Notos Röpörtajı

Büyükler İçin 17 Masal’ı tek tümceyle nasıl anlatırsınız?

Anlatamam! O yüzden kendi kendimden kopya çektim. Kitabın arka kapağında demişiz ki: Kabuslar, mucizeler, aşklar, tanrılar ve tanrıları yokedenlerin hikayeleri.

Bu on yedi öykü kaç yılda yazıldı?

Bu soru sorulana kadar hiç dikkat etmemişim! Bilgisayarıma girip ilk yazdığım hikayenin dosya tarihine baktım. Aşağı yukarı iki yıl önce yazmışım. Demek hepsi bu iki yılda yazılmış. Görüyorsunuz, benim böyle detay ile pek bir gönül bağım yok. Dosyada kaydı olmasa, üstüne not bile düşmemişim!

Edebiyat ve öykü, bütün çalışmalarınız arasında kaçıncı sırada?

Yazmak diyeyim, yazmak ilk sırada. Edebiyat mı, öykü mü, blog mu, anılar mı, yemek makaleleri mi, artık hepsi, topu birden ilk sırada. Yazmak var olma sebebim değil. Yazmak avr olduğumun kanıtı. Kendi kendime kanıt. Şu dünyada bir iz bırakayım derdi de vardır ama asıl derdim kendimle. Yazmazsam toparlanmıyor nüvem. Böyle dağılıp gidi gidiveriyorum zamanın içinde.

Ayrıca yazmayı daha derli toplu, daha entellektüel ve daha sakin bir fiil olarak görüyorum. Karşılaştırdığım şey şarkıcılık- konser şarkıcılığı. Yoksa yazmak da bir çılgınlık. Ama hem yazan ve hem sahneye çıkan anlar farkını. Yazmak merkezimi bulmama yardımcı oluyor. Kendine güvensizliklere, acabalara, vücudun o günkü kimyasının kaprislerine peşkeş çekilmeden edilen birşey. Yazarken de acabalar oluyor ama sahne öyle hoyrat bir yer ki, yazarken hissettiğim negatif hisler bana sinek vızıltısı gibi geliyor!

Etkilendiğniiz ve sevdiğiniz yazarlar hangileri?

Listesini yapamam! En sevdiğim ayakkabımı sorun, söyleyeyim. Çocukken Turgenyev’in Babalar ve Oğulları’nı okudum, hayatım değişti. Çocuğun hayatı değişir mi? Şekillendi diyeyim. Mihenk taşım sayılır.

Liste yapsam, size hergün yenilemeniz için isim vermem gerekir! Kapalı kutu değilim ki, hergün birşey okuyorum, öğreniyorum. Bugün listenin üstündeki, yarın alta düşebilir. Hatta hiç sevmediğim yazarın kitabında bir cümle vardır ki, beni oradan oraya fırlatmıştır. Listem uzun ve oynak.

1994’ten bu yana ABD’de yaşıyorsunuz. Uzakta bir sanatçı olma duygusunun en önemli özelliği nedir?

Her sanatçı uzakta yaşar. Doğup büyüdüğü şehirde ve hala o evde yaşıyorsa bile, sıla hissiyle yaşar. Sanatçılık içindelik ama çok dışındalık ve yabancılık hisleri gerektirir. Dışından bakamazsanız, zaten farkında değilsiniz ki! Türkiye’de yaşayan bir sanatçıdan farkım olduğunu düşünmüyorum.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


7 − six =