Ne?

Ne yapıyorum? Oğlum günlerdir no’dan başka birşey söylemiyor. Onunla başa çıkmaya, anlayış göstermeye, haddini bildirmeye, sabırlı davranıp disiplin etmeye çalışıyorum. Annemler burada. Onların acıklı gözleri önünde doğru bildiğimi, doğruyu, doğru olduğunu ümit ettiğim hareketleri yapmaya çalışıyorum oğluma. Varlar diye şımartmadan, varlar diye sert davranmadan. Ne yapıyorum? CD’ye kaydetmek istediğim parçaların listesi kafamda bin kurt gibi dolanıp duruyor. Dengesi olması lazım, sanatsal değeri olması lazım, ama bir kerecik de gösterişli olması lazım. Birbirinin kuyruğuna dokunmayan tilki değil bunlar, düpedüz kurt hepsi. Piyanistimden kuşkularım var. Altından kalkamazsa nasıl söylerim? Yalan mı uyduracağım? Doğruyu söyleyip kalbini mi kıracağım? Zaman versem daha iyi çalar mi? Acele mi ediyorum? Acele etmek hakkım yok mu? Yazmak istiyorum. Ne zaman? Hani annemler gelince yazacaktım? Bu konuda yine de yüksek umutlarım var. Neden? Umudum olmaya hakkım var mı? Daha neler var? Ne diye var?

6 Comments

  1. benim de, çalışırken, ekibimdekilere ya fazlasıyla yumuşak ya da fazlasıyla sert davranarak süper kötü idarecilik örneği gösterdiğim zamanlarım çok olmuştur. Oysa isterim ki, derdimi anlatabilecek, benim için önmini belli edecek tonlamayı seçebileyim, onlara gerekli uyarıyı yapayım, ama yine de aramız bozulmasın, üstelik bu konuşma geliştirici olsun. Bu, benim için mümkün olamadı. Evdeki temizlikçi kadının bile istismarına açık bir yapım var.

    Virgina Woolf’un Mrs Dolloway kitabında, diyordu ki kadın karakter, hizmetçilerinin işi gereğince yaptıklarını görünce; “ah, benim iyi biri olmama yardım etmeleri ne güzel!” Aslında iyi, tahamüllü ya da kötü, hırçın biri olmamız bizim yapımıza bağlı olduğu kadar çevremizin bizi destekleme, anlayış gösterme hallerine de bağlı.

    Bazen kendimi çok biri gibi görüyorum çevrem beni düşüncesizce yorunca. Hırçınlaşıyorum fena halde. Sonra neye hakkım var!? diye kendime bağırıyorum.

    Sakin olup, işlerin bir ucundan başlamak gerek işte. Sizi anlıyorum. Bu kadar söz bunun içindi:)Sevgilerimle.

    Sevgilerimle.

  2. Endiseli Peri’yi kendimden daha az endiseli hale getirmeyi basardim galiba! :o) Otomobilde hizla giderken agaclar geriye kaciyor gibi gorunuyor ama aslinda hareket eden onlar degil. Otomobilim hizli gidiyor benim. Patinaj cekip agaclar kipirdamayinca panige kapiliyorum.

    Fulyacigim, sen benim imdadima yetisirsin. Iste boyle, insanin arkasinda kapi gibi duran arkadas lazim. Herkese bir Fulya lazim. Ama herkes o kadar sansli degil. Ben sansliyim.

  3. Elif’in tanidigi, tanimladigi Fulya’yi taniyan yok Elif’den baska dogrudur..
    Ama sansli olan Elif degil Fulya’dir.:))

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


3 × four =