Konuşma ve konuşmama özgürlüğü-Türk

23 Nisan Çocuk Şenliği için bir piknik düzenlemiş Güney Californiyalı Türkler şeysi. Tatlı bir kız var, gönüllü, Türk okulunda çalışıyor. Hayır Efendim, Fethullah’ın okulu değil. Öyle olsa paraları olurdu.  Bu daha çok Türk asıllı çocuklara dil, Atatürk, Türk kültürü öğretmek filan vesaire. Bu kız ayarladı benim katılımımı.

Dilde tam başarı sağlanmış sayamayacağım, çünkü piknikte Anatol’un dikkatini çeken ilk şey: “Anne, büyükler beni anlıyor ama çocuklarla Türkçe konuşamıyorum. Anlamıyorlar hiç.”

Kimlik dil ve dil de kimlik ise, bu çocuklar, Türk kimliğinin kırık halkası. İte kaka, ergenlik yaşına kadar katılırlar böyle şeylere, sonra evde oturmayı tercih ederler doğal olarak.

Ben buralara geleli 16 yıl oluyor, Türk dostlarım var ama ilk kez Türk etkinliğine katıldım. Milli marşlar söyledik, çocuklara masal anlattım. Açık havada, parkta ayarladıkları bir köşe, sahnemsi birşey. Çocuklar için yumurta taşıma, havalı şeyde zıplama. Tam çocuk şenliğine göre, çocuklar için, onlar mutlu olsun diye ve çok yerinde. Hepsi gönüllü çalışan insanlara şapka çıkarıyorum. Koşuşturup durdular. Resmen canları çıktı. Yemekleri pişirenler de, herhalde bir servis ayarlanmış olmalıydı. Köftesi köfte, pilavı pilav. Tam not.

Ayrıca birkaç blog arkadaşımla da yüzyüze tanıştım.

Tabii bütün park yemyeşil ve tertemiz. Ancak “Türk Bölgesi” çöpten geçilmiyordu. Hemen hemen tamamı mühendis, her neyse bir şekilde üniversiteli bu insanlar, o kadar saat, uçuşan peçete, plastik kap, çer çöp arasında, şimdi facebook’ta arkadaş olduğum ve belki bu yazıyı okuyacak Disk Jokey arkadaşın bası gümbürdeyen, tizi cızırdayan bangır müziği eşliğinde. Milli marşların kayıtları bilgisayarda, yav bi kere duyayım şunları, çıkıp söyleyeceğiz, bakayım ne çalmışlar, nasıl çalmışlar, ben iteleye iteleye dinledim ki, Amerikan milli marşının müziği boş değil, üstünde bir kadın pop olarak çığrışıyor. Düşünün ben sahneye çıkmışım, müzik açılmış ve Britney Spears eşliğinde milli marş!

İstiklal’i de başından başlatamadılar önce. -ma! Sönmez… diye başlayıverdi. Konuyu idare eden kadın sahneden, yok olmaz öyle, yeniden başlatın demek durumunda kaldı.

Yani Atatürk bizim milletten garson olmaz demiş ama organizatör de olmuyor.

Sonra çok eğlenerek halay çektik, horon teptik. Resmen kurtlarımı döktüm. Bir an halayda dizilmişken, folklör sever biri olduğunu tahmin ettiğim, aslen asker olsa mutluluğu bulacağından emin olduğum bir adamcağız direktif veriyor: Şu çizgiye kadar sıraya! Disiplin! Disiplin! Dik durun!

Sonra sağ tarafımdan bir yerlerden, DJ arkadaşın sesine benzettiğim bir ses: Ermeniler’i öldürüyormuşuz gibi, dimdik, sıraya!

Şimdi ben 39 yaşındayım. Hala böyle şeye ne tepki verilir, bilmiyorum. Gider, adamı tokatlar mısınız? Orayı terk mi edersiniz? Söylev mi çekersiniz? Eskiden yapardım. Kavga çıkarır, yeri göğü birbirine katardım. Hiçbiri doğru değil. Çünkü sadece tepki yaratıyor. suçlu durumuna düşürtüyor. Halbuki sinirleri kontrol edip  utandırmak lazım. Ama dedim ya, benim jetonlar kare de değil, küp. Bir an ne ye uğradığımı anlayamadım ama ters tepkilerin bu insanları sadece ve sadece azdırdığını bildiğim için kendimi tuttum ve sonra da birşey diyemedim. Hani allah diye birşeye inansam şöyle diyeceğim: Allah canımı alsın ki, orada birşey yapamamış olmaktan hissettiğim pişmanlığı ölene kadar unutmayacağım.

