Little School of Horrors

horrors.jpg

 

Ev sahiplerimiz/ komşularımız bizi lise son sınıftaki kızlarının okulda sahnelenen oyununa davet etti. Kız oyunun odisyonu için hazırlanırken Brian da, ben de yardımcı olmuştuk. Başrolü aldı. Tabii ki oyuna da gidilecek.

Dün akşam. Size okulu nasıl tarif etsem? Hristiyan okulu. Brian “medrese” diyor. Okul kompleksi, bizim en cici üniversiteleri alır, iki parande attırır, sonra sol köşeden geçirip nakavt eder. Bina, bina, bina, otopark, otopark, bina, bina bitmiyor. Süs havuzu, havuzun içinde kuğuların üstüste çıkışıp sü tükürerek yarattıkları bir çeşit “havuz heykeli” topluluğu, havuzdan çıkan sular, kanallarla konser binasının etrafını çevrelettiriyor, üstünden modern kesimli köprüler geçiyor. Köprülerden biz geçiyoruz, AKM’nin zavallı tozlu elektrik ampüllerine bir ters taklak attıracak büyüklükte ve muhteşemlikte bir avizenin ışıklarının yıldız bulutu veta daha iyisi UFO gibi üstüne çöreklendiği binaya giriyoruz. Binada yerler yalanabilir, duvarlar, tuvaletler, içinizden gelen hersey için dilinizi uzatıp yalayabilirsiniz. Bina sizden hasta olur da, size birşeycik olmaz! Seyirci, “medrese”ye uygun seyirci; çoğunluk beyaz, iki üç zenciyi ayıp olmasın diye sokaktan çevirip mi içeriye soktular acaba? Uzak Doğulu kafamı karıştıracak kadar az; halbuki böyle okulların kıdemlisi oluyorlar. Herkes cici bici, saçlar özenli, mutlaka dümdüz. Aşırıya kaçmayan (çünkü ayıptır) ama çok titizliklee seçilmiş kıyafetler. Sahne pek derin değil. Ama tüm tesisat yerinde. Biletlerimiz var ama yan taraflar, öne doğru biraz boş. Yakınlık oyuna ilgisini çeker umuduyla, Anatol’la beraber önlerden biryere oturuyoruz. Oyunun yönetmeni sahneye çıkıyor, birşeyler anlatıyor. Sonra şunu alın, bunu alın, bize para harcayın konuşması ve en son haydin dua edelim diyor. Işıkları hafifçe azaltıyorlar, başlar eğiliyor, benim şaşkın bakışlarım, Brian’ın uyuz olma halleri ve Anatol’un yüksek sesle koltuk numaraları okumala sesleri arasında birkaç bin kişi, oyunda teknik arıza olmamasi vesaire için dua ediyorlar.

Oyun; Little Shop of Horrors. Aslında sızma halis Yahudi tiyatrosu, orijinalinin içi tepeleme Yidiş esprilerle dolu. Sonradan sevimli bir filmini yaptılar. Sonradan Broadway için müzikalini, sonra müzikal filmini… Beyaz Hristiyancık çocukların, sinsi ve alaycı Yahudi esprilerini tepelemeye çalışmalarını seyretmek, içinden hayat fışkıran kelimeleri, ovup temizleyip çocuklarımıza hap niyetine veriyormuşuz gibi yapmalarını seyretmek, kitapçıkta neden böyle “wicked” bir oyunu sergilemeye karar verdiklerini ve oyunun Hristiyani değerlerinin neler olduğunu sıralamaya çalışmalarını seyretmek… İşleri bozuk bir çiçekçide çalışan genç ve fakir adam, acaip bir bitki bulur. Bitki, meğer insan kanıyla besleniyor, büyüyor. Önce kendi parmağından kan damlasıyla besler, sonra aşık olduğu ve sadist ruhlu dişçi sevgilisinden devamlı sopa yiyen tezgahtar kıza hisleriyle, çiçekçinin artık kendisine değer vermesinden duyduğu gururu karışınca birbirine, dişçi çiçeğe yem olur filan filan. Su gibi giden, sevimli bir komedi. Müzikali de çekilir. Ben ilk filmini severek seyretmiştim. İkinci de fena sayılmazdı. Birincide Jack Nicholson, ikincide Steve Martin vardı diye hatırlıyorum.

