Michael ve ben

Bir sentetik noktadan sonra, insan o dermatolojik yapının altında gerçek bir canlı olduğunu unutuyor. Ve hatta ölümsüz olduğunu düşünmeye başlıyor.

Birkaç ay önceydi herhalde, Brian’la birşeylerden bahsediyorduk. Michael Jackson’ın yaşlanmayı nasıl olacak da kaldırabileceği konusundan konuşmuştuk. 50 yaş cicvciv sayılmaz ama 80 de değil. Yüze rötuş atmak, başarısı tartışılır ama, mümkün. Ses işi belki. Domingo neredeyse 70 oldu, hala Wagner peşinde. Dansın stili de vücutta kalır. Hatta belki daha da birşey olur, hani o birşeyi daha birşey yapan sihirden.

Ama 30 yaşındaki gibi prova yapmaya nefes dayanır mı? Hücrenin çöküntüsünü kabullenmek zaten zor ama varlık sebebini kaybetmek bir felaket.

Bunlardan konuşmuştuk da, doğrusu Michael Jackson’ın ölümlülüğüne inanır halde konuşmamıştım ben. Kendi ölümlülüğüme inancım var. Her ne kadar “içselleştiremesem” de, mantığımın bir yerinde taş gibi duruyor. Ama Michael’in ölmesi pek gereksiz ve hatta imkansız görünmüştü. Nasıl ki cinsiyetsiz, renksiz ve yaşsız idi, nasıl olacaktı da doğayla bir noktada buluşacaktı? Neredeyse doğaüstü, mantığımın bile almadığı bir problem!

Ben çok Michael aşığıydım. Hatta çok çok aşığıydım. Hatta o kadar çok aşığı olduğum başka bir pop sanatçısı olmamıştır diyeyim. Pop müzikle ilişkim çok kısa sürdü ama duygularım gayet aşırı idi. Odamın duvarları MJ posterleriyle kaplıydı. Thriller ve Off The Wall plaklarım dinlenmekten iğne yerleri vadileşmiştir. Sadece ritm değil, sesi, müzikal cümleleri nasıl birleştirdiği. (Bir dili tam anlamayınca sese daha bir pür yönelmek mümkün oluyor.)  Ve tabii dansı. Hareketleri. Vücut yapısı. Beli, kalçaları, ayakkabıları, elleri, parmakları. Gülüşü.

MJ ile başbaşa kalsam ne halt ederdim, bilmem. Yani hayranlığımla ne yapmak amacındaydım? İşte orada işler sarpa sarıyor. Ben sadece Michael Jackson’a aşık değildim, sadece onu istemiyordum. Aslında o olmak istiyordum. Kafamda kurduğum hayaller, onu karşıma aldığım mizansenler değildi. Onun içine, kemiklerine sızdığım ve boynumu öyle kıvırdığım, bacaklarımı öyle kullandığım metamorfozumsu birşeylerdi. Erkek olmak arzusundan çok öte ve başka. Sanat estetiğinden başka birşeye tapınma adeti olmayan biri olarak, onun sanatını istedim.

Üstüne üstlük, cinsiyetsizliği (ya da çok cinsiyetliliği diyeyim) bana çok da normal göründü. Kendini sanatçıdan sayanların bile etrafında dolanmış gözü açık kişiler bilirler ki, yetenek kişinin kendisinden başkasına aşık olmasına izin vermez. Sanat tamamen egoist ve kendine hayran bir kavramdır. Çok ünlü bir rock şarkıcısı odasını dolduran “groopy”lerle yatıp kalkar ama kalbini veremez. Çünkü içi kendisiyle doludur. MJ vücudunu da veremiyorsa, hatta el bile sıkışmıyorsa, kafasının içinde dolanan ipleri ben tamamen anlarım. Böyle bir adamın hayranı olarak, onunla sevişme hayalleri kurmak, adamı hiç anlamamak demektir.

Benim adölesan zamanımla Michael Jackson’ın parlama zamanı tam denk düştü. Hayranı olmam neredeyse kaçınılmazdı! Bulunduğum ülkenin olamazlarından dolayı karşı cinsle sağlıklı yaşayamadığım cinselliğimle onun herşeye, herkese ve kendisine yönelmiş, gösteriden ibaret cinselliği cuk oturdu. Ne yapacaktım yani? Çok daha ürkütücü ve tek odaklı cinsel agresifliklerde dolanan Prince’e mi hayran olsaydım? Michael’la bir odada kalsam, hani o odada, en azından moonwalk’u nasıl yaptığından konuşurduk, bana bir iki figür öğretmesini rica ederdim. Bol bol gülüşür ve flört ederdik. Prince’le o odada, işte yine o malum oda, oral seksten aşağısı kurtarmazdı.