Küp jeton düşünce keşke deseydim ki, ben Ermeniyim, bir problem mi vardı? Biz orada Kürt müziği eşliğinde, Kürt dansları yapıyoruz, ne haber?

Sonra İstanbul hanımefendisi kılıklı bir yaşlı kadının, ağlayan torununa tokatla giriştiğini seyrettim uzaktan. Avaz avaz çığlık atan, topuzlu, makyajlı bir kadın. Parkta, annesinden uzakta dayak yiyen bir kız çocuğu. Yine 39 yaşındaki bu kadın, sadece iğrenmekle kaldı. Çünkü benden insanlar ya, kültürümüz farklı ya, dayak atarız ya, işte bu köpek sürüsü psikolojisi yok mu. Köpeğin tekiyim ben. Oysa başka milletten olsaydı üzerine yürümüştüm kadının.

Ben nereye aitim, bilemiyorum. Bunların arasında sap, Fethullahçılar’ın arasında sap. Hani şu Anadolu’da konuşulan dillerden biriyle tatlı tatlı sohbet edilecek, Anadolu yemeklerinin yenildiği, müziklerinin dinlenip danslarının yapıldığı bir Anadolu toplumu yok mu? O piknikte mutlaka vardı birileri ama gürültüden duyuramıyoruz ki sesimizi birbirimize.

Yine de katılacağım bu şeylere anasını satayım. Bunlardan kaç, öbürlerinden kaç, iyice saydam oldum ben. 39 yaşındayım. 40 yaşına kadar sahip olmadığım ama ait olduğum topluluklarda kendim olarak rahat edip var olmasını beceremezsem yuh bana!

Almanya’da Türk bakanmış! Ayol, Türkiye’de Yahudi bakan olsa -ki olamaz, İsrail gazeteleri böbürlense, sen bu bakan hangi ülkeye hizmet edecek diye oturup oturup kalkmaz mısın? Sanki Alman hükümetinin içine Türk sızdırdık.

Piknikte bir adamcağızla konuşuyorum. Necisiniz? Opera filan. Ah, demek siz değerli birşey yapıyorsunuz. Önemli birşey. Bizim gibi hiçbirşey değilsiniz. Kendinizi kurtarmışsınız.

?

Aman efendim, herkes lazım, hangi açıdan baktığınıza bakar hayata. Dedik. Siz necisiniz?

Şimdi söyleyeceğim, kızacaksınız!

?

Ben Amerikan ordusunda subayım.

Niye kızayım, anlayamadım. Ancak iki ülke savaşa girer, o zaman şapkalar önlere konulur, düşünülür. Yoksa ne var bunda? Sınırları milletler mi çiziyor? Birileri karar veriyor işte haritadan.

Yok, ben hiiiiç memnun değilim. Hoşuma gitmiyor. Ayrılmaya çalışıyorum. Emeklilik filan.

Ben o zaman almış başımı, salıncaklara yürümüşüm. Türkçe bilmeyen Türk çocuklarıyla, çöplerin arasında, müzikten ne dendiğini duyamadan avaz avaz konuşarak anlaşmaya çalışan oğluma.

8 Comments

  1. Biz başını kaçırdık, tam hikaye anlatacakken geldik. Hikayeyi İngilizce anlatmaya başladığın an dumur oldum ben. Ama mesela ne Dante ne de Bora anlamadı ne anlattığını :o(

    İlginç bir piknikti, gürültü ve organize olunmamasına Tammo’nun “Türk organizasyonu işte!” demesi olayı özetledi. Yemek falan da alamadı ya o, alsa belki sakinleşirdi azıcık, aç geldi aç ayrıldı adamın kan şekeri düştü tabi :o)

  2. ha ne geldi bir de aklima, o pilav ve kofteler icin agizinin sulari aka aka geldi benim adam, arkadasimiz siradan eli bos donup, siranin birden budaklanip 4 sira haline geldigini, hal boyle olunca sira mira kalmadigini soyleyince temelli gicik oldu…
    Bei oraya getiren tek neden seninle tanismakti. Tammo da kofte icin gelmisti..Ben amacima ulastim, o hayal kirikligiyla dondu 🙂

