Ortaya Karışık

Sanırım, Türkiye’deki gelişmelerden dolayı buraya birşeyler yazma ihtiyacı hissediyorum. Sanki Türkçe yazarsam, okursam, ben de parçası olacağım. Heyecanım, yerinde duramamazlığım geçecek gibi. Ama olanlar hakkında çok şey yazmak da istemiyorum. Yine de yazmadan duramıyorum. Değişik bir ruh hali.

Madem başka türlü geçmiyor kaşıntım, kaşıyacağım çaresiz. Mitingden çok komik bir slogan öğrendim: Türkiye ayıldı, İmam bayıldı! İmamcılara komik gelmemiştir herhalde ama komedinin karakterinde bu yok mu zaten? Herkese komik gelmesi mümkün değil. Öyleyse eğer, demek pek kaliteli değil.

Temsille ilgili hiçbirşey yazmamışım. (Ha gayret, biraz daha Türkçe yaz, içindeki kıpırtı sakinleşecek… Ya da iyice azacak…. Göreceğiz.) Son provalar o kadar yorucuydu ki, herhalde ondan, temsil konusunda bir bıkkınlık geldi üstüme. Bir de bir gece önce telefon edip, bir aryayı değiştirmemi söylediler. Şu kadar zaman sürecek, hissiyatı şu şekil olacak. Haydaaa…. Sanki döner ekmeğin turşusundan bahsediyoruz.

500 kişilik salonda sanırım 400- 450 kişi vardı. Fena değil. Önce bir açık oturum gibi birşey yaptılar. Konu sanat-bilim. Sanatta bilim açıklanabilir mi zırvalamaları. Eğer açık oturumda, biraz sonraki temsilin sanat- bilim ilişkisinin açıklamasının açıklanması yapılıyorsa, temsilde iyi izah edildiğine ikna olunamamıştır derim. Konuşmacılardan biri de bir bilimadamıydı. Esprili bir kişilikti, sahne arkasından duyabildiğim kadarıyla.

Temsil hiç takılıp tökezlemeden geçti. Ayakta alkışlandık, vesaire. Sonra güya hep beraber, hani sahne insanlarının şişmanlamasına sebep olan, “temsil sonrası yemek ve içki masası bölümü”ne girişmek üzere bir restorana gidecektik. Saat onbuçuk, hala tebrik kabul ediyoruz. En sonunda ben, aktörlerden biriyle, kararlaştırdığımız restorana doğru, tiyatrodan sıvıştım. Bütün grup geldiğinde saat 11buçuk olmuş, ben iki kokteyl götürmüşüm. Saat ikide herkes evine yollandı. Günlerin yorgunluğu ve prova/ temsil hiperaktivitesi damarlarıma sızmış, avaz avaz Wagner dinleyerek geldim eve. Sonra uyu uyuyabilirsen.

Kayın-aile 6 gündür buradalar. Yarın gece evlerine dönecekler. Tüm işlerimin arasında, yeni yetme çocuk toplar gibi, onların artıklarını topluyorum. Anatol’la ilgilenirler, işlerim kolaylaşır, yemek halledilir filan sananlar, sanmalarından vazgeçebilirler. Hayır, yemekleri hazırlayıp, çoğu zaman yiyemeden çıktım, temsil gecesi Anatol’a Brian baktı, böylece temsili seyredemedi. Çünkü çocuğu ne zaman onlara emanet etsem, on dakikalığına bile olsa ya yüzü çizilmiş, ya bir yeri morarmış geliyor elime. Yok canım, ben bu çocuğu pazarda bulmadım. En iyisi kendi işimizi kendimizin görmesi.

Ayrıca arada bu insanlara neden bu kadar sinir olduğumun kişisel tahlilini yaparken, gayet çirkin bir yüzümle de yüzleşmek durumunda kaldım: Brian’da sevmediğim bazı karakter özellikleri, onlarda kat kat var. Sanki büyüteçle bakıyormuşum gibi. Bana, kendi kocamın zayıflıklarını, kökleriyle birlikte gösterdikleri için abartılı bir şekilde sinir oluyorum kendilerine maalesef. Gidermek istediğim bir kusur. Çünkü fazla enerji gerektiriyor sinir olmak. Halbuki benim çok işim var.

