Sığırcık

starlinggggggggggg

Mozart’ın bir sığırcığı varmış. Üzerinde çalıştığı piyano konçertosunun açılış kısmını öğretmiş hayvana. Sonra da nerelerini beceriyor, nereleri biraz yanlış, not almış: “Fazladan bir fermata var. Sol notasını da sol diyez diye şakıyor.”

Notunun yanına, kuşun söylediği şekilde notaları da yazmış. Nota okumayı bilenler hemen tanır:

blog111111

(17 numaralı Sol Majör Piyano konçertosu’nun ikinci bölümünün açılışı.)

Sığırcıkların ses taklit yetenekleri var. Hem de insanı kendilerine çok fena bağlarlarmış. Öyle ki, üç yıl sonra ölünce, Mozart kendi sığırcığını arka bahçesine gömmüş ve hatırasına kısa bir şiir yazmış.

Bizim buralarda yok sığırcık. New York’ta görüyordum. Gayet ciddi, her an yetişmesi gereken bir iş görüşmesi var cinsinden, abartısız güzelliğini gururla taşıyan bir kuş. Tabii bir sığırcığın, hakkında bunları düşündüğümden haberi olamaz. Onun dikkatini çeken ya av, ya avcı. Varsın o kadar basit olsun dünyaları. Yine de güzeller. Hatta içimden şu pek içgüdüsel -bir sığırcığım olsa- hissi geçmiyor da değil.

Mozart, çok yakın arkadaşı, korno çalar Joseph Leutgeb için bir dolu konçerto yazmış. bu Leutgeb karakteri çok yetenekli olduğu gibi, üstelik korno çalmakta yeni teknikler geliştirerek, enstrümanın sınırlarını açan bir karakter. Mozart, bu can dostuna konçerto yazarken, kenarlarına da adamcağıza takılmak için notlar düşermiş. Şimdi tam tercümesi notların nüvesini yakalamaz. Ama diyelim ki Türkçe bilseydi. Mesela şunun gibi: Ahanda sen bunu nasıl çalacaksın bakalım? Sen kesin beceremezsin şimdi bu kısmını! Ha hayt! Pes kaldıııın! Düzelt, düzelt! Bak, buraya kadar geldik, düzelttin mi sen o notayı?

Gayet bu cinsten, sulu ve enseye tokat şeklinde küçük notlar. Zaten böyle notları ve yakınlarına mektupları ile ünlüdür kendisi. Küçük kızkardeşine bir mektubunda şunun gibi birşey yazmıştı diye hatırladım: Birden bir gökgürültüsü! Camı açıp baktım: Güneşli. Sonra bir korkunç koku! Nereden geliyor? Parmağımı kıçımın deliğine götürdüm. Sonra kokladım. Ben osurmuşum yahu!

Ölümüyle yarım kalan konçertoyu da dört değişik renkte mürekkeple yazmış.

Geçen gün oturduğum yerde, birde “külbastı” kelimesi aklıma geldi ve hani desem ki kanapeden iki santim havalandım, yalan olmayacak. Uzun zamandır düşünmediğim bir kelime. Çok çok güzel birşey. Külbastının kendisi, eğer et olağanüstü değilse, pek lezzetli gelmez bana. Adıyla boy ölçüşemeyecek bir yemek. Ama kelimeyi yiyesim var.

7 Comments

  1. Ben goruyorum bunlardan, ama buradakiler daha siyaha caliyor. Sanirim Westside’da daha cok var.
    E yakalayalim bir tane! 🙂

  2. Elifff!
    Önceki yazıya Aslı yazmıştı, buna da ben yazayım; Hastanızım Hanfendi!
    Öyle akla gelmez konuları bağlayıp yazıyorsun ki…
    Harika!
    🙂

  3. Sevgili GayKedi’nin yorumu yoklara karismis! Buraya ben ekliyorum:

    ben ‘kulbasti’ya degil ama, kolbasti denilen tuhaf karadeniz dansina kafayi taktim kafayi…

    http://www.dailymotion.com/video/x69mjf_ktu-kolbasti-hoptek-karadeniz-tekni_music

    (muzik yoz biraz yozlasmis burada)

    _________________________________

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Kolbast%C4%B1

    + youtube ve dailymotion da kolbasti yazınca karşına çıkan bir suru ilginc video, bu karadenizliler alem insanlar :p

  4. İnternette “sığırcık” diye aranırken gördüm. Elinize sağlık, ne güzel bir yazı.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


three × 5 =