Kediler ve İnsanlar

10 gün önce Hayvan Hakları Federasyonu’nunda eğitim işleriyle uğraşan bir gönüllü hayvanseverden email aldım. Projeleri arasında okullara bir masal kitapçığı dağıtmak varmış. Bu masalı yazmam rica edildi.

Büyükler için birşey yazmak, çocuklar için birşey yazmaktan farklı. Basit olsun, kolay olsun derdi değil. Hem de hiç değil! Ama çocukken okunan şeylerin insanın karakteri üzerinden derin izleri kalıyor. Çok büyük sorumluluk. Öyle olmalı ki, çocuğu küçümsemeden öğretecek ama tam doğruyu öğretecek, mesaj verecek ama tepeden elinde sopayla değil. Tek yanlış cümle, yanlış anlaşılma…

Bu masal işi beni 10 gün yedi bitirdi. Kafamda konular, karakterler dolanıp duruyor. Birinin kuyruğundan çekiyorum, yok orası defolu. Birini başkasına bağlıyorum, bir pot var. Velhasıl, 40 tane büyük öyküsü yazmayı, bir çocuk masalı yazmaya tercih edecek hallerdeyim.

Ben çocuklar için opera masalları yazmıştım: Gece Kraliçesi Kuş adam’a Demiş Ki… Ama onlar konuları belli masallardı. Şurasına rötuş, burasına makas, öbür tarafına açıklama. Kolay değildi, o zaman da hasta etmişti beni ama bu resmen beyin uru gibi birşey!

Herkesin bir yazma şekli var. Benimki illa irite edecek, hastalandırılacak. Şeytan çıkartmak gibi birşey. Üzerinde çok düşün; bayatlıyor, elastikiyetini kaybediyor. Az düşün; şekillenmiyor.

Sonunda aklıma getirip, aklımdan çıkarıp, her zamanki doğum ağrılarında hop oturup hop kalkıp, dün birden bire yazıverdim hepsini kağıda.

Ohhhh….

Kediler ve İnsanlar Nasıl Yeniden Dost Olmuşlar:

Yazan: Elif Savaş Felsen

Çok ama çok eskiden, masmavi bir denizin kıyısında, mücevher kutusu kadar güzel bir şehir varmış. Bu şehrin parklarında, çiçek kokularının arasında besili kedicikler dolanır, ağaçlarının dallarında rengarenk kuşlar ötermiş. Mutlu insanlar sokaklarda birbirleriyle tatlı tatlı sohbet edermiş. Hem sohbet ederler, hem de  bacaklarının arasında gezinen kedileri severlermiş: Tekir kediler, sarman kediler, kara kediler, pamuk kediler, yeşil gözlüler, mavi gözlüler, altın gözlüler, bir gözü şöyle, bir gözü böyleler! O şehrin insanları, kediler de kendileri kadar mutlu olsunlar diye, onları besler, sever, okşar, soğuk gecelerde evlerini açar, sıcak öğlen saatlerinde gölgelerde uyusunlar diye gürültü etmemeye çalışırlarmış. Kedilerin şehre huzur getirdiğine inanılırmış.

Zaman geçmiş. İnsanlar evlere sığamaz olmuşlar. Evler tek tek yıkılmış. Yerlerine kocaman apartmanlar dikilmiş. Şehir o kadar kalabalıklaşmış ki, kimse kimseyi tanımadığından, sokaklarda edilen tatlı sohbetler de azalmış. Birgün bitivermiş. İnsanlar koşuşturma arasında kedileri okşamaz olmuşlar. Okşamaya okşamaya da kedi okşamayı unutmuşlar! O kadar unutmuşlar ki, kedilerin güzelliklerini göremez olmuşlar, hatta onlara kötü davranmaya başlamışlar. Gördükleri yerde tekmeyi vurmuşlar, balkonlardan üzerlerine su dökmüşler. Kuyruklarına ip bağlamışlar.

