Sevgilim Puççini, ayak falı ve

Puccini’nin Tosca’sı Cdçalarda. İhtilal rüzgarları esen Roma’da opera yıldızı kadın asi ressama aşık, burnundan sperm akan polis şefi opera yıldızı kadına aşık, (neyse ki) ressam opera yıldızına aşık, kadın polis şefini döner bıçağıyla değil ama bonfile bıçağıyla bıçaklar (hem de gayet stilistik-ritüelistik bir sahne), ressam kurşuna dizilir, opera yıldızı acısından Allah Allah diye bağırınır ve camdan atlar. Onlare ermiş ölümüne, biz çıkalım teneşir tahtasına.

Geç Romantik, sert, köşeli, hiçbirşeyden sakınmayan, bir adım geri atmayan müzik. Bir zaman New Yorker’da bir eleştirmenin Metropolitan Operası’nda sahneye konulan yeni bir Tosca’yı yerden yere vurması sırasında yazdığı bir cümle çok hoşuma gitmişti. Diyordu ki, özellikle inadına rezil edilmemişse her zaman seyredilecek birşeyler bulunabilecek ama mesela Callas ve Gobbi tarafından söyleniyorsa Rembrant’ın yönettiği bir B-filmi kadar zevkli bir opera.

B-movie (benim kaba tercümemle B-filmi) demek pop kültürüne reverans yapan, yüksek kültürel hırsları olmayan film demek. Callas ve Gobbi en ünlü Tosca çiftlerindendir. Callas soprano, Gobbi tenor. Rembrant, en büyük ressamlardan. Bu kadar dipnotlu bir cümleyi illa buraya yazacağım diye inat ettiğim için özür dilerim ama çok cuk bir cümle.

Neyse, şimdi şu operayı oğlan yerde oturmuş, hem şato dikiyor yerde hem de bildiği melodilerini mırıldanıyor, ben de buraya yazıyorum, Brian da işlerini bitirmeye çalışıyorken dinliyorum. Gayet leziz bir durum. Üstelik o bahsedilen çiftin kaydını dinliyoruz. Ama ayakta hazrolda filan değilim. Sinirinden ağzı köpüren polis şefinin aryasını dinliyorum, ağzı köpürerek söyleyen bir bariton tarafından. Hem bestecisi kubura otururdu, hem de bariton. Hem de kemancısı, hem de orkestra şefi. Hikaye gayet soap opera. Hisler heyecanlı ve kanlı. İçim ağızlar gibi köpürür, heyecana gelirim, gözlerim yaşarır, tansiyonum çıkar ama kendimi şaşırmam. Üstelik pek sevdiğim bir operadır.

Bu kadar lafı neden ediyorum? Gediğine oturttuğumda ağırlığı hissedilsin diye. Demek kuyruğumda hala bir sızı var. Şöyle ki Türkiye’deki konuşmaya değmeyecek kadar kısa opera kariyerimde bir gazete- Radikal miydi?- benimle röportaj yapmıştı. Filmle ilgili, opera ile ilgili. Orada demiştim ki, operayı çok ciddiye almamalı, hikayeleri aşk meşk, katliam. İtalya’da kasabın dilinde ıslık. Gelin, seyredin. Herkese hitap eder. Yüksek bir sanattır deyip kaçınmamalı.

İnsani duygulardan bahsediyoruz, kültür farklarına rağmen bazıları çok dillidir. Öyle değil mi? Efenim tüberkilozdan giderken yan yatmış yüksek nota bağırılır mı gibi aşırı gerçekçilik sevdasından vazgeçip, boşlukları hayal gücüyle doldurup zevkine varmalı. opera gibisi yoktur: bütün sanatların omuz omuza verip ortaya çıkarttığı, insanlığın en şiddetli hislerine tercüman bir sanat.

Ha, daha ince ruhsal hallerden bahseden, daha yüksek operalar da var tabii. Ama bu Tosca böylesi işte.

