Küçük Hindistan’da Donna

 

sarrrrrrrrrrrrrrr22222222222.jpg

 

Brian’ın çalışma odasının tavanını, Hint kumaşlarıyla döşedik. Bütün duvarları kumaşla kaplı bir oda/larımız olsun istiyorum. Tımarhane odaları gibi, kafanı oraya buraya vurup sakinleşesin diye değil de, ( o da olabilir), rengarenk, 1001 gece masallarında anlatılan nadide kumaşlarla kaplı odaların, nadide kumaşlarla kaplı olmayan, ama ana fikirde atmosferi yaşanan yaşam yerleri şeklinde bir fikir. Tavandan başlıyoruz.

Aşağıda anlatılanları, Küçük Hindistan’da bir kumaş satıcısından dinledim.Tadına varmak için, orta boyda, zayıf, kuru limonrengi tenli, yalınayak, saçının bir parmak beyaz dibinin gerisi simsiyah boyalı, gözleri ileri yaş itibariyle sütlü, yanakları ufacık ufacık kahverengi et benleriyle puantiye, mülayim bakışlı, bolca aksanlı bir Hintli adamı gözönünde canladırmak lazım. Kelimeleri dümdüz okumak kifayet etmiyor; Hintliler’e özgü öne arkaya değil, sağa sola baş sallantısını, ağırbaşlı ciddiyeti de, kelimelerin üzerine, ekmeğe sürülen kaymak gibi sürüvermeli.

Geçenlerde, 15 gün önce zenci bir kadın gelmiş dükkana. Limuzinden inmiş de gelmiş. Limuzini dükkanın önündeki kaldırıma parketmiş şöför. Aslında herhalde yanlışlıkla girmiş kumaşçıya. Yanda, kapanmak üzere olan bir mobilyacı var. Mobilyacı, kumaş tezgahtarının arkadaşı. Kendi dükkanını açacağı zaman, aman demiş tezgahtar, aman! Belli olmaz bu işler, sen sigortacıda çalıştığın işi aman bırakma. Ne olur, ne olmaz.

Nitekim, şimdi mobilyacı kapanıyor. Ayda beşbin Dolar kira. Günde dörtyüz Dolar satış yapsa, ancak kira karşılanır. Sonra elektrik? Su? Vergi? Tezgahtarın ücreti? Olacak iş değil. Şimdi dükkanlar bomboş. Bir hafta önce Hindu yeni yılı kutlandı. Sonra Müslümanlar’ın yemek yediği o bayram var, o da geçti. Christmas geliyor ama o alışverişler, büyük çarşılarda yapılır. Önümüzdeki üç ay yağmur yağar. Yağmasa da yağar diye gelmez müşteri. Ne olacak? Onbeşbin Dolar nasıl bulunacak?

Velhasıl, mobilyacı kapanıyor. Zaten kumaşçının tezgahtarı mobilya sevdasını anlamıyor. Mücevher olsa, kıyafet olsa, takıştırıp kullanırsin. Ev bütün gün bomboş. Taşınmak lazım gelse, taşımak lazım.

Zenci kadın…. Zenci kadın dükkana girmiş. Kumaşçı tezgahtar, sen doktor musun, diye sormuş. Hindistan’da, böyle zengin, doktor filandır diye, burada da öyledir diye düşünmüş. Buralara geleli 4-5 yıl olmuş. İngilizcesi iyi değil, görüyorsunuz ya. Başka yerde işe almazlar. Burada hep Hintçe konuşuyor, kolay oluyor.

Zenci kadın doktor değilmiş. Şarkıcıymış. Sırf ipekli kumaşlara bakmak istiyormuş. Tezgahtar, başka müşteriyle uğraşamaz endisşsiyle, dükkanın kapısını kilitlemiş. Özel sandıklardan, ipekli, taşlı, simli kumaşları çıkarmış birbir. İkibuçuk saat sürmüş bu işler. İpekli kumaşı sandıklardan çıkart, kaldır, zor iş. Diğerleri gibi değil.

Zenci kadın, beşbin Dolarlık şey beğenmiş. Sonra kredi kartını uzatmış. Tezgahtar kredi kartını makinadan geçirmiş ama karşı taraf ödemeyi reddediyor. Birkaç kez daha denemiş ama nafile. Çok özür dilerim, Hanımefendi. Ama kredi kartınız çalışmıyor. Nasıl olur? Benim yüzbin Dolarlık limitim var. Çok özür dileyerek Hanımefendi, doğru söylüyorsunuzdur ama ben burada bir fakir tezgahtarım. Bunu kabul edemem. Bir telefon etseniz? Çek yazayım. Çok özür dileyerek, Hanımefendi, bu kadar büyük para için çek alamam Efendim. Patronum beni öldürür. O zaman ben arabadan menajerime telefon edeyim. Pekiyi Hanımefendi. Çok özür dilerim, ama anlıyorsunuz…

Limuzinin şöförü, tezgahtara izah etmeye çalışıyor: bu kadın Donna Summer. Çok ünlü bir kadın. Çeki karşılıksız çıkmaz.

