Bavul acilda ve goruldu ki Turkce klavye evde unutulmus. Yazmayacak degiliz; sizin gozlerinize kuvvet.
Insan insanin kurdudur derler; oysa Seneca adinda bir Romali filozof, yazar vardir ki “insan insana kutsaldir” demeyi tercih etmis. Insanoglunun negatif ozelliklerini bilecek ve sasirmayacak yasa geldim. Pozitif bir cumle gecince durakliyorum onunde. Dogrudur, insan insana kutsaldir. Oyle ki her kutsal sey gibi goklere cikartip, bir de yerden yere vururuz birbirimizi. Bu kadar didistigimiz ve kutsallastirdigimiz bir baska canli yok ortada.
Seneca, Neron’un bas danismani gibi bir seyiydi. Neron’a suikaste kalkistilar, dogru mu degil mi hala tam bilmiyoruz ama plana katilmistir diye olum cezasi verildi Seneca’ya. O zamanlar onemli insanlari idam etmez, kendi canlarini alsinlar istenirdi. Bileklerini kesmeye zorlandi ama kani cabuk cabuk akmayinca ve “intihar” cok iskenceli bir hale donusunce banyoya goturulup boguldu. Sonra torensiz bir sekilde yakilip ortadan kaldirildi.
Kurt’ili hicazkar bir dunya. Huzunlu kurt gibi birsey.
Kurdili hicazkar makamin bir ara yasaklaniyor raddesinde oldugunu biliyor muydunuz? Bizim bu irzina gecilmis ruhumuz nasil tedavi olacak, kac nesil surecek bu tedavi, bilmiyorum. Ama oyle iste. O yasak, bu yasak, hele kurdili hicazkar makam, Turk milletinin yukselmesine engel olmus, koku disarida dusman. Ermeni soykirimi olmamistir, kart kurt, karin ayak sesi filan diye tutturan insanlara hic kizasim, darilasim gelmiyor. Hatta ne kadar feveran edip saldirirlarsa ustume, o kadar sakinlesiyorum ama o kadar da uzuluyorum. Tarihimize, aptalmisiz gibi ogretilen yalanlara kahrediyorum. Atesi dusmeyen hasta gibiyiz.
Plautus diyor ki, insan sonucta cok bencil bir yaratiktir. Ama Robert Trivers adinda bir filozof var, o da diyor ki tamam, insan bencildir ama hem bu bencillik ona lazimdir, hem de iyilik bencillikten dogar. Hadi bakalim. Yine donduk ve insani insan icin kutsal yaptik, iyi mi? Evrimlesme ve davranis bilimine gore, insanin insana iyilik etmesinde cikar vardir. Toplumun cikari. Eger bugun cikar icin degil, karsiliksiz iyilik ediyorsak, bu da binlerce yil once atalarimizin hayatta kalma cabasinin icinden cikma bir iyiliktir.
Buna varim ben. Iyilik ettigin zaman titreyen icin, kotuluk ettiginde oyle titremez. Insan bir iyilik etti mi, hakikaten gonlu doyar. Acaip birsey. Elleri titrer, gozleri dolar. Bir sevinc ki baska seyle doldurulamayacak bir sevinc. Iyilikte de bencillik vardir- doyum acisindan. Tabii bir de tesekkur edilmeyi bekleyen iyilik yaparlar var ki, artik o evrimlesme acisindan bir basamak altta kaliyor. Bahsedilmeye degmez.
Trivers diyor ki daha konusmayi ogrenmeden, aglamamizi degistirerek ihtiyacimiz olan kisiyi manipule ederiz. Buyuyunce deger ve inanclarimizla ortusen bilgileri aklimizda tutar, tersini soyleyen bilgiye sirtimizi doneriz. Kendimizin ve etrafimizda bize ait olan aile, arkadas, din ve etnikdaslarimizin ozelliklerini yuceltiriz. Bunun disinda kalanlari seksuel ve/ya ekonomik rakiplerimizi asagilar- asagi goruruz.
Baskalarini kandirmak dogal olarak kazancli birsey, tamam, ama neden hem de kendimizi kandiriyoruz? Taraftarlarimizi yuceltmek, baskalarina ovmek baska sey, yucelttigine ve ovgune kendin inanmak baska sey.
Yalanlarimiza ne kadar inanirsak, karsimizdakini kandirirken o kadar inandirici oluruz diyor Trivers. Boylece digerlerini inandirir ve kendi tarafimiza cekebiliriz. Biraz metod aktorlugunu hatirlatti bana. Ozellikle Amerikali aktorlerin kullandigi bir yontemdir, mesela Ingilizler’in teknik aktorlugu yerine, oynayacaklari bir his mesela, o hissi hatirlatan kendi hayatlarindan bir parcayi hatirlar ve ona gore oynarlar. Kendi yalanina inanip havaya girmek yani.
Eger gercegi bilincuzerimizden saklarsak, baskalarina da daha inandirici oluruz. Belki bazi acIlardan yararli bir numara. Ozellikle eski caglarda, eger mesela karsi mahalleyi korkutacaksaniz, tabii ki kendi gucunuzu abartacaksiniz. Kendi tanriniza inandiracaksaniz, keramet ve mucizelerini abartacaksiniz.
Bu yalanlar asiri dinci/ asiri hernehalseci ortam icin cok onemli ve kullanisli. Baska turlu insanlarla degil evlenmeyi, konusmayi bile yasaklayan bu asiri dinci vesaire topluluklar, kendilerini de dis etkilerden korumus oluyorlar. Bir cesit var olma savasi. Ne kadar diger etkilere aciksaniz, bozulmaniz da o kadar mumkuhn. O sebeple dunya tarihinin en eski zamanlarindan beri ticarete acik yollar hep daha acik fikirli olmustur.
Turkiye’de sanki bir zaman temizlik harekatina girismis- Bir zaman Kurtler, baska zaman Ermeniler. Lazim olan gibi dusunmeyen, inanmayanlar. Eger varlik milliyetcilige dayandirilacaksa, baska milletlere yer yok tabii yeni bir ulkede. Ve kendimize yalanlar soyleye, abarta, saklaya bu gunleri bulmusuz. Belli ki surlarin kapisini kapali tutmak sonsuza kadar mumkun degil. Sur kapisi acilinca asiriliklar da torpuleniyor. Once muthis bir reaksiyon. Cok sancili ama daha bir evrimlesmis toplum icin de belli ki sart. Simdi bir dolu sirlar cikiyor ortaya. Eh, Ilk Cag insanlari da degiliz, gerceklerle yasayabiliriz. Bunun karin agrisini cekiyoruz sanki. Tabii pekcogu geride kalacak, herkesin tutundugu dallari birakip yuzmeye baslayivermesi beklenemez. Ama yuzmek gerekecek, yoksa belli ki toptan bogulacagiz.



“Tarih” sosyal bilimi varoldugundan beri, insanlar yaptigi kotulukler icin, devletler ise savaslar ve katliamlar icin yalan uretiyorlar. Bu sadece bizde mevcut olan bir hastalik degil malesef. En korkutucu olansa bu benim icin. Biz kendi kendimize yalan soylemeye programlanmis bir toplumuz.
Cezayir tarihi + Cathar tarihi(Albigensian Crusade) + Maya tarihi + Aztek tarihi + Kuzey Amerika Siyah İnsan tarihi + Kuzey Amerika yerlileri tarihi(Kızılderililer)..
ilk aklıma gelen gerçek soykırım tarihleri.
Haddim olmayarak okumanızı tavsiye ederim.
Gerçekler orda yazılı.
Günlük politika ve siyasette değil.