Mary Poppins

Dün, belki yüzüncü kez, ama Anatol’la üçüncü kez Mary Poppins’i seyrediyordum. Ben kitabın orijinalini okumadım. Kitaptaki Mary Poppins çok daha katı, hırçın ve bir şekilde daha karmaşık bir karaktermiş. En kısa zamanda bulup okumalı.

Ancak filmde, belli ki kitaptan gelen, kadınların seçme seçilme haklarını kazanmaları için girdikleri boğuşmayla ilgili enteresan olaylar var. Çocukların annesi, evlatlarıyla ilgilenemeyecek kadar meşgul. Çünkü seçme seçilme hakları için yapılan bütün protestolara gidiyor. Arkadaşları nezarethaneye bile atılıyorlar. Babanın da çocuklara verecek vakti yok. Çok eski moda, ataerkil, çocuklarını asker disipliniyle yetiştirmek isteyen, daha doğrusu birileri tarafından yetiştirilmelerini isteyen, bankada patronun altında ezilmesine rağmen, oğlu için hayalleri ancak bankada çalışmasını dilemeye yetecek kadar ileriye gidebilen bir adamcağız.

Aslında, Fransa ve daha birkaç ülkede, Ortaçağ’dan beri kadınların oy vermesine izin veriliyor. Binyediyüzlü yıllardan beri de çoğunda kadınların oy verme hakkı var. Ama modern anlamda oy verme hakkından biraz farklı. Kadınların ya hiç evlenmemiş, ya da dul olmaları lazımdı. Çünkü sadece gayri menkul sahipleri oy verebiliyordu. Evli kadının da gayri menkul edinme hakkı olmadığı için…

Hakkın verilip alınmasında da bir karmaşa var gibi. Mesela uzun zamandır oy verme hakkı sahibi kadınlar, Amerika’da ve birkaç Avrupa ülkesinde, haklarını binsekizyüzlerde zenciler, köleler, fakirler vesaire ile birlikte kaybettiler. Utanılacak şey, hakları kaybettiklerini biliyorum da, nedenini bilmiyorum! Amerika’da, oy verecek insan sayısını düşürmek için bir hareket olduğu gibi birşeyler okumuştum bir yerlerde ama tam sebebini bilmiyorum işte.

Yeni Zelanda, kadınlara seçme ve seçilme hakkını veren ilk ülke. Sonra Avusturalya ama yerli kadınlar hariç! Sonra Rusya. Sonra Finlandiya, Danimarka…

İngiltere’de seçme seçilme hakkı isteği, senatoya baskın ve hatta bir milletvekilinin evini kundaklamaya kadar gitmiş, hırslı bir çalışma ile kazanılmış bir hak. Amerika’da da sert protestolar, kavga dövüşler, hapislere atılmalar!

İngiltere’de seçme hakkının kazanılma yılı 1928. Amerika’da 1920. Türkiye’de, seçme hakkının kazanılması denmez de, hakların verilmesi: 1926. Seçilme hakkı: 1934.

Kadının seçme seçilme hakkı olmadığı ülkelerden ikisi: Suudi Arabistan, Vatikan.

Atatürk’ün kadınların seçilme hakkının verilmesinden sonra yazdığı:

“Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasî hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde; peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lâzım gelecektir. Türk kadını evdeki medenî mevkiini salâhiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasî hayatta belediye seçimlerinde tecrübesini yapan Türk kadını, bu sefer de mebus seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medenî memleketlerin bir çoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu salâhiyet ve liyakatle kullanacaktır.”

İnternetten baktım, tarih 5 Aralık. Kadın hakları feşmekan batılı ülkesinden çok önce Türk kadınına verilmişti diye süzüm süzüm süzülmekle olmuyor. Hak verilince düdüklü tencerenin üstüne tüy oturtmuş gibi kalır. Hakkı edinmek lazım. En azından, vermişlere müteşekkir olduğumuzu göstermek lazım.

Eğer ki, bugün Türkiye’de resmi makamlar dışında, özel birgün diye anılıyorsa, birileri bana haber versin. Yok, değilse, takvimlerinize not edin. 5 Aralık gününü kutlanacak birgün ilan edelim. En azından elimizin kolumuzun yettiği yerlerde: bloglarda, facebook’ta, her neresiyse. Belki kendimize göre bir çalışmalar yaparız: kadın milletvekillerinin hayatları,vesaire ile ilgili birşeyler bulup yazmaya çalışırız. Kanunlarda eğer varsa kadın kotasını öğrenir, paylaşırız. Kutlamalar hep tepeden inecek değil ya, biz kökten yukarıya püskürtelim. Belki partilerin kadın kolları biryerlere çelenk filan bırakıyordur ama böyle bir günü bayramlaştırmak, söylev vermekle yetinmeden, neşe ve mutlulukla, şükran günüymüşçesine kutlamak lazım.

Eğer ki ben bu konuda cahil isem ve böyle bir gün zaten bayram idiyse, canlandırıp kendimize mal edelim.

Bu kadarcık teşekkürü borçluyuz.

3 Comments

  1. Bana kalırsa seçme seçilme hakkının verilmesi fazla bi’şey ifade etmiyor. istenip alınması gerekiyor.
    Bizde de bir çok avrupa ülkesine göre daha erken verilmiş. Sonra ne olmuş?…
    Ya, Elif, Bu da Nihat Abi’nin fikri.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


1 × five =