Paskalya Ekmeği/Çöreği/Heyülası ve boğaz

Dün verdiğim konser: “buz gibi bir havada ve bahçede, elli kişi önünde, kağıt fenerlerde titreşen mumlar ve titreyen bir soprano ile notaları uçuşan, sinir olmuş piyanist, nefesimi görüyorum, hadi yaa, demek o cümle için şu anda burnumdan tüten nefes kadar nefes almışım, ne enteresan! Herhalde bu soğukta, bu akşam verem olup öleceğim, hay Allah, çocuğumun da mürüvvetini göremeyecekmişim demek ki; yav, Perşembe günü de prova vardı, mıçıldık yav! Ne hoş bir ev!” düşünceleri içinde, başarıyla tamamlandı.

Gece yarısı boğaz ağrısı, kapa gözünü ve derhal zıbar, ne kadar uyusan kardır. Brian’ın bademcikleri alındığından beri benim boğazım ağrıyınca bademciklerim şişmiyor da, üst yumuşak damağımın gerileri feci halde acıyor, bana ne oluyorsa???

Bu sabah üst yumuşak damak aynen, tahmin edildiği gibi ağrılı ama yapılan birkaç ses egzersiziyle anlaşılıyor ki teller sağlam kalmış.

Bol sıcak içecek, konuşma yasağı ile yarına tamamdır.

Paskalya Çörek/ Ekmeğimi bu sefer üç tarifi birleştirerek yaptım. Acaip birşey oldu. Hani arkadaşların Paskalya Partisi’ne götürecektim ya, götürdüm ve millet-i insan, sanki cennetten düşme ganimet gibi hafif tapınarak yedi. Paskalya zamanını kaçırdık tabii ama iyi şeylerin zamanı mı olur? Tarifini yazıyorum:

paskal.jpg

Malzeme:

Hamuru için, ( maalesef Amerikan ölçüleriyle ama google’dan çevirmek mümkün.)

2 artı 1/2 çaykaşığı kuru maya

1/4 kap ılık süt

1/4 kap un

1/8 çaykaşığı şeker

1/2 çaykaşığı tuz

1/4 kap süt

2 artı 1/2 kap un

2 bütün yumurta, 1 yumurta sarısı

1/2 kap şeker

4 ounce tereyağ, oda ısısında ve küçük küçük kesilmiş

1/2 çaykaşığı tarçın

1/2 çaykaşığı karanfil tozu

1/2 çaykaşığı anason

1/2 çaykaşığı Hint Cevizi tozu (nutmeg denilen şey, Hindistan Cevizi değil)

3 haşlanmış, boyanmış yumurta

Üstü için:

Badem parçaları

1 yumurta sarısı artı 1 çorbakaşığı bal artı bir çorbakaşığı su

Kuru maya, ılık süt ve çaykaşığı şeker karıştırılır, köpürünceye kadar beklenir. Sonra 1/4 kap un eklenir, karıştırılır. Üstü örtülür. 30 dakika, sıcak bir ortamda bekletilir.

Tereyağ, iki bütün yumurta, bir yumurta sarısı, 1/2 kap şeker, süt, tuz, baharatlar ve un, üstteki karışıma eklenir ve yoğurulur. (Ben bu bölümünü ekmek makinasına havale ediyorum.) 15 dakika kadar (daha uzun sürebilir) yoğurulur. Oldukça yumuşak, yapışık bir hamur oluyor, moralinizi bozmayın, ensenizi karartmayın.

Bu hamur kendini biraz toparlayınca, yani parmakla hafifçe basılınca geri zıplayınca ve kenarlara yapışmamaya başlayınca yoğurma işi tamam. Yağlı kaba konulur, üstü kapatılır. 3 saat bekletilir. Benim gibi zamanınız kıtsa fırın en az ısıya getirilir, kapağı aralanır, hamur burada 1 saat bekletilir.

Hamur üçe ayrılır, bunlar top yapılır, 20 dakika bekletilir. (Ellerinize yapışıyorsa, ki yapışacak, ellerinizi unlamayın, zeytinyağlayın. Çalıştığınız tezgahı da zeytinyağlayın, unlamayın.) Toplar üç sopa şekline getirilir. (2 buçuk karış kadar uzun oluyorlar. İki ucu, ortadan biraz ince olsun.) bunlar örtülür, 20 dakika bekletilir. Sonra bu sopalar (kordonlar? kollar?) yağlı tepsiye alınır, örülür. Ortadan başlayıp örmek daha kolay sanki. Uçlar zarif bir şekilde toplanıp alta sokuşturulur. Haşlanmış yumurtalar, örgü aralarına iyice derine oturtulur. Bu şekilde üç saat veya benim yaptığım gibi çok ılık fırında 1 saat, üstü örtülü bekletilir. Sonra fırından çıkarıp, fırını ısıtmak lazım. Hamuru içinde unutup ısıtmayın sakın!

