimse birşey çakmadı, kendime kurban olayım.

Konser sezonu öyle birşey ki, oh, bunu atlattın, dinlen artık yok. Bu Pazartesi konser, öbür Pazartesi konser. Sonra yeni bir gruptayım- Chroma. Onun provaları. Ha, ikinci Pazartesi’ndeki konserde seslendireceğimiz yepyeni ve modern eserin bir tane dahi provasını yapmadık demiş miydim?

Halbuki ben konser vermek ve konserle ilgili her tür stresi şıra yapıp içerim, ama hazır değiliz hissi beni içten içe tahtakurusu gibi yer, bitirir.

Bu curcuna içinde beni en zorlayan nedir, bilseniz! Akşamları 45 dakika kitap okuyoruz minnoşla. İşte o okuma var ya, hele hastayken boğazımı kıymık kıymık kesen ince cam parçaları gibi. Ama konserim var oğlum demeye dilim varmıyor. Hem benim kariyerim onun sorumluluğu değil. Biiir. İkincisi düşman olmasın istiyorum yaptığım işe. O yüzden elimden geldiğince transparan tutuyorum bu işleri. Provalara geliyor, konserleri seyrediyor ama yemeğini saatinde yiyor. Ve masallarını benimle okuyor. Zorlukları paylaşacağım günler de gelecek. Dünyayı toz pembe bilmemeli. Ama henüz zamanı değil.

Her neyse. Ben ne biçim insanım ki, Alexandre Dumas melezmiş ve ben bilmiyormuşum. Dumas’nın büyükannesi, serbest bırakılmış bir Haiti kölesiymiş. Yaşarken kendisine negro dermiş ve üstelik en ünlü olduğu zamanlarda bile gazetelerde çıkan karikatürlerinde kendisini bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bir zenci yamyam olarak çizerlermiş.

Bunları bilince mesela Montekristo Kontu, Üç Silahşörler, Demir Maskeli Adam daha bir katman katman birşeyler ifade etmiyor mu? Vah benim şaşkın başım! Cahil aklım. Gerçekten bu bilgiye çok şaşırdım ben. Gerçekten. Demek okul çağında öğrenmediğim Dumas ile kalmışım, ha ha biliyorum ben onu diye kafamı eşek gibi sallamışım. O bilmediğim bilginin üstüne birşey de eklememişim. Tu!

Bütün başarısına ve aristokratik ilişkilerine rağman, ırkının karışık olması üzerinde büyük etki bırakmış. Bir keresinde, ırkı yüzünden kendisine hakaret eden bir adama aynen şöyle yaszmış:

“Babam kırma (mulatto), büyükbabam zenci ve büyük büyükbabam maymundu. Gördüğünüz gibi, sayın bayım, sizin ailenizin bittiği noktada benim ailem başlamış.”

Konser öncesi, acilen ve son kez fotokopiden bakılan notalar ve sevgili piyanist Füreya.

Yine konser öncesi, son saniye hazırlıkları:

8 Comments

  1. Dumas’ı pek severim. Geçenlerde monte kristoyu yeniden okumuştum yeni çevirisinden. Hiç bilmiyordum.

    Her zaman yazamıyorum ama her yazıyı ilgiyle okuyorum. Bir gün gelip de dinleyebilmeyi çok isterim. Kariyer oldu mu böyle olmalı:)

    Sevgiler bizden.

  2. Sevgili Elif, oğlun ve işin arasında kurduğun dengeye bayıldım…Bizimki henüz 6 aylık ve ben en az bir 6 ay daha evdeyim. Tam da bu konuyu sık sık düşünürken okudum yazını.

  3. Dumas deyince benim de aklima siyah lale gelir! Aslinda siyah lale dedigi tam siyah olmazmis, melez gibi! Simdi dusunuyorum da negrolugundan mi siyah laleyi yazmasi acaba?!kimbilir…

    icim sisti okurken, sizin stresinizi dusunemiyorum bile, dovseydiniz bir guzel su macar oglu macari konserden sonra!;-)

  4. Sevgili Colpan, benim icin de cok onemli. Burada ben Turk oldugum icin yuzume bakmayan Ermeniler var ama cok icten ve cok sicak Ermeniler, iki kelime Turkce konusup oralardan haber almak icin can atan Ermeniler de var. Ve sohbete basladigimizda, siz neredensiniz diye sordugumda herbiri- inanin herbiri- benim anneannem, babaannem, dedem Turkiye’nin surasindanmis ama sonra biliyorsunuz deyip baslarini one egip, beni uzmemek icin nasil katledildiklerini bir daha bir daha anlatmamak icin ugrastiklarinda, ne yapalim siz de soyle soyle yapmissiniz, siz bir ulkeye baskaldirmissiniz, o ulke de bugun Somalya’da vesaire yaptiklari gibi hepinizi yollarda olesiniz diye surmus, kursuna dizmis, ac birakmis diyemiyorum. Ustelik de onlari olduren ulke benim ulkem degil ki! Ama Osmanli’ydi o diye de gecilmiyor.

    Turkiye’nin su fasist kokan durumuna bakiyorum bugun. Ve o zamanlar bu isler nasil olmus, pek de sasirmiyorum dogrusu.

    Bundan baska yazacak birseyim yok artik. Yazacagimi yazmisim.

    Sevgiler.

  5. Üzüntünüzü Atatürk’ün ağzından hafifletmeye çalışmayın.Söylemediği şeyleri ona atfetmeyin.Atatürk’ü sevmemek de bir hakdır,saygım var.Ama Atatürk söyledi diyerek onu onun sözüyle vuruyor gözükmeniz beni üzendir.Atatürk üzerinden övgü ya da yergi yapmayınız.Sizden ricam bu..Onun dışında istediğiniz ve sizi haklı gösterecek her kaynağı kullanın.Faşizm konusuna gelince Türkiye’den bakınca Amerikada bana demokrasi gibi gelmiyor.

  6. Ozge-

    Biraz karisik… Yani hersey oglum icin. Yaptigi hersey. Urettigim hersey. Ona layik bir anne olabilmek icin. :o) Ayni zamanda da o herseyden once. Onun okulu, ihtiyaclari. Simdi yaptigim hersey onun icin ve o once gelir deyince ikisi de ayni yere cikar gibi ama cikmiyor. Cunku bunun bilgisayar onune oturup yazmasi var, egzersiz yapmasi, provasi vesairesi var. Ama once oglum. Gerekirse prova iptal ederim, yine de orada olurum. Ama prova da onun icin. :o)))))

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


nineteen − 5 =