Ordeklerin hatırlattığı

blogggggggggggg1.jpg

Minik ördeklerimizi, tek taraflı camın dışından gururla seyrediyoruz. Benimki tek oğlan; pembe kilotlu çorapların, topuz saçların içinde siyah bale pabuçlu tek “erkek”. Kanatlarını açıyorlar, ayak parmaklarını uzatıyorlar, popolar içeri, karın içeri. Çene yukarı.

Ders bitmek üzere. Bir sonraki daha büyücek ördekler koridoru dolduruyorlar. Oğlum öğretmenine selamını verip, teşekkür edip, büyük bir gülümsemeyle kucağıma atlıyor. Koridor sıkış pıkış. Pabuçlarım ner’de? Gel, saçlarını toplayayım! Çişin var mı? Veliler, öğrenciler, minik balerinler, baletler… Dışarıda yağmur. Şakır şakır. Herkes ördekler gibi bir silkiniyor kapıdan girer girmez.

Çocukluğumda, konservatuvar hallerimizi hatırladım birden. Benim imkanlarım gibi imkanlarımız yoktu. Otomobil filan, ne gezer? İstanbul’un bir tarafından öte tarafına, gelip gelmeyeceği belirsiz öğretmenler için yapılan, saatler süren yolculuklar. Benim hazır değilsem, ne olur öğretmen gelmesin diye ettiğim dualar. Kapı kollarına yetişemediğim o eski, güzelim bina… Kendine has kokusu. Hırslı analar, yorgun analar, heyecanlı analar. Garo, Banu, bir dolu başka Elifler. Solfej öğretmenleri, keman öğretmenleri.

Camdan, yağmurun altında cilalı kaldırımlara bakardım da, gelip geçenler, simitçiler, nefeslerden buğulanmış, ağzına kadar dolu otobüslerdeki yolcular. Hiçbiri, hiçbiri acaba bugünkü dikteyi yapabilecek miyim? İnsallah Bach’ı çaldırtmaz. O parça fa anahtarından da mı öğrenilecekti iç pırpırlarını bilmeden kayıp giderlerdi görüntü sınırlarımdan.

8 Comments

  1. sen “Benim ki içlerinde tek oğlan” deyince, bol ödüllü “Billy Elliot” filmi geldi aklıma Elif, zannediyorum büyük olasılık izlemişsindir ama izlemediysen tavsiye ederim 🙂

  2. elifcim,
    Ben de gaykedi gibi Billy Elliot’u düşündüm yazını okurken. Çok etkilendiğim filmlerden biridir. Hatta Ilgaz’ı balet olarak kurguladığım çok olmuştur. Ama bedensel işlerle çok ilgili değil ne yazık ki. Nerede kaldı bale?

    Çok güzel bir yazı olmuş 🙂
    marruu

  3. beni de konservatuar günlerine döndürdün bir an. bu aralar sürekli hatırlayacak bir şeyler oluyor nedense. piano çalmaya başladım azar azar,yarın akort edilecek. armoni sınıfından bir kız (o ova hanımın öğrencisiydi) beni facebookta görünce hatırlamış (ortak bir arkadaşımız varmış meğer).
    ben bıraktığım zamanlarda ova hnm anneme “biz onun kanına girdik bir kere, bir gün mutlaka yine başlar” demiş. haklı mı ne…

  4. ah canım ya, elif şu minik anatol değil mi ördek olan? :)) ben onun suratını severim, daha bezden yeni çıkmış bebek bakışları ile bale mi yapıyor?öperim ben o ördeği:))) çok hoşuma gitti çok.

  5. Bana da bale gunlerimi hatirlattin, daha birkac gun once yine hatirlamis bloga yazmistim. Umarim senin minik ordegin asla vaz gecmez bu asktan. Biz de LA’ye gelir minik ordegin kuyuga donusmus halini, belki de Kugu Golu’nde bir prens olarak seyrederiz…
    🙂

  6. GayKedi, o filmin konusunu iyi biliyorum ama hic seyretmedim!

    Misokedim, Anatol’un ilgisi olup olmadigini ve hatta yetenegini filan hic gozonune almadim ben! Baleye baslamali diye dusundum, o kadar. Ileride, ilgisi gecerse veya yetenegi olmazsa birakir. Simdi maksadim bu sanatla tanissin ve kendi vucudundan haberdar olsun.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


fifteen − fifteen =