Bu kadar kötü davrandıkları kediler de, bir zamanlar insanlarla ne kadar güzel anlaştıklarını unutmuşlar. Ne zaman insan görseler tüylerini kabartıp, tırnaklarını çıkartıp hisssslemeye başlamışlar.

Böylece kedilerle insanların dostluğu sona ermiş. Bir zamanlar birbirlerini çok sevdikleri de unutulup gitmiş.

Bu şehrin kuytu bir köşesinde Tek Göz Boncuk, annesi ve kardeşleri yaşarmış. Tek Göz Boncuk, insanlarla kedilerin dost olduğu zamanlardan çok çok sonra doğmuş. Annesi bile çok sonra doğmuş! Onların tek bildiği, insanların kedilerin düşmanı olduğuymuş. Çünkü kedilere iyi davranan bir tek insan bile görmemişler hayatlarında.

Tek Göz Boncuk doğduğunda tek gözlü değilmiş. Bütün kardeşleri gibi, daha açılmamış iki tane gözü varmış. Ama birgün, annesi dışarıya, yemek aramaya gitmişken yuvalarını çocuklar bulmuş. Çocuklar kedi yavrularını hırpalarlarken Boncuk’un da tek gözü kör olmuş. Eğer annesi o sırada gelip, çocukların üzerine atlamasaymış, belki Tek Göz Boncuk’un tek gözü bile kalmayacakmış!

Tek Göz Boncuk, tek gözlüymüş ama o tek göz, yüzlerce göze bedelmiş. Boncuk hem akıllıymış, hem güzelmiş, hem de cesurmuş. Tek istediği şey de, yuvasından çıkıp, dünyayı görmekmiş.

Annesi ona hergün tembih etmiş: İnsanlardan uzak dur! Sakın, sakın yaklaşma! Gördüğün yerden kaç! Kaçamazsan saldır. Ama sakın sana dokunmalarına izin verme. Dünyada insan kadar kötü bür varlık yoktur! Bunu da kulağına küpe et.

Ama Tek Göz Boncuk, başka kediler gibi değilmiş ki! Başkalarının dedikleriyle yetinecek, herkesin inandığına inanacak bir kedi olamazmış. Annesi ona insanlarla ilgili korkunç hikayeler anlattıkça, onun merakı daha da kabarıyormuş! Nasıl olur da bu kadar insan kötü olur? Hepsi, ama hepsi nasıl kedilerden nefret eder? Bir türlü inanası gelmiyormuş.

Birgün annesi yine sokakta miniklerin karnını doyuracak birşeyler aramaya gitmişken, o da annesinin peşine takılmış. Hiç ses etmeden annesini takip etmiş. Etmiş ama, birkaç sokaktan sonra annesinin izini kaybetmiş! Bir o yana, bir bu yana miyavlamış, sesini kimseciklere duyuramamış. Başlamış ağlamaya! Ağlamış, ağlamış! Ama Tek Göz Boncuk, dedik ya, herhangi bir kedi değilmiş. Akıllıymış. Cesurmuş. Bir süre sonra ağlamaktan vazgeçmiş. Ellerini, yüzünü yalayıp tertemiz etmiş ve annesini aramaya koyulmuş.

O sokaklarda annesini ararken neler neler görmüş! Vızır vızır geçip giden arabalar, kocaman köpekler, koşturan insanlar! İnsanlar ona kötü davranmamışlar, çünkü bir saniye duracak zamanları yokmuş ki! Tek Göz Boncuk böyle dili dışarıda koşturan insanlara bir acımış, bir acımış!  Yaşadıkları evlere bakmış: herşey gri! Tek ot yok! Gökyüzü binalardan, tozdan dumandan görünmüyor! Tek Göz Boncuk’un kalbi siızım sızım sızlamış! Ama sonra birkaç tekme yemiş yoldan geçenlerden de, poposunu ovuştura ovuştura yürürken kendi kendine demiş ki: “Ne fena yaratıklar şu insanlar! Böyle çirkin yerlerde yaşayıp koşturmayı bal gibi de hak ediyorlar! Annem hep haklıymış meğer! Ah, bir yuvamı bulsam da bu insanlardan kurtulsam!”

