Küçük Prens

” Küçük Prens’in geldiği planetin B-612 diye bilinen asteroit olduğundan eminim. Bu asteroit sadece bir kez teleskopla görülebilmiştir. O da 1909’da, bir Türk astronom tarafından.

Bu buluşunu uluslararası Astronomi Kongresi’nde sunmuş, ama Türk kıyafeti giyiyormuş; dediklerine kimse inanmamış.

Büyükler böyledir.

Neyse ki, bu astroidin namı adına bir Türk diktatör bir kanun çıkarmış.Halk bundan böyle Avrupa kıyafetleriyle dolaşacakmış, yoksa idam cezası varmış. Böylece 1920’de astronom astreoidi bir kere daha sunmuş ama bu sefer etkileyici bir stil ve zerafet içinde. Herkes dinlemiş.”

Dün Anatol’a okuduğum, Saint-Exupery adlı bir Fransız aristokrat, yazar, şair ve pilotun Küçük Prens kitabından alıntı. Kısa bir romancık. Sahra Çölü’nde uçağı düşen bir pilotla uzaydan gelen küçük bir prensi anlatıyor. Büyümek, büyüklerin tuhaf ve tutarsız dünyası, sosyal hiciv. Çocuklar için yazılmış gibi görünse de, katlamnalrını anlamak için erişkin kadar bilgiye sahip olmak lazım. Franız dilinin 20. yüzyıla kattığı en iyi kitap sayılıyor. Yüzlerce dile çevrilmiş, milyonlarca kere okunmuş bir kitap. Türkçe’si de vardır mutlaka. Ben hiç görmedim. Yukarıda alıntısını yaptığım bölüm Türkçe’sinde var mıdır, ihtimal vermiyorum.

Doğuyla batının yolları galiba Hipokrat epilepsi konusunda yazdığında ayrıldı. Ne zaman ki “epilepsi ‘Kutsal Hastalık’ değildir. Diğer bütün hastalıklar gibi belirli karakteristikleri ve sebepleri vardır.” dedi, ortaya bir daha aşılamayacak bir uçurum açıldı. Düşününüz ki her illetin tanrılardan geldiğine inanan bir toplum. epilepsiyi de tanrıların insana yolladığı bir kabus olarak görüyor. Ve üstüne üstlük, eğer tanrıların canını sıkarsanız daha da fena şeyler yollayacaklarına inanılıyor. Böyle bir ortamda bilimcinin teki çıkıyor, sebebini, çaresini bilmiyoruz diye bir hastalığa doğaüstüdür denmez deyiveriyor. Bir de bunu al bakalım seni kindar tanrı seni!

Sebep ve çareler buldular- her ne kadar mükemmel değilse de ama epilepsinin hala şeytanlar, tanrılar, cadılar, büyülerle ilgili olduğunu sanan kültürler var dünyada. Hadi onlara Hipokrat’ın bilgisi ulaşmamış diyelim. Bir de böyle sisteme kafa tutup hastalıklara ilaç bulanların sırtından geçinenler var! Hem göklerden gelmiştir hem sebebi ve hem çaresi diyorlar ve hem de bir yandan aşağıda kendisini inançlara karşı tehlikelere atmış, çok çalışmış, zorluklara göğüs germiş insanlardan sebepleniyorlar. Kaç epileptik dindar insan vardır ki, Hipokrat’ı yadetsin arasıra. Neyse ki yadedilmeye ihtiyacı yok bu insanlığa çok faydalı adamın, bazı kindar ve faydasız tanrıların tersine!

Henüz bilmiyor olmak, sebebinin bilinmez ve doğaüstü olduğunu ispat etmez. İşte dünyaya bilimsel bakış açısıyla bakmanın bir cümlelik açıklaması!  Ama ne zor şimdilik bilmiyor olmak!

İnsan doğası bilmek istiyor. Hadi bilemediyse, en azından inanmak! Bazen bilgi geliyor, inancı iteleyecek aman! O kadar kolay mı yer bulmak? Onun yerine birbirine örtüştürmeye çalışıyor insan, bazen inançta hafif nüans ayarlamaları yaparak. İnsanın doğasında var bilmediğinden korkmak. İnandığından korkmak bile daha iyidir, yeter ki bir fromu olsun geleceğin ve geçmişin! Bir gün bilmek umuduyla yerçekimsiz bir dünyada dengeyi içten bulmaya çalışmak yerine, inanarak dünyaya sıkı basmak daha iyi geliyor demek.

1 Comment

  1. Kucuk Prens’i ben de kucukken okurdum, kizima da okuyorum. Turkce ceviride de o bolum var. Ha, bazilari icin tabudur. Nasil kutsalimiza laf edilir diye kizan da olmustur. Ama cok da kitap okumayi seven bir millet degiliz zaten. Kimse de fazla kurculamadi o bolumu sanirim. Ama sansurlu degil kesinlikle.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


twenty − seven =