Mezar Taşından Mesaj

Bir sene geçmiş, geldi çattı bizim Cadılar Bayramı partimiz. Zamanın bu kadar çabuk kaçıp gitmesinin kendisinde korkunç birşeyler var zaten. Geçen sene burada olan arkadaşlara davetiye yollamam bile benizleri attırmaya yetecek sanki.

Bu sene biraz daha gösteri ağırlıklı birşeyler yapalım dedik. İsteyen davetliler şiir okuyacak, hikaye anlatacak. Müzisyen arkadaşlar gecenin ruhuna uygun gördükleri eserleri seslendirecekler. Ben Schubert’in bir şarkısını söylemeyi düşündüm: Gretchen am Spinnrade. Çıkrık Başında Gretchen. Gretchen bir isim, aynı zamanda genç kız demek. Goethe’nin Faust’unda Faust’a kızlığını verip hamile kalan  ve terkedilen Gretchen, bebeği öldürür. Deniyor ki, Goethe’nin çocukluğunda gazetelere düşmüş bir skandal olmuş: bir kadın bebeğini öldürüp idama mahkum edilmiş. sevgilisi kadını hapisten kaçırmış ama kadının vicdanı susmamış bir türlü. Gitmiş, teslim olmuş ve idam edilmiş. bir de Goethe bunları yazdığı sırada sevgilisini terketmiş, o sırada yine bir kadın bebeğini öldürmüş. İdama katılan doktor Goethe’nin arkadaşıymış. Cellatı da tanıyormuş Goethe.

Buraya kadarı bile insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor…

Schubert’in şarkısı, bu basit Alman kızcağızın, elleri iş yapmaktan nasırlaşmış, çalışkan, iyi huylu ve saf, Faust’un ve aşkın kontrolü altına girmesi ile ilgili. Piyano bölümü çıkrığın dönmesi gibi bestelenmiş- devamlı ve hemen hemen tek motif ile gider. Nefes nefese bir şarkıdır. Ancak bir yerinde durur bir an: Gretchen Faust’un öpücüğünü özlemle anarken… Sıradan bir şarkı değildir. Kızın ruh halini yansıtır ve üstelik kızgınlık, delilik, aşıklık, umutsuzluk ve nefretle bir olmuş histerik arzu vardır içinde. Böyle saf, milletinin sembolü bir kızcağız için ağır ve tehlikeli duygular, ruh halleri. Böyle şeyler yazmak, bestelemek yürek ister.

Ama bu şarkı değil paylaşmak istediğim. Bir de ufak bir melodi var, önce söyleyeceğim a capella- eşliksiz- sonra İngilizce sözlerle söyleyeceğim, sözleri de dostlara dağıtacağım ve umarım hep beraber söylemeyi başaracağız. bu bahsettiğim ikinci şarkı Aydınlı. Binlerce yıl öteden, bir mezar taşından seslenen bir melodi. Antik Yunan müziği bir şekilde sembolleştirmeyi, notaya dökmeyi biliyordu. Bu şarkıdan daha eskileri de var ama bu şarkı en bütün kalabilmiş şarkı. Bugüne ulaşmış. Mezar taşının kaderi ise Anadolu’da tarihi olan herşeyi kaderi gibi, değerini bilmeyenlerin ortasına düşmekten madur. Binlerce yıl ayakta kalmış şeyleri bir çırpıda yıkıvermeyi çok iyi biliyor Anadolu’nun şu anda tepesinde oturanları. Hele bir de açgözlü misafirler basmışsa ortalığı!

Taş 1883’de, bir İngiliz asilzadesi tarafından Aydın yakınlarında bulunmuş. Sonra ortadan kaybolmuş da 1922’de yine ortaya çıkmış. Aydın’da tren döşeyen bir İngiliz şirketinin görevlisinin evinde. Ama adam üstüne koyduğu saksı doğru dürüst dursun diye mermerin altını kestirmiş. Ve o kesilen yerde de büyük ihtimalle şarkının ikinci bölümü varmış. Taş oradan tarihi anıtlara daha düşkün birilerinin ellerine geçmiş. Buca’ya taşınmış. Oradan İstanbul’a, Stockholm’a, Hollanda’ya ve nihayet Danimarka’da, şimdiki evinde, bir müzede sergileniyor. Orası burası traşlanmadan, çanak çömlek diye bir kenara atılmadan. Hakettiği saygı gösterilerek.

Üstünde Seikilos’un mezar taşı olduğu yazılı. Ben, Seikilos’un mezar taşı, sonsuza kadar, ölümsüz hatıralar anısına dikildim gibi birşey yazıyor. Ve sonra notalarıyla şu şarkı: Hayatın boyunca parılda. Üzüntüye kapılma. Hayat çok kısa ve zaman (Chronos) ücretini istiyor.  Benimki çok kaba saba bir tercüme tabii. Ama ne demek olduğunu hemen hemen tahmin etmek mümkün. Tahnimnen MS birinci yüzyıldan hepimize bir öğüt.

Taş şu:

Seikilosssssssss

Ve müzik de şöyle:

TIKLA

İyi bir kayıt yapılabilirse, buraya koymaya çalışacağım. Ve Seikilos’un da öğüdünü aklımda tutmaya çalışacağım. Günlerin en zor zamanlarında hatırıma getirmeye çalışarak.

 

 

 

 

 

 

6 Comments

  1. Anadolu iel ne alıp vermediğiniz var? Yağmacı bizi, değer bilmez bizi. Değer bilenler taş taş söküp Avrupa müzelerine Ortadoğunun-Anadolunun bütün değerlerini taşımadılarmı? Zengin açgözlülüğüyle, fakirin elindekini açgözlülükle daha fazla paraya tahvil etmek için müzelerine yığmadılarmı? Adı medeniyet ve uygar olmak oluyor size göre. Değer bilmez karını aç adam olurken elindekini iştahla sömüren tok karınlı Avrupalı değer bilir oluyor. Güldürmeyin yani :))))
    …..
    Avrupa’nın pek konuşmadığı soykırım ve işgal
    LAP-ON’lar Sami Halkı… http://www.youtube.com/watch?v=ZZIU7KEis3w&feature=youtu.be

  2. “December 2007-En saçma huyum birilerine kızınca, bir tartışmaya girdikten sonra, tartışmanın da, tartışmaya girdiğim kişinin de değersiz olduğunu gayet iyi bilmeme rağmen, tartışmayı kafamın içinde saatlerce evirip çevirerek, kavgaya içimden devam etmek, böyle değersiz şeyler üzerinde vakit öldürdüğümü farkedip bir de kendime sinirlenmek, bu hislerin içinde kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan yılan gibi defalarca dönelmek, ağrıyan çürük dişi dilinle ikide birde itelemek gibi, böylece değer vermediğim insanın değersiz tartışmasının içinde, çamura düşmüş gibi yuvarlanıp durmak. Zaman kaybetmek. Halbuki bu kadar zaman içinde bir kısa hikaye filan okumuş olabilirdim.Elif Savaş Felsen’den alıntı.”
    Herkes değerlidir. En saçma kişi bile. Ondan aklım takılır,kavgam kendimin saçmaladığıyladır. Yada aklıma gelmemiş soylemediklerimi neden soylemediğimledir. İnsanlar konuşarak anlaşır, anlamak icin saçmada olsa değer vermeli karşındakine. Dünyada bir yer kaplıyorsa bir değer ettiğindendir cünkü 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


11 + seven =