Pixote, Cosi fan Tutte

pixote2.JPG

Dün gece, Brezilya filmi Pixote (Pişot)’u seyrettim. Sokak çocukları, “güya” koruma ve ehil evleri, fahişeler, tecavüz, dayak, ahlaksız polisler. Bilmediğimiz şeyler değil ama çok iyi, çıplak işlenmiş, seyri zor ve güzel bir film. Bazı sahneleri unutmaya imkan yok.

Bir de dün, yolda giderken, Cosi fan Tutte’den sadece ve sadece trioyu çaldı radyo. Anında doldu gözlerim. Göz dolunacak bir sahne değil: iki kadının asker nişanlıları savaşa gidiyorlar. (Ama aslında gitmiyorlar. Bir arkadaşları, kadınlar asla sadık kalamaz diyor, iddiaya giriyorlar ve gitmiş gibi yapıp kılık değiştirerek birbirlerinin nişanlılarını ayartmaya çalışıyorlar.) İddiaya girdikleri arkadaşları, nişanlıların acilen uzaklara gittiği haberini getiriyor. Nişanlıları taşıyan gemi, ufukta uzaklaşırken iki kadın ve adam, bu trioyu söylüyorlar. Ama öyle birşey var ki bu sahnede, insanın en çirkin, en ucuz ve en asil duygularını, hiç de süt gibi sağmadan, hem sıcak, hem uzak anlatan öyle birşey var ki, benim gözlerimi dolduruyor. İnsan ruhunu böyle anlayabilmeyi isterdim ben.

Cosi’yi pek sevmezdim konservatuvarda. Klasik konservatuvar hastalığı: öğrencilerden dinlene dinlene daha bakılmadan bıkılmış eserlerden biri bu da. Belki bir yıl önce, evde, filmini seyrettim. O libretto ve müzikle, benim büyümem, olgunlaşmam, komedinin altındaki insanlık trajedisini anlamam için uyanmam lazımmış. Belki sevgililerim olması, evlenmem, boşanmam, yeniden evlenmem, kalbimin kırılması, sonra kırılamaması, aşkı tatmam, sonra tatmamam, hayattan çok şey beklemem, hiçbirşey beklememem lazımmış. Yüzeydeki şaklaban komediyi sıyırıp, altını görmem bu kadar uzun sürdü. Cosi’yi seviyorum ben şimdi . Belki bir otuz yıl sonra daha da iyi anlarım.

8 Comments

  1. Birisi yazmisti kim oldugunu hatirlamiyorum hayatin geri filme alinmis hali cenazede uyaniyorsun etrafinda sevdigin insanlar senin icin uzuluyor, hatta agliyorlar, sonra maas aliyorsun ama hic calismiyorsun, hic calismadigin halde patronun sana calismalarinda dolayi teskkur ediyor ve bir kol saati veriyor falan filan sonra yaptigin is gittikce kolaylasiyor, okula gidiyorsun okul gittikce kolaylasiyor neyse anaokulu filan sonra evdesin ve en sonunda en guvenli yerde annenin karnindasin…

    Son paragrafin bana bunu hatirlatti 🙂

  2. Hector Babenco nun Before Night Falls da aktör olarak oynadigini bilmiyordum…. Bu filmin yapan..

  3. Merhaba elif
    Film çok ilgimi çekti. Umarım bulup seyredebilirim. Bu arada bence birilerini yolcu etmek bile ağlamak için yeterli bir sebep. Belki de bu yüzden etkilenmişsindir. Ben bazen birilerini karşılamaya gittiğimde yakınlarını yolcu eden insanlarla veya onlar için bile ağlarım.
    Çok sulugözüm, bildiğin gibi değil.
    🙂

  4. Ozlem, dogru soyluyorsun! Herhalde once doldum, bosalinca olgun bir insan olacagim. ama bosalmak zor.

    B5, sonradan Hollywood tarzi yonetmen oldu bu adam. Filmleri pek iyi degil.

    Miso, o yuzden degil de… Bilmiyorum, zaten lafla aciklansa, muzige ihtiyac kalmazdi, degil mi? Cosi’nin filmini, alt yaziyla veya Ingilizce librettoyla filan seyredebilirsen, ne demege calistigimi anlarsin sanirim. Daha cok, insan dogasinin boyle en dibine kadar anlasilmis olmasinin karsisinda, besteciye ve librettiste duyulan duygulardan kabaran gozyaslari bunlar.

    Ben zaten Mozart hastasi oldugum icin… bilmiyorum. Don Giovanni’yi hararetle hararetle tavsite ederim. Le Nozze di Figaro’yu…

  5. cosi fan tutte ile ağlayan kadın.
    Bloğun ne güzelmiş. Yararlandım, kıskandım. Ama o eğlence mekanları ve gurmeliğin… Fazla fantezi, fazla doxa’ya esir olmak değil mi. Beni düşündürdün.

  6. Erkan, merhaba!

    Fantazi… Doxa… Yarattigin (ya da yaratabildigin) hayat gercektir, oyle degil mi? Benim gerceklerim bunlar. :o)

  7. ama benim söylemek istediğim sana ait bir hayat olmadığıydı. yani doxa’dan türemiş bir hayat.Boşver, belki bana öyle gelmiştir.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


16 + eleven =