Sayın Yolcular, lütfen kemerlerinizi sıkınız…

Bugün “kemerleri sıkmak” deyimi ile ilgili çok ilginç şeyler öğrendim de, aklıma teyzemle yaptığım konuşma geliverdi. Teyzemi doğumgünü sebebiyle ararken Türkiye’nin ekonomisinin, hemen hemen bütün diğer ülkelerin tersine, evvelallah pek yerinde olduğunu duyup da rahatladım. Teyzemin ve kendisi gibi emekli maaşıyla geçinenlerin  evvel Allah, küresel krizlerden etkilenmeleri mümkün değildir zaten. Krizden etkileniyor olmak için, bir önceki aşamada başka bir kriz içinde debelenmiyor olmak gerektir. Ola ki, Türkiye krize ayakparmağının ucunu kaptırır, teyzemin ruhu bile duymayabilir. Ülkesinin problemlerine duyarsızlaştığından değil, kendisi boğazına kadar batık olduğundan.

Biraz esprili bir yazıda bir Amerikalı arkadaş, Starbucks bayii bol olan ülkelerde krizin şiddetli yaşandığını anlatıyor. Ülkenin global şirketlere açılışıyla ilgili birşey olabilir, bankaları global ekonomide dalga yiyorlardır, belki bunun göstergesi Starbucks’dır diyerek, amatörce bir ekonomi varsayımında bulunuyor. Tatilini Türkiye’de geçirmiş, aman diyor, aman ha Türkiye! Starbuck sayınız yetmişlere fırlamış, aman ha!

Güzel de, esas yazacağım şuydu: Obama’nın Başkan Yardımcısı adayı Biden, İncil’den alıntı yaparak uyarmış bir mitingde topluluğu. Benim dikkatimi çeken oydu. demiş ki: “Bir sonraki başkanın işi, Augea ahırlarını temizlemekten zor olacak. Yani, gird your loins! (Kabaca Türkçe’si: kemerlerinizi sıkın)”

Adamın bahsettiği kemerler, deyimin Türkiye’de kullanıldığı üzere, artık kültürel lükse para harcamayın, odalarınızın ışıklarını kapatın, gerekirse işe yürüyerek gidin, çocuklarınızı ekmekle doyurun demek değil. Amerika ekonomik krizde ama Amerikalı’ya biraz tutumlu ol denmez.  Milli marşında bile herşeyin bol olduğu topraklar diye geçiyor. Bir zamanlar zavallı Demokrat Başkan Carter, evinizi hamam gibi ısıtmayın, kazak giyin, böylece ülkemizi içinde bulunduğu petrol krizinden çıkaralım demiş de, öyle demek başkanlığına mal olmuş.

Ancak Obama, azıcık azıcık da olsa, Amerikan milletinin krizden çıkmak değil ama dünyayı küresel ısınmadan kurtarmak için daha sorumlu, tutumlu ve dikkatli olması gerektiğini söylüyor mitinglerde.

Ama ben konuyu yine başka yerlere götürüyorum…

Ben Demirel’in filan uydurduğu bir laf sanıyordum ama kemer sıkmak deyimi aslında hem Tevrat’ta, hem İncil’de sıkça kullanılan bir deyimmiş! Hazırlanmak, hazırlıklı olmak anlamında. Peter:  “Beyninizin kemerlerini sıkarak hazırlanın. Kurtuluş ümidinizi bütünüyle İsa’nın vahiyinin üzerinizde inayetine bağlayın.” Paul: “Kemerleriniz doğrulukla (doğruluktan kasıt İsa’nın yolu) sıkın.”

İlyas’da bir ara “kemer sıkıp”, kutlu haberi vermeye, Jezebel’e koşuyor: bütün sahte peygamberleri boğazlamıştır! Haberi verir vermez, yine kemerleri sıkıp, İsrail’den (herhalde) koşarak ayrılıyor. Bu kemer sıkma olayı, en azından İlyas hikayesinde, bir eliyle düşen uzun paça donuna sahip çıkmaya çalışırken ayakları poposuna vurmak gibi birşey olmalı. Öbür elinde ne olduğunu kutsal kitaplardan tam olarak tahmin etmek mümkün değil. Falçata veya kılıç cinsinden kesici bir silah herhalde.

(Bu arada, Jezebel’in pencereden köpeklere fırlatılıp, sadece kafatası, elleri ve ayakları kalmak şeklinde yenilmesiyle biten, erkeğini manipüle etmeye kalkışan, cinsellik dolu kadınlara ders olsun diye ataerkil toplumların kutsal folyo yazma meraklısı oğulları tarafından yaratılan, kan dondurucu ama çok da enteresan ve de heyecanlı hikayesini bir gün anlatayım.)