Neyse, hafif gönüllülüğüm engizisyon mahkemesinin gözüne takıldı o zamanlar. Yukarılardan kulaktan kulağa bir gürüldeme geldi: Sanatçılarımızın yıllarca okullara gidip öğrendiği bu ZOR sanatı böyle basite indirgemesin. Zaten bizden izinsiz röportajhomurhomurhomur. (Amerika’da 5 yıl kadar yaşayıp dönmüştüm memlekete. Töresi, geleneği bu kadar mı çabuk unutulur? Aksanım bozulmamıştı ama aklıma geleni söyleyebileceğimi sanır olmuştum demek.)

En samimi arabesk ile (samiminin altını çiziyorum) en samimi arya arasında fark göremiyorum ben.  Üstelik biraz cep doldurmak için yazılmış operalar, başka eserinden çalıntı yapıp melodiyi orada burada tekrarlamış besteciler de vardır. Ne olur? Sanatın değeri nedir? Çalınırken takınılan ekşimik surat mı? Yazılıyorken şiddetinden titremek şart mıdır, yoksa bazı titrenmişler ve bazı titrenmemişler, bestecisinden ayrı olarak tartılabilinir mi? Klasik müzik bestecilerinin ve icracılarının hayat maceralarını bilenler, o dünyanın ne renkli, ne karmaşık ve ne “aynen hayat gibi” olduğunu bilirler. Tabii belki bir tek kurumda eğitim görüp, öbür tek kuruma geçip emekliliğe kadar hayat sürdürülünce renkleri görmekte zorluk çekiliniyor olabilinir.

Japonya’da bir kült varmış da dur demişler: ayak falı filan. Uzun parmak, kısa parmak, tombiş tepe. Yüksek köprü. Buna göre sağlık, sosyal, gelecek, kariyer, evlilik, meslek. Bu kültün lideri insanları binlerce Yen para borçları altına sokmaya başlayınca höt demişler. El falı, ayak falı. Yıldız falı, kart falı. Kahve ve çay falı. Din falı (hani bizden olursan cennet, olmazsan cehennem). Benim falımda da heyt beah diye çığlık basıp, evi toplayıp buralara gelmek varmış. (Sırf bu ropörtajın başıma açtıkları değil tabii. Başka şeyler de var ama bir tek konuya dikkat toplanınca hikaye anlatımı daha güçlü ve dramatik oluyor.) O zamanlar fal baktırmış olsaydım, eşya toplarken o kadar sinirli olmazdım. (Sinirli de değildim doğrusu ama son cümle olarak çok hoş durdu. Ne de olsa operatik bir kişiliğim. abartmam lazım.)

4 Comments

  1. Tosca ile ilgili anım biraz acıklı.
    Belki yirmibeş sene önceydi İstanbul D.O.B.’de bir Tosca temsiline gitmiştim. Türkçe’ydi. Baş oyuncular çok şişmandı. Ne zevk alması, içim bayılmıştı!
    Senin dinlediğin halini seyretmek mutlaka çok zevkli olurdu.

    Ayak falı haa!?
    Neden olmasın? 😉

  2. Elif, geçen hafta Semiha Berksoy’un 100.yaş kutlaması nedeniyle düzenlenen bir sergiye gittim. Orada La Tosca’nın Temsili diye bir resim gördüm. Hareketli bir resim yapmış. Kolları oynuyordu. İlk defa hareketli bir yağlı boya resim gördüğüm için çok şaşırdım. Tabii ben onun Puccini Operası olduğunu anlayamamıştım. Yüksek sanat ya. Senin bu yazın üzerine kurdum bağlantıyı. Demek sahne temsili opera olduğu içinmiş.

  3. “burnundan sperm akan”.. bu dikkatimi çekti.
    sonrasında…
    falların şu bu falanın insan hayatını cidden etkilemesi durumu..
    valla şefim.. benim ayak ikinci parmağım başparmağımdan uzun.. bu iyi bişeymiş..
    ellerim.. yüzük parmağım işaret parmağımdan uzun bu da iyi bişeymiş… “iyi olan bişiler” piyango misalince.. sana cukk oturunca.. olsun varsın.. durup dururken “sevindirik” olmanın zararı yok ki :))

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


nine + fifteen =