Hamurun üstüne birkaç kez bal/su/yumurta sarısı sürülür. Bademler serpilir. (Aslında bulabilseydim altın ve gümüş varak kağıtlardan da ince kesip yapıştıracaktım ama aceleye geldi, bulamadım. Çikolata kağıdı gibi, pastahanelerde satılıyor bazen. Bunlar az olmak şartıyla yenilebilir, hiçbir zararı yok.) 350 Fahreinheit’ta 25 -30 dakika pişirilir. Piştiğini anlamak için bir kürdan sokun, kuru çıkarsa pişmiş.

Bunu ben herkese tek tek, elleriyle koparttırdım. Sonra kaymak ve bal sürerek yediler. Bir çeşit ibadet gibi oldu. Lezzete ibadet.

15 Comments

  1. Sevgili Elif
    Seni okurken kocaman bir sıcaklık kaplıyor içimi çünkü sesini bilmesem de soprano oluşuna hayranım. (Evet, ben insan sesine obsesif derecede hayran biriyim/bir kediyim) Soğuk havada şarkı söylediğini yazmışsın, üzüldüm cidden; piyaniste de acıdım. Parmakları sızlamıştır. Koru sesini lütfen.
    Bu arada koleratür müsün? (doğru yazdım mı?)
    sevgiler
    marruu

  2. Aman dikkat et sesine Elif, gerci sesini nasil iyilestirecegini sen herkesten daha iyi biliyorsun iste. Haftasonu seni dusundum, su anda konserini veriyordur herhalde diye. Bu haftasonu soguktu evet buralar…Paskalya ekmegin de cok lezzetli olmali, o kadar baharat falan mmmmmmm.

  3. Gecmis olsun Elif, oralari hic oyle soguk dusunemedigimden sasirdim.
    Bu hani olur da oluverirsem ! durumlarinda cocuklarin akla gelis sekilleri pek bir dokunaklidir benim senaryolarimda da, bir aglarim ki sorma 🙁
    Ekmege batmis yumurtalar orjinal duruyor, hic gormediydim oylesini 🙂

  4. Miso, dogru yazmissin sayilir: kelimenin orijinali coloratura, Turkce’de koloratur deniliyor. Sanirim u’nun ustune sapka takmak en dogrusu. Ben ilk kez operaya merak duydugum zamanlarda koloratur idim, sonra kartlasinca (!) lirik kolorature donustum. Lirik koloratur, ses rengi lirik, yani etlice, daha koyuca ama ses kabiliyeti koloratur demek. Cogunlukla koloratur sopranolarin ses rengi acik, volumu kucuk/ orta ve karakteri hafif seslerdir. Lirik koloratur biraz farkli. Ukalalik Planeti’nden saygilar sunarim. :o)

    Acalya, Cano, tesekkurler! Dun calismami her zamanki gibi yaptim, tahminim dogru cikti; bogazim tatsiz ama sesimde birsey yok. :o)

  5. Ben koral müziği çok seviyorum. Ama Türkiye’de bu tür müziğe nedense çok ilgi gösterilmiyor. Orfeon’un albümünü aylarca aradıktan sonra bulabilmiştim. Senin sesini, web sitenden az da olsa dinleyebildim ve çok sevdim. Umarım başka çalışmalarını da dinleyebilirim. Paskalya çöreğin enfes gözüküyor ama sanki bizim geleneksel damak tadımıza uzak bir şey:)

  6. Muhayyel!!!!! Neredesin? Umarim bunu okursun! Niye sildin blogu? Cok seviyordum ben, ben iyi, degerli, onemli buluyordum! Lutfen yine yaz!!!!!!!!!

    Yok, dene coregi. Bizim paskalya coreginden daha zengin birsey. Evet, farkli ama baska turlu guzel. Bizimki biraz challah’a benzer, Yahudiler’in yaptigi. Bu daha cok Yunanistan’da yapilan sekline benziyor. Ikisi de (ucu de) farkli leziz.