Görüldüğü gibi, belki de Türkiye’nin başbakanının kemer sıkmak gibi bir Yahudi ve Hristiyan geleneğine boyun eğmesi yerine, umudunu evvel Allah’a dayaması, kendisiyle tutarlı bir durumdur. Sayın Erdoğan bu kitapların teolojik derinliklerine bu kadar vakıf mıdır, bilemeyeceğim. Olabilir. Ya da kemerleri sıkmanın münafık alt tonları Allah tarafından içine doğmuş da olabilir. Aslında birileri bu deyimin Türkçe’de ilk ne zaman kullanılmaya başlandığını araştırmalı. Belki de IMF’nin yaptırımlar raporlarından Türkçe’ye çevrilmişti bir zamanlar.

2 Comments

  1. Geçen krizde -ki, çok uzak değil, 2001’deydi- Macdonaldsların pek çok şubesi kapanmıştı. Belki bu defa piyango Starbuckslara vurur. Piyangonun onlara vurması bişey değil de, oralarda üç kuruşa çalışan gençlere yazık oluyor.

  2. Elif bu sorular insanlığın önünde duran hayati sorulardır. Kriz döneminde ise sade bir insanın da sorduğu sorulardır.

    Önce anormal ve normal kapitalizmden ne anlıyoruz ona bakalım. Normal kapitalizm insan olgusunu gerçekçi tanımlayan ve ekonomi parametrelerini buna dayandıran bir kapitalizmdir. Ekonominin bilimsel tanımını yapabilmek için önce insanın bilimsel tanımının yapılması gerekir.

    Anormal kapitalizmin ilk ve büyük yanlışı insanı “haz kümesi” olarak tanımlaması ve tüm ekonomik verilerini buna dayandırmasıdır. Yani insanı üreten bir varlık olarak değil, yalnızca tüketen varlık olarak ele alınmasıdır.

    Normal kapitalizmde insan yalnızca tüketen değil, aynı zamanda üretendir.

    İkinci anormallik paranın ve sermayenin tanımındadır. Kapitalizmde para mal ve ürün almak ve satmak için kullanılan değişim aracıdır. Anormal kapitalizmde para da mal gibi alınıp satılan bir metaya dönüştürülmüştür. Böylece, reel sektör yani üretim ile sermayenin arası koparılmıştır. Eskiden üretim paraya hükmederken şimdi, sermaye değil “para”(alınıp satılan para) üretime hükmetmeye başlamıştır.

    Normal kapitalizmde sermaye (makine) oluşumu tasarruf ve kardan oluşurken finans kapitalde sermaye paranın alınıp satılmasından oluşturulmaya başlanmıştır. Normal kapitalizmde fabrika kurmak için kredi kullanılırken, anormal kapitalizmde tüketim için kredi kullanılmaya başlanmıştır. Yani üretim yapacak yatırıma kredi verilerek üretkenlik desteklenirken, tükengenlik desteklenmiştir.

    Böylece, her şey metaya dönüştürüldüğü için, birey meta tarafından yönetilmeye başlanmıştır.

    Ürün fazladır. Üretim fazlası vardır. Ancak, gelir dağılımı iyice bozulduğu için belli bir kesim yüksek fiyattan tüketebilirken, büyük yığınlar tüketemez olmuştur. Sömürünün artması, sömürülenlerin alım gücünün azalmasına sebep olmuştur.

    Arz var talep yok. Yapısal sorun.

    Tekrar normal kapitalizme dönülebilmesi için para’nın alınıp satılan bir mal olmaktan çıkarılması gerekir. Bu ise elinde alınıp satılan “para” dan biriken sermayesi olanın kendi sermayesini imha etmesi gerekir.

    Şimdi kimin elindeki para imha edilecektir? Başka bir ifade ile arz fazlası olan kapasiteleri kim imha edecektir? Varlık imhasını kim yapacaktır? Bu imha bir savaşı gerekli kılacak mıdır?

    Anormal kapitalizmden normal kapitalizme, normal yollardan dönebilecek miyiz? Yoksa bunu gerçekleştirmek için insanlığın bir devrime mi ihtiyacı var? Dünya halkları bu krizden yararlanarak mı, yoksa büyük zararlara uğradığı için, halkçı ve devletçi çözümlerle mi çıkacak?
    Bu sorulara iki yıl için kesin cevaplar gelecektir. Çünkü Amerika’daki iki felaket yılının ardından on yıllık bir nekahet süresi olacağa benzemektedir.

    Dostlukla,
    Kardelen

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


twenty − seventeen =