Michael cinselliksizlikten (ya da her-cinsellikten)  korkutucu bir tuhaflığa geçti. Ben artistik-seksüel potensiyelimi  pasif ritm dinleyicilikten aktif opera söyleyiciliğe yönelttim. Yollarımız ayrıldı. Bir ara Prince’le takıldım. Müziğini severim ama hayranlık enerjimi vermem mümkün olmayan biri. MJ’in posterleri duvarlardan indirildi. Lülelerimin şeklini değiştirdim. Erkek Fatma, MJ kıyafetlerimden soyundum. Herkes kendi yoluna.

Geçen hafta öldü. O sevdiğim albümler ortalara çıktı. Ve tabii danslar. Klipler. Hayranı olduğum o gençlik günlerimi tam olarak hatırlayamıyorum. Ama yeniden hayranı olmakta bir sakınca görmüyorum. O zamanlar nesine aşık idiysem, hala aşığım. Zevklerim değişmemiş. Hatta daha bir detay görür olmuşum. Kendisini terkettiğim zamanlarda kaçırdığım müzikleri ve dansları seyrettim geçen günlerde. Thriller’dan sonraki müziği bana hitap etmez olmuş. Birşey kaçırmamışım. Ama dans hala orada. Ve hatta daha iyi. Zayıflığının doğal olmadığını biliyorum, ama o yay gibi hareketlerde ne de güzel duruyor! Yüzü de ruhsal bir kaza sahnesi. Yine de, 50 yaşındaki o adamda hem benim gençliğim var, hem ben varım. Seneler sonra anladım ki, hem zevklerim (hala) böyle olduğu için onun hayranıymışım, hem de zevklerimi o şekillendirmiş. Ve anladım ki ben hem o rezil edilmiş güzel yüzün üzerinden yeteneğini görebilecek kadar uzamışım, hem de o yeteneğe hala sırıl sıklam hayran olacak kadar taze ve yüzeysel kalmışım.

Ve hala Micheal Jackson olmak istiyorum.

jackson19011111111111

11 Comments

  1. ben sizin yazılarınızı okuduktan sonra yorum yazamıyorum..bilmiyorum sadece okuyor ve hayran kalıyorum..belki de bende bir elif savaş olmak istiyorum..
    yüreğinize çok iyi bakın..

  2. Enne, neden?

    Zeynos, ben de Billie Jean’a bayilirim. Hatta benim en sevdigim sarkisi mi, ne?

    Gayyor, hemen hemen hersey gibi buradaki yazilar da bir insanin bir parcasi, aynasi ama yaniltmasi. Yaniltmasi da o insanin bir parcasi. Olmasini istediginden bir ipucu. Yani belki ben de bu blogdaki Elif olmak istiyorumdur, Michael olmak istemem yetmezmis gibi! :o) Havada asili, titrek ve kirilgan cam parcalari gibi kimliklerimiz. Hem transparan, hem yansitici, hem zorla birbirine yaklasmis, hem uzaklasmaya calisan. Bir kimlik degiliz ki hicbirimiz, ben de Gayyor’dan birseyler isterdim kendimde. Biraz Gayyor olayim, az Michael, ucundan Elif Savas. :o))))

  3. Endişeli Peri ile kelimesi kelimesine aynı yorumu dün yaptım, internet bağlantımda sorun oldu yazamadım.

    Okuduğum en güzel Michael Jackson yazısıydı.

  4. Sayfana donup donup yuksek volume bu sarkiyi dinliyorum! Ama yakinda kaldirirsin. Belirttigim adrese mp3 olarak yollaman mumkun mu?

  5. Zeynos, nasil yapilir, bilsem yollayacagim! :oP Bunu buraya koyan ben degilim, kocam beyfendiye soyluyorum, o yapiveriyor. Hiiic anlamam o islerden!!!! Ama kolayca bulursun be yav! Thriller’dan ya!

  6. yazını okuyunca hani anlaşılabilmenin rahatlatıcı bir huzuru vardır ya. hah işte tam onu yaşadım.
    sonra Mj ile ilgili hayallerimi hatırladım. nasıl bir psikolojiyse benimkisi ben sadece danslarını felan değil eni konu beraber olduğumuzu ( ve ilginctir evet hic sevişirken hayal etmedim onunla kendimi ) ona konserden önce terbiyeli tavuk suyuna corba felan yaptığımı düşlerdim. …kimbilir kac kişi daha ona yemek yapmayı düşünmüştür . hoş ben tavuk suyuna corba yapsam da içmezmiş vejeteryan olduğu için. neyse ben bu gün cocukluğuma dönüp süzme mercimek corbalı hayaller kurayım bari. su huzurun büyüsü kaçmadan

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


twelve − ten =