Yolda böyle söylenip dururken, birden biri bir sopanın dürtmesiyle irkilmiş! Tam kuyruğunu dikmiş, tırnaklarını çıkartmış, sopaya saldıracakken bir de bakmış, sopayı tutan ufak bir el. El ufak bir kola bağlı. Kol ufak bir omuza. Omuz ufak bir bedene. Beden ufak bir kafaya. Kafanın güzel bir yüzü ve siyah gözlükler arkasından görünmeyen gözleri! Ufak bir insan çocuğuymuş bu! Tek Göz Boncuk gibi bir oğlan. Üstelik de iki gözü de görmeyen bir oğlan.

Çocuk çömelmiş yere. Tek eliyle yeri araştırmaya başlamış. Belli ki çarptığı şeyi arıyormuş. Tek Göz Boncuk önce paçaları sıvayıp kaçayım diye düşünmüş. Ama çocuğun yüzü öyle aydınlık, öyle yumuşakmış ki, belki bu iyi bir insandır diye geçirmiş içinden Tek Göz. Ve başını aranan elin içine koymuş.

Çocuk şaşırmış birden! Eli hiç kediye değmemiş ki! Ama hiç korkmamış. Çünkü gözleri görmediğinden, neye dokunduğunu bilmiyormuş. Kediye dokunduğunu bilse belki korkarmış. Ama eline öyle tatlı gelmiş ki dokunduğu şey! Ufacık, sıcacık, yumuşacık tüy yumağından birşey. Üstelik araba motoru gibi pır pır pırlıyor. Çocuk gülerek birşeyler söylemiş ama anlamamış Boncuk tabii. İnsan dili bilmiyormuş ki. Çocuğun ağzından çıkan sesler pek bir tangır tungur gelmiş kediciğin kulağına. Üstelik eli de tüysüz ve sertmiş. Ama bütün farklılıklarına rağmen, yine de bir sıcaklık hissetmiş insan çocuğuna. Böylece bir süre okşatmış kendisini. Sonra birden annesini görmüş köşeden ve koşup sarılmış. Sonra çocuğu da, başına gelen korkulu şeyleri de unutmuş, annesinin peşine takılıp yuvasına dönmüş.

Birkaç zaman geçmiş aradan. Tek Göz Boncuk o çocuğu hatırlamış birgün. Annesine bulduğu tek iyi insanı anlatıp durmuş ama annesi inanmamış tabii. O da demiş ki annesine: “Anneciğim, sen bu insanla tanışana kadar bana inanmayacaksın. Gel, ben sana onu göstereyim, kararını sen ver.”

Annesinin elinden tutamamış tabii minik kedi. Kediler annelerinin ellerinden tutamazlar. Ama önünden gidip yolu göstermiş ona. Çocuğu ilk gördüğü yerde ve zamanda. Birkaç dakika sonra çocuk belirmiş. Elinde sopası. Tek Göz Boncuk hemen atılıp sopasına dokunmuş. Çocuk da eğilip eliyle kediciği aramış. Bir süre sonra oynaşmaya başlamışlar. Tek Göz Boncuk’un annesi de olup biteni hayretle izlemiş.

Ertesi gün bütün kardeşlerini götürmüş oraya Boncuk. Çocuk çok sevinmiş! Etrafı minik kedilerle dolu, kaldırıma oturmuş, onlarla oynamış da oynamış! Kahkahaları sokağı çınlatmış.

Gelen geçen önce şaşırmış gördüklerine. Aman bu tüylü, dişli, tırnaklı baş belaları bu çocuğa zarar mı veriyorlarmış? Sonradan anlaşılmış ki çocuk kedilerle oynuyor. İnsanlar etraflarında toplaşmış, bu güzel sahneyi seyre dalmışlar. Aralarından birkaç cesur insan kedi yavrularına dokunmuş, sevmiş, oynamış. Bundan böyle hergün çocuk ve kediler o sokakta buluşur olmuşlar. İnsanlar kedilerle çocuğun oynamasına katılmaya başlamışlar.

