Laika

Gecen gun Isvec filmi, Bir Kopek Olarak Benim Hayatim gibisinden Tercume edilebilecek bir filmi seyrederken, simdiye kadar hic dusunmedigim birseyi ogrendim. Ki; Dunya’nin yorungesinde donen ilk canli, Ruslar’in yolladigi kopek Laika, ayni zamanda da orada olen ilk canli. Yollamasini biliyorduk da, geri getirmesini bilemiyorduk o zamanlar. Ben nedense bilgi olarak yollandigini bilirdim. Orada acliktan olmeye terkedildigini bilmedigim gibi, yav nasil geri getirdiler sorusunu da hic sormamisim kendime demek.

Aslinda acliktan da olmemis- neden oldugu bilinmiyor. Tahminen asiri sicaktan olmustur cunku bir makinede ariza olmus ve motorun butun isisi kabine girmis. Uzun zaman neden oldugunu aciklamamislar. Guya 6. gun sonu bolumdeki oksijen bitmis, gorevliler de her nasilsa uzaktan otenazi etmisler hayvani. Halbuki 7 saat kadar dayanmis isiya, yemek bile yemis ama sicaklik ustun gelmis sonunda.

Sokak kopegiymis. Ozellikle sokak kopegi secmisler, dayanikli olur diye. Birkac diger sokak kopegiyle birlikte bir sure egitimden gecmis. Daracik yerde yasayabilme ve normal yemek yerine bir cesit yuksek kalorili jel yiyebilme egitimi. En basarili onu bulmuslar da yollamislar. Zaten uzaya firlatilma sirasinda bile hayatta kalamaz diye tahmin edilmis.

Dogrusu bu cesit deneyler icin hayvanlar kullanilmasin diyenlerden degilim ben. Beni zivanadan cikaran, sampuan, cilt kremi gibisinden luks seyler icin iskence edilen hayvanlar ve hayvanlara baska turlu de iskence eden ve belki de yapacaklari deneylerde bir hayvan degil de, makina kullandigi izlenimini yasamaya calisip kalplerini rahatlatan laborantlar. O da degil. En cok Laika’nin olumunun seklini gizlemeye calisan Rus gorevliler konusu ilgimi cekti benim. Bir hatayi itiraf etmemek icin atilan kirkbir cesit takla.

Los Angeles’in Klasik Muzik radyo istasyonunda oldukca egzantrik bir adamin sovu var. Caldiklari cok egzantrik degil- Klasik Muzik’in en klasik eserleri. Ama konusmasi bir tuhaf ve bazen calmayi sectigi yorumcular degisik oluyor. Her ne kadar sebepsiz- belki de sebepli, her seferinde boyle seyler caldiginda arabada espri konusu oluyor (Acaba erkek arkadasi mi orali? Eyvah yine erkek arkadas bunu calacaksin diye inat etti, vesaire) – Yeni Zellanda’nin berbat bestecileri hayranligi varsa da, ve calacagi bestecinin adini cumlenin en sonuna koymak ve isin suyunu cikartmak meraki olsa da, arasira yeni birilerini ogreniyorum diye dinliyorum. Gecen gun Ivan Kozlovsky adinda bir tenoru tanitti.

Kozlovsky lirik tenor- yani mesela genc Tarik Akan rolunun sese donusmus hali diyelim. Ukraynali imis, Stalin doneminde yasamis ve diktatorun en sevdigi tenor olma gururunu, ya da sanssizligini, yasamis. Adamcagiz gece yarisi arar, yatagindan cagirir, arya soylettirirmis derler. Arya mi, yoksa geleneksel sarkilar mi, orasini tam bilemedim. Stalin Gurcu idi. Cok guzel Gurcu folk sarkilari (turkuleri?) vardir ama o zaman biz su bu degiliz, sadece Sovyet’iz diye ulkenin renklerini grilestirme (veya kana bulayarak kizillastirma da denebilir) eforu vardi. Belki hakikaten Eugene Onegin filan soyletiyordu gecenin bir yarisi.

Agabeyi Bolsevikler’den kacip New York’a yerlesmis bir din adamiymis. O kacinca bu da kacar, soyunda kacaklik var diyesiye, Kozlovsky’nin bir kere dahi yurtdisinda temsile veya konsere gitmesine izin vermemisler. Derler ki, Stalin zamaninda Noel davetlerinde inadina Ukrayna halk sarkilari soylermis Kozlovsky. Nasil hayatta kalmayi basarmis bilmem. Sesinin sihrinden dinleyenlerin basi dondu herhalde de elleri kollari tilsimla baglandi. yoksa ne muhtesem ressamlar, muzisyenler, yazarlar Stalin’in hismina ugramis, helak olup gitmislerdi.

Acaba diyorum, dunyanin en buyuk katillerinden biri ve belki de (eger sayiya vurursak) birincisi Stalin’i dunyaya getiren Gurcistan ile elinden cok cekmis ora ulkeleri arasinda bu konu nasil tartisiliyordur. Mesela bu Gurculer’den katilden baska sey cikmaz diye irkcilik yapiyor mudur digerleri?  Gurculer Stalin’inseytanin dolu diye dislamislar midir? Rus hukumeti ile Gurcistan hukumeti arasinda bir itis kakis oldugunu biliyorum. Ama gundelik kulture ne nasil yansimistir, orasini bilmiyorum.

Hitler de Alman degil, Avusturyali idi. Ne tuhaf sey su sey. Kurt olup Turkiye’yi en buyuk Turkcu katliama yonlendirmek gibi birsey. Kraldan cok kralcilik gibi bir tuhafiyet. Hos tabii incelikler var: Hitler iki milletin ayni Aryan soydan geldigini, birlesmesi, uyusmasi, birbirine erimesi gerektigini dusunuyordu. Stalin zaten milliyetcilige dusman, baska birseydi. Neyse, yine de tuhaf diyecegim. Dedim bir kere. Simdi bu kadar yaziyi silemem. Herkes yazdikca kendi tazine inanir, ben yazdikca kendi tezinden uzaklasan, tezinin sivri uclarini kendisi asindiran ve bunu yapmaktan hic de utanmayanlardanim. Doneklikten yanayim, donmeyenler hicbirseyden donmeyen Hitler ve Stalin’i hatirlasinlar. Bazi seylerden donulmez ama bazi seylerden hic donemeyenlere dusunen degil, inanan diyoruz. Mesela ben bilime inanmiyorum veya inaniyorum denmez, denemez. Cunku bilim inanilasi birsey degildir, degisebilir, yanlislarini itiraf eder (Sovyet uzaycilar haric belki, onlar bile sonradan itiraf etmis), duzeltir ve doneklik eder. Bazi bilimsel seyler de zaten ortadadir. Dunya’nin yuvarlak olduguna inanmak gerekmez, zaten inansan da inanmasan da Dunya’nin umurunda degildir ve yuvarlak olmayi surdurur. Inanc tamamen kisisel birseye indirgenir, gercegi degistiremez. Iste ondan doneklik edilmez, cunku edilemez.

Kleopatra da aslinda Misirli degil, Yunan’dir. Hadiii, bu da nerden cikti? Hani donuyorduk, donmuyorduk? Ne bileyim, aklima geldi birden.

 

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


5 + 18 =