  3. Gitmek ya da gitmemek karari zor gercekten! Ben yillarca gitmemeyi sectim ama meydan kimlere kaldi maalesef:( sen, ben, biz gibiler uzak kaldikca birilerinin ekmegine yag suruluyor! Gitmek bir yana organizasyonlarda rol almak lazim diye dusunuyorum bir yandan ama ciddi bir isgucu olmasi benim kosullarimda dusunduruyor… Birkac sene once bir Turk organizasyonunda calistim, kendi insanimiz ama bitip de eve geldigimde ancak bir nefes aldim, o gun bu gundur elim, ayagim varmiyor hic bir organizasyona o da ayri 🙁

    Burada bu sene Turk okulu icin 20 kisilik cogunlugu saglayip sinif bile actiramadi Turkler! Burada buyumus cocuklarin aralarinda Turkce konusmalarini beklemek bence biraz utopik! Turk okulu da ise yariyor mu supheli. Evde annesiyle Turkce konusan cocuk bile disari ciktiginda Turk cocukla ingilizce konusma egiliminde oluyor genelde. Benim bir tek donem Turk okulu tecrubeme dayanip soyleyebilirim ki okulda bile cocuklar aralarinda Ingilizce konusuyor!

    Bu gunlerde burada haril haril Kutlu Dogum Haftasi kutlamalari hazirliklari suruyor! Kilif Hz.Muhammed’in miladi takvime gore dogumunu kutlamak,ama niyet Fethullah Gulen’in 27 Nisan olan dogumgunu kutlamasi! deniyor… canavar gibi calisiyorlar, bir de 23 Nisan kutlamasi var bizimkilerin ama calismalar devede kulak! bence!

  4. Acalya, masali Turkce anltacktim, kimse anlamaz dediler. Caresiz, pekiyi dedik. :o/

    Hakikaten de anlamazlardi. Cocukcagizlar merhaba bile zor diyorlar.

  5. Tam da dün buradaki tek ‘Türk’ arkadaşımla aynı konuyu konuştuk. Şöyle aklı başında, takıntısız, arada bir biraraya gelip havadan sudan sohbet edebileceğimiz birkaç Türkiyeli daha olsa diye. Piknikte anlattığın tablo, nasıl sinirlerimi gerdi, okurken bile… Onlardan kaç, bunlardan kaç, inkara dönüşüyor içinde bulunduğumuz durum. Kaçmayıp onlarla bir olunca da inkarı yaşıyorsun. Çünkü, sana ters gelen birçok şeye göz yummak zorunda kalıyorsun tartışma yaratmamak, dışlanmamak adına. Sanırım bu saatten sonra zorlamanın anlamı yok Elif.

  6. Bu başlık özellikle dikkatimi çekti 8 sene yurtdışında yaşamış bir insan olarak..
    Yalan yok..
    Hollandaya gittiğimde.. orda gördüğüm türklerden.. tiksindim..sırf türk diye bir bağlantı kurmak zorunda değilim dedim.. yaw zaten çoğu dağdan löyden şurdan burdan gelmiş..
    küçümsedim. oralı olmadım..
    bilemiyorum.. emin değilim.. bence yanlış yaptım.
    neticede “kimin haklı olduğundan” ziyade kimin “sesi daha gür çıkıyor” kıstasının hakim bastığı bir kültürel ortaklığımız var belki de..
    Bir diğer eşşeklik ettiğim konu.
    çocukların türkçe öğrenme mevzusu.
    dedim ki.. önce cocukların önceliği.. madem bu ülkede yaşıyorlar madem bu ülkenin okuluna gidecekler.. öncelik .. flemence olsun dedim.. biraz büyüsünler.. ben Türkçeyi onlara öğretirim dedim.. hep erteledim hep erteledim.. sonrası.. harala gürele.. ben boşandım döndüm..
    ee durum nedir.. çocuklar konuşuyor telefonda benimle.. benim langir lingir hollandacam artık onları anlamaya yetmez oldu..
    söylüyo onlar bişiler.. sonrası anası alıyor telefonu.. tercüme ediyor bana ingilizce…
    du bakalım.. az daha büyüsünlerde.. bişi bişi düşünürüz 🙁

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


one × one =