Kediler büyümüş, onların da yavruları olmuş. Çocuk büyümüş, onun da çocukları olmuş. Böyle böyle, kedilerle insanların dostluğu yeniden filizlenmiş. Binalar yerlerinde kalmış ama balkonlarda saksılar belirmeye başlamış. İnsanlar sokakta kedi severken birbirleriyle sohbete dalmışlar. Zaman geçmiş, Tek Göz Boncuk’la gözleri görmeyen o çocuk dede olmuşlar. Torunlarına çok eskiden insanlarla kedilerin nasıl düşman olduklarını, onların nasıl tanıştıklarını ve düşmanlığı bitirdiklerini anlatmışlar.  Ama torunları onlara inanmamış! Çünkü kedilerle insanların düşman olduğu zamanları bilmiyorlarmış! Onlar doğduklarından beri hep mutlu kediler ve insanlar görmüşler sokaklarda! Kedisiz insan, insansız kedi olur muymuş? Şu dedeler de ne komikmiş!!!!

Onlar ermiş muratlarına, bizler çıkalım kerevetlerine!

…………………

Ne zaman basılacak, ne zaman ve nerelere dağıtılacak, bilmiyorum. Beğenen olursa çocuğuna okusun, okutsun, tanıdığı çocuklara versin. Tüm hakları helali hoş olsun. Yeter ki hayvansever bir çocuk daha yetişsin.

Dediysek de, başkasının ismiyle basabilirsiniz demedik ha! Şanı da benim olsun!

12 Comments

  1. harika bir masal olmuş. Aklıma, eline, kalbine sağlık… kızıma ve arkadaşlarına okuyacağım.
    Bu arada Gece Kraliçesi Kuş Adama Demiş ki ve Fındıkkıran’dan sonra literatürümüze giren bir şey var yazmadan geçmemeliyim.
    Arada bana – annee Elif gibi oku ama böyle olmuyooo… diyor. Fındıkkıran’da – Merhaba ben Elif diyorsun ya… oradan öğrendi ismini 🙂

  2. Insan senin sesinden masal dinlemis olup da sonra boyle bir seyi dumduz okuyamiyor! Okurken sen anlatiyormussun gibi oldu inan,’Tek Göz Boncuk’un kalbi siızım sızım sızlamış!’ derken siizim sizim deyisin kulagimda hala! Sonra yedigi tekmelerden poposunu ovustura ovustura giderkenki soylenisindeki olasi vurgularin…
    Guzel olmus cok, senin anlatisinla cd de yapip dagitsalar keske, daha etkili olurdu:-)

  3. güzel bir masal olmuş,
    bir sürü görüşünüzü paylaşmasam da,
    çok yönlü bir sanatçı olmanızı takdir etmemek imkansız.

  4. Sevgili Elif;

    Kedi masalı harika olmuş. Ellerine sağlık…
    Bu masalı hayvan sevgisi olmayan tüm bireylerin önce kendisinin okuması, daha sonra çocuklarına okutması dileğiyle…

  5. Kadri Baba- Evet, kedi dilinden iyi anlarim! :o))))

    Banu- size biraz dert ama ben cok sevindim!!!!!

    Lapis- Bu kadarina sponsor bulabiliyor olmalari bile bir mucize!

    Ekmekci, Elif, Ebruli- tesekkurler!

    Semih- Iltifatlarin en guzeli! :o)

  6. Ne kadar hoş,sıcacık bir masal bu. İki kedi annesi olarak bu masalı önüme gelene okutacağım. Dediğiniz gibi belki bir şekilde sadece kedileri değil de sokaktaki diğer bütün hayvanları da sevip koruyan, duyarlı, hayvansever nesiller yetiