Okudum

İki haftada bizim evde düzenlenen dört yemek toplantısı, bir de Şükran Günü Partisi (tabii ki yine bizim evde), Anatol’un ve Brian’ın soğukalgınlığı, Anatol’un son iki gündür yaşadığı “iki yaş bunalımı”, bir besteciyle buluşma ve yeni eserler üzerinde çalışmayı araya sıkıştırarak ve alınmış bilete rağmen operaya gidemeyerek, üzerinde çalıştığım kitabın kendim ve başkalarının ayak sürümesinden doğan zorunlu teneffüsünden dar açılı ve ufak çaplı depresyonlara düşmeme gayretiyle bir aydır kanepenin ve masanın ve yatağın üzerinde sürünen bir kitabı okudum. Nihayet. Simon Goldhill’in Love, Sex and Tragedy (How The Ancient World Shapes Our Lives).

İsmine bakıp hemen karar vermemeli. Herşeyin satılması lazım. Herşeyin. Tarih kitaplarının bile. Kitabın betonuna ıvır zıvır karışmış, Goldhill biraz da demirinden çalmış sanki. Ben böyle kitapların kuru kurusunu seviyorum.  Hafif eklemelerle eğlendirilmeye ihtiyacım yok.  Bilgilenmek için okuduğuma göre, aradaki “dikkati uçuk okur pamukları”na sinir olurum hep. Ancak ne yazık ki vücudu büyük, aklı küçük adolesan- yetişkinlere yönelik herşey. TV’deki dökümanterler bile çocuk yerine koyuyor beni. Beş dakikalık bilgiyi almak için 40 dakika hava seyrediyorum. Her neyse, bu kitapta da hava var biraz. Ama yüzdesi az, yani çekilir, tahammül edilir ve en önemlisi, hava olmayan bölümü değer. Yunan Dünyası’nın günümüzdeki etkisini anlatıyor. Anlatırken tabii Yunan Dünyası’nı anlatıyor. En az anlaşılan veya en yanlış anlaşılan bölümleri: seks, homoseksüellik, demokrasi, sanat, tiyatro. Bazı yerleri fazla tekrar, bazı yerlerindeki iddialar zorlama, ama dediğim gibi, yüzdeye vurunca iyi. Türkçe’ye çevirmişler midir, bilmem. Şimdi Diderot okumaya başlayacağım. Rameau’nun Yeğeni ve D’Alembert’in Rüyası. Bakalım evin muhtelif yerlerinde kaç hafta sürünecek. Eskiden üç kitabı aynı anda okurdum, şimdi bir kitap, bir de haftalık New Yorker’ım tam geliyor.

3 Comments

  1. Kamu Hukuku dersinde araştırma konusu olarak Diderot’yu seçmiştim. Dersler ağır, zaman az, kaynak da sınırlıydı. Az da olsa hatırlıyorum; muzipliği, coşkusu, saflığı çok hoşuma giderdi. Rusya’da Çariçe Katharina ile sarayın bahçesinde dolaşarak sohbet etmeleri, hala aklımdan çıkmaz. Ya, devrine göre devrim şimdi için, kişisel görüşleriyle, yönlendirmeleriyle gülünesi ansiklopedisine ne demeli? 🙂
    Unutmuşum. Hatırlattığınız iyi oldu. Ben de tekrar okuyayım.

    Sevgilerimle.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


2 + 14 =