Anlıyorum Efendim. Ama ben burada sadece tezgahtarım Efendim.

Kardeşim, bu kadın 1970’lerde çok ünlüydü.

Anlıyorum Efendim, ama ben o sıralarda Hindistan’da idim. Kendisi ünlüdür mutlaka ama ben İngilizce müzik anlayamıyorum Efendim. Sadece ritmini dinliyorum bazen, ama anlamadığım için, bizim kendi müziklerimiz var, onları dinliyorum.

Donna Summer, geri geliyor, malları elinde tut, çeki bozdur, ben sonra adam yollayıp aldırırım diyor. Sonra tezgahtara yüz Dolar uzatıyor. Neden? Çok uğraştırdim seni, teşekkür mahiyetinde. Aman Hanımefendi, ben bu parayı alamam. Neden? Görevim bu benim Efendim, beş Dolar da olsa alamam. Ben kimsenin parasını alamam.

Donna beş dakika sonra pes ediyor. Limosuna gidiyor. Beş dakika daha geçiyor. Bu sefer limonun şöförü geliyor. Elinde yüz Dolar. Al şu parayı. Alamam Efendim. Al kardeşim. Kadının çuvalla parası var, burası Amerika, burada böyle teşekkür edilir, ona dokunmaz hem. Alamam Efendim.

Şöför tam çıkacakken, tezgahtar işgilleniyor: ya parayı cebine atarsa ve herkes kendisinin böyle paralar kabul ettiğini sanırsa? Koşarak çıkıyor, şöförün peşinden limoya gidiyor. Teşekkür ederim Hanımefendi, ama parayı alamam Efendim. Teşekkür ederim.

Ertesi gün patron bankada çeki bozdurtturuyor.Donna Summer, 8 gün sonra bir şöförle malları aldırttırıyor.

Çok ünlüymüş Efendim. Ama ben kendisini tanımıyorum Efendim. Hollywood’dan da gelip binlerce Dolarlık mal alıyorlar Efendim. Ne yaptıklarını bilmiyorum bütün o kumaşlarla. Herhalde kostüm dikiliyor.

Dükkanın sahibi, tezgahtar kapıyı kilitledi de, diğer müşteriler belki geri döndü diye paylamış. Donna Summer’a daha fazla kumaş satamadı diye paylamış.

Anatol bye bye dedi, dükkandan ayrıldık. Birbuçuk saatimiz geçmiş içeride. Çıktığımda, gözlerimin korneasına pembeler, yeşiller, ışıltılar, parlaklıklar, incik boncuk, rengarenk sariler yanmıştı; duvarlarda, kaldırımda bile gökkuşağını gördüm.

sariiiiiiiiiiiii.jpg

 

8 Comments

  1. Adamin basina gelenler cok iyi :)) hani bir laf vardir ya karsimdakinin anladigi kadar anlatabilmisim filan gibi birsey bu da onun gibi olmus Donna Summer unlu olabilir ama Hindistanda degil :)) buna benzer Oprahin br anisi vardir NY bi dukkanin onunden gecerken dukkandaki birsey gozune takilmis ona bakarken dukkan sahibi hemen kapali lehvasini takmis o da tesekkurler ben istersem butun dukkani satin alirim demis :))

  2. Ben hergun ögle tatiline cikista, önce bir Indiska ” http://indiska.com/system/search/search.asp?b=2 “magazasina ugruyorum, hem 100 metre icinde hemen usuyen vucudumu magazanin sicagina atmak, hem de isten gucten soguyan ruhumu Hint geleneksel dokuma ve aksesuarlariyla isitmak icin..Evdeki butun yastiklar oradan, örtuler de…Kiz kardesim geldi Kanada’dan, o da görmemis gibi satin alipgitti…Donna Summur hikayeside masal gibi….

  3. Bizim evdeki sus yastiklari da Indiska’dan! 🙂 Ben Isvec’te iken bayilirdim onlara, ama o zaman evim yoktu koyacak..annem geldiginde tonlarca toplamis goturmus Turkiye’deki arkadaslarina dagitmisti. Italya’ya gelirken ben de kaptim geldim, burdaki eve dosedim ( mavi, yesil, bordo, kirmizi renkliler).

  4. Elif,
    Bu çok güzel bir hikaye!
    Kültür farklarını, aralarındaki ilişkileri, adamcağızın halini ne güzel aktarmışsın.
    Fondaki müzik ise, her şeyi tamamlıyor.:)

    Bir de, o renkler konusunda haklısın; ne albenili şeyler onlar, öyle.

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


one × 1 =