Anatol, bütün oyunu büyük bir dikkatle, ara sıra sahnede neler olduğunu bize fısıltıyla izah ederek, ağzı açık seyretti. Acaba diye sordum Brian’a, üç yaşında çocuğumuzu ikide birde müzelere, sergilere ve hatta şimdi tiyatroya götürerek, ev zaten san’at kusuyor, şimdiden sanatçı ol işaretleri mi veriyoruz? Tabii, “rhetorical” bir soru.

Oyunun kalitesi, lise oyununun kalitesi kadardı. Tabii prodüksiyon için para olunca ortada, ortaya çıkan da yenilir, yutulur oluyor. Canlu müzik, hep doğru kullanılan ışıklar, herkese mikrofon, iyi kostümler ve dekor. Çocuklarda, genç oyuncu hastalıkları: ellerimi nereye koyacağım ben şimdi? Heyecanlıyım, o yüzden enerjim uçup gitti… Erkek çocukların sesi pes notalara anca değiyordu, mikrofonlarını açmak lazımdı ama bir lise tiyatro yönetmeninden ancak bir ölçüde çalışma beklenebilir; bu yönetmen de üstüne düşeni fazlasıyla yapmıştı.

Amerika’da çocuğunuzu ya devlet okullarına yollayacaksınız (eğer oturduğunuz semt çok iyi bir semtse, devlet okulları da iyi oluyor), ya da özel okullara. Özel okulların şaşılacak kadar az bir yüzdesi laik eğitim veriyor. Bütün bu dertler, birkaç sene içinde üzerimize kapkara oturacak. Ne halt edeceğiz, bilmiyorum. Yakınımızdaki devlet okulunu iyi araştırmak lazım, doğru dürüst “laik” eğitim veren özel okul var mı, araştırmak lazım. Benim gibi, üniversite hariç, okulu hiç sevmemiş, kötü bir öğrenci için işkence.

Ha, komşunun kızı… Oldukça iyiydi. Çok çirkin bir kız; eğer bunu kabullenip, uygun roller için doğru odisyonlara girerse, aktörlükten kariyer bile yapabileceğini düşünüyorum.

9 Comments

  1. Seattle’daki kuzenim de tamamen aynı şeyi söyler durur. Çocukları bir Fransız okuluna vermek için çok uğraştı, şimdilik işler yolunda, ama, sanırım ilkokul sonrası yine sıkıntı olacakmış.

    Tango dinlemek çok zevk veriyor, seçtiğin tango özellikle güzel bir tanesi. Teşekkürler.
    🙂

  2. O filmin Rick Moranis’li olanini seyretmistim, guzeldi evet. Bizim Virginia’daki evin arka bahcesinde nah kafam kadar bir cicek bitivermisti, oyle de guzel ve kipkirmizi. Bulamadim ne oldugunu. Ona baktikca o filmi hatirlardim 🙂

    Okulu oyle bir anlatmissin gozumun onune geldi.
    Bizi de simdiden sardi o korku, daha minicik bizimki ama olsun…adam gibi bir egitim alsin istiyorsun. Bu ulkede cok da kolay degil o biliyorsun. Biz de bize cok yakin bir Alman okulu bulduk, sans iste…ozel, pahali mahali ama, hic olmazsa laik, adam gibi, en az 4 yabanci dil ile tanistiriyorlar cocugu, guzel bir okul yani. Zaten ortaokula falan baslayinca gideriz bu ulkeden gibi geliyor bana…hadi bakalim.