    Kibar sozlerin icin cok tesekkur ederim. 2. CD’nin Mayis’ta kaydedilip, Haziran sonu cikmasini umuyorum. Lutfen yine blog yaz yaaaa….. Ben seni tanimakta cok gec kaldim, yani treni kacirdik mi? :o(

  7. Ukalalik mi olur 2-3 kere okudum vallahi yazdiklarini ögrenmek icin, ama yine yazmak istesem yanlis olur, esimin sadece 1 kez karsilastigim ve sadece ortak kuzenlerininin dugununde dinledigim kuzeni de iyi bir soprano oda New York taydi gecen yillarda.. Bu arada cok guzel gözukuyor bu paskalya cöregi, ama su ölculer beni biraz sinirlendiriyor bu amerikalilar ne zaman gececekler metrik sisteme..

  8. Ben on yaşlarındayeken (Şimdi 76) bir arkadaşım sese renk verdiğini duymuş da çok gülmüştüm ona. Yukarıdaki yorumunuzda siz de sarı sesden bahsediyorsunuz. Çok ilginç bir rastlantı. O zamandan bu zamana kadar hiç duymamıştım sese renk verildiğini. Olay şöyle olmuştu: Biz tarladan işten geliyorduk. Arkadaşın babası bizden epey ileride eşeğe binmiş gidiyordu. Eşeğin arkasında bir de sıpası vardı. Sıpa yoldan bir tarlaya sapınca, arkadaşımın babası sıpayı; Gıırrrrrr, gııırrrrr diye çağırdı(Sıpa öyle çağrılır). Bunu duyan arkadaşım: “Duydun mu, bubamın sesi ne kadar sarı?” demesin mi. Gerçekten o sesin sarı olduğuna ben de inanmıştım. Çünkü yumuşak ve dolgun bir sesti. Ne dersiniz buna,bilmem.

  9. Al&Ege’nin Annesi, ukalalik ariyorum, ariyorum, goremiyorum. Yoksa sen ukalalik ettin de, ben mi cakamadim? O zaman sayilmaz, degil mi?

    Bunlar metrige filan gecmezler. Carter zamaninda denemisler ama yok, olmaz. Ben ogrenmekten vazgectim, tahmini yasiyorum buralarda.

    Nihat Abi, su operacilarin, gorunmeyen bir enstruman icin kullandiklari terimleri duysaniz, sasar kalirsiniz! Sicak patates gibi kaldirilmis damak, yok, kilise tavani, camii tavani da olabilir. Salonun en gerisinden ip gerip burnun arkasina takmak, sesi dondurmek, sesi maskeye almak, nefesi sirta almak, karina almak, nefesi sutun gibi vermek… Tabii sari ses olur, mavi olur, kizil olur. Olmaz mi? :o) Ama bazi insanlarin sayilari ve sesleri, beyindeki bir karmasadan oturu, renk olarak da algiladiklarini biliyorum.

  10. A@E’nin Annesi, anladim simdi. Kusura bakmayacaksin, oyle yuksek volumle, avaz avaz bagirinca birkac bin beyin hucresi yokoluyor hergun! :oP

  11. Biliyor musun, Elif, benim beynimde haftanın günleri de renklidir. sayayım mı renkli günleri?
    pazartesi: Gri, Salı: Siyah, çarşamba: beyaz, perşembe: açık gri mi desem, pembe mi desem öylebişey, Cuma: kesinlikle kırmızı, Cumartesi: Sarı, Pazar: siyah. Acaba ilkokuldayken haftanın günlerini gösteren bir çizelgede günler bu renklerle mi yazılmıştı, bilemiyorum. Ama böyle kalmış aklımda günler hep.. Buradan herkese renkli günler dilemeliyim.

  12. Elif merhaba,
    Konserini hatırladım ben de birden. Demek oldu bitti ve ardından hasta oldun. Geçmiş olsun sana. Ben de hastayım bir kaç gündür. Oysa gururlar, kendimi iyi koruyorum, hasta olacağımı anladığım an korumaya alıyorum bedenimi ve bir şey olmuyor diyordum. Bu sefer buz gibi NY havası çarptı, belki buradaki farklı virüs ve mikroplara da alışamadı bedenim, kim bilir? Neyse geçmiş olsun. Biliyor musun ben de bugün Gastronomica’nın son sayısını aldım. Diğer dergilere göre epey pahalı ama bir o kadar da farklı, öyle değil mi?

  13. It’s hard to find your blog in google. I found it on 15 spot,
    you should build quality backlinks , it will help you to
    increase traffic. I know how to help you, just type in google – k2
    seo tips

  14. I read a lot of interesting content here. Probably you spend a lot of time writing, i
    know how to save you a lot of work, there is an online tool that creates unique, google friendly articles in minutes, just
    type in google – laranitas free content source

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


two × 5 =