Kirk’ün karısı ölecek mi?

Brian’ın işyerinde, Kirk adında, Brian’ın pek hazzetmediği bir adam var. Benim yaşlarımda, evli. Karısı hastahanede, ölmek üzere.

Soğukalgınlığı diye üstünde durmamışlar. Kadın kendini çok kötü hissetmeye başlayınca hastahaneye gitmişler. Meğer bir çeşit zaatürreye yakalanmış. Günlerdir ecelle boğuşuyor. Bir de böbrekleri iflas etmiş üstüne. 35 yaşında kadın, Amerika’nın en iyi hastahanelerinden birinde, zaatürreden ölür mü? Ölüyor işte. Dün gece son gecesi olabilir demişlerdi, geceyi atlatmış. Belki de iyileşir. Zor şey.

Ölümü beni en çok üzeceklerin sıralaması: oğlum, anne ve babam, kocam, kedim ve vesaire. Böyle sanıyordum. Sonra düşündüm. Ölmesi değil de, nasıl öldüğü önemli herhalde. Yani 90 yaşında, yatağında uyurken ölmüş birisinin arkasından ağlamak başka, genç yaşta ve mesela yanlış tedaviden ölmüş insanın arkasından ağlamak başka. Sara, tekirim daha gencecik bir kediyken üç beceriksiz veterinerin elinde çırpına çırpına öldü. Hala toparlayamadık kendimizi. Sanjar bir otomobilin altında kaldı. Çok üzüldük ama toparlandık hemen. Çünkü hayat acımasız ve ölüm hayatın bir parçası, o kadarını öğrendik bu yaşımıza kadar. Bir de genç yaşta eşin ölmesini kaldırmak, ileri yaşta eşin ölmesini kaldırmaktan daha kolay olmalı diye düşündüm. Genç birisinin önünde koskocaman bir hayat var. Yaşlı insan için yanlızlık.

Demek ki sıralama diye birşey yok. Oğlum hariç. Onun kaç yaşında olursa olsun, benden önce ölmesi zamansız ve çok acımasızca ve korkunç olur. 90 yaşında, sevdikleri etrafında, kısa bir hastalığın arkasından kendi evinde ve kendi yatağında ölsün o.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


three × one =