  3. bu adamların bu ota ve de mota herşeye dua etmeleri çok komik. hakikaten elektrik kesilmesin diye mi dua ettiler? ( teknik arıza konusunda aklıma gelen bir bu oldu da:)))ama bildiğimkadarıyla bu da orada dünyanın sonu mu geldi acep etkisi yaratacak kadar az oluyor değilmi?)

  4. Valla okula başlayan çocuğu olan aklı başında ana babaların kabus görme olayı bir tek burada var sanıyordum ama yanılmışım. Orada sanki bunlar daha büyük dert.

  5. Hani burada deriz ya “Ne olacak bu Türkiye’nin hali” diye, sahi ne olacak bu Amerika’nın hali? bu konuda Avrupa’yı takdir etmemek elde değil, lailklik konusunda çok daha hassaslar açıkçası, geçen gün şu “Amerikan ve doları” çıkışlı “akılsız tasarım” teorisi konusunda güzel bir uyarısı vardı Avrupa konseyinin!

  6. eh basinizda o her vesileyle dinden bahseden, dua eden adam oldukca ve insanlar bunu benimsedikce laik egitim de alabileceginizi sanmiyorum. Onlar da uyutulan toplumlarin basinda gelmiyor mu…

    * Annemler beni 2 yasindan itibaren her hafta klasik muzik konseri, bale, opera ve tiyatroya gitmisler. Sanatci filan olmadim. Insan kendi yolunu buluyor. Sen baski yaptigini dusunme… Anatol kendi yolunu bulacak. Cok akilli benim melegim… 🙂

  7. Geçen gün Onur Öymen üniversitede konferans vermişti. O sırada bir anektod anlattı: Mustafa Kemal biz neden yaratamıyoruz, biz neden olamıyoruz diye debelenip dururken birgün neden adam olamadığımızı neden bir medeni düya yaratamadığımızı bulmuş ve en yakınına koşmuş: Buldum, demiş: Onlar kiliselerinde milletlerini, geçmişlerini anlatıyor; bizimkiler ise Arap’ı…

    Bu noktada bize laiklik daha acil lazım! Ama olmuyor bir türlü: Prof. Celal Şengör, tüm dünyada laikliğin yara aldığını ve eğitim kalitesinde büyük düşme yaşandığından bahsetmişti son konferansında. Evet artık bilim ve aydınlık için sadece Anadolu topraklarında değil, tüm dünya üzerinde savaşmalı: aydınlığı tüm dünyaya yaymalı…

  8. EkmekciKiz, belki ben burada o okullari okumadigim icin, kendimi bu arastirmalara sorusturmalara uzak ve kafasi karisik hissediyorum.

    Acalyacigim nereye gideceksiniz? Turkiye’de de ozel okula gris sinavi, universite sinavi, hepsi birbirinden berbat. Cocuklar bir stres, bir stres, ustelik bir da ogrendiklerini hatirlasalar bari. Ama Avrupa’da herhalde dahaiyi durum.

    Elektra, evet, elektrik sistemine dua etmek, elektrik tanrisina inanci ima ediyor sanki! :o)

    Meltem, Ekmekci Kiz’a da yazmistim ya, bana da burada daha karmasik gibi geliyor o isler.

    GayKedi, zaten Amerika- Turkiye arasinda oyle acaip benzerlikler var ki! Biz birbirimize, Avrupa’dan cok daha yakiniz. Ama tabii, Amerika, Avrupa’daki dini baskilardan kacan fanatikler tarafindan kuruldu, onu da hatirlamak lazim.

    Tijen, afiyet seker olsun.

    Archi Sugar, zaten diyorum ya, benimki samimi endise degil. Tabii ki sanatci olsun. Ya da bilimadami.

    Okan Yuksel, 18. yuzyilda insanligin ustune dogan aydinlanma, bu birkac yuzyilda nasil da tersine dondu! Acaip sey.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


18 − 5 =