Geçenlerde birkaç tane kırmızı pancarı buharda haşladım. Kabuklarını soyup, küp küp doğradım. Başka bir yerde, pilavlık bulguru sıcak suda tuttum. Suyunu döktüm. Başka yerde hıyar turşusunu küçük küçük doğradım. Başka yerde, tatlı kuru soğanı doğradım. Hepsini limon ve zeytinyağ ile sosladım. Evde guacamole kalmıştı, onu da kattım. Güzel bir salata oldu. Aslında pancar ve bulgur, Anadolu’da yöresel bir yemek. Benimki ondan esinlenmiş, Ukala Salata.

(Guacamole/ guakamole: olmuş avokadoyu ez, içine istersen tatlı kurusoğan, istersen domates ama mutlaka limon suyu, tuz ve dövülmüş sarımsak ekle. Mısır cipsiyle ve birayla yenecek, müthiş birşey. Biraz zeytinyağ veya sade suyla salata sosuna çevrilebilir.)

Sakinledim biraz. Şimdi gidip başka şeyler yapayım. Üç provam var bu hafta. Onlara hazırlanayım. Oğlumu derslerine götüreyim. Kayın-aile ile sosyalleşmeye calışayım. Bak, hala buradayım!!!!

8 Comments

  1. Ne guzel ya! gosteri falan, valla kiskandim. Ben burda bebek gelse de mesgale ciksa diye kum kumalar gibiyim 🙂
    Kayin-ailen de zormus yahu, icime fenalik geldi. Benim kayinvalide de gelecek Kasim’da Almanya’dan gelecekmis Xmas bahanesiyle, ortak dilimiz de yok, gezmeyi tozmayi sevmez, inatcidir, yemek yapmayi bilmez, sevimli degildir…artik simdiden beni afakanlar basiyor.
    Salata da guzel.

  2. Oyle ya da boyle senden haberler almak guzel 🙂
    Nerelerde ki diyordum, cikti kokusu, gecen de geldiklerinde kaybolmustun, pisir, temizle, kostur durumu. Neyse bir guncuk daha sabir. Coook haklisin cok, ama bir sen degilsin diyeyim teselli olacaksa, cok istisnai durumlar vardir bu eve gelen kayinlarin faydali olabilme hallerine sanirim, kisadan gelip gecmeleri en hayirlisi…

  3. kolay gelsin.

    eskiden olsa bir dağa çıkıp avaz avaz bağırılabilecek bir durum.

    sinirinizi bozmayın, böyle zamanlarda insan rahat zamanların değerini anlıyor.

  4. Bak yazmayi unuttum, senin bu guacamoleni (sana malettim bile:) Elif`den ogrendim diye yapip ikram etti birisi ! Yeni tatlar denemeye korkak ben aynen dedigin gibi cipsi bandirip denedim, dur anlamadim bir daha derken ya bu cok lezzetli olmus diye goturdum yarisini sohbet ortasi :)))

  5. Katilirim.. Sinir olmak -enerji istiyor- . Tipki nefret etmek gibi. Bu enerjiyi de birine vereceksen bari gercekten haketsin.. Nefret bayagi zor da, sinir olmak daha istemsiz gelisebiliyor.. Ne yapalim evrimde var..

  6. Elif, yazınızın ikinci paragrafındaki slogan benim de çok hoşuma gitti. Hemen aklıma imamlar için söylenmiş bir Kazak Atasözü geldi: İki mulla bir kişi, bir mulla yartı kişi. Açıklaması: İki molla(hoca) bir kişi, bir molla yarım kişi. (Hocaların pratik hayattan anlamadıklarını belirtmek için söylenir, Kazak Türkçesi’nde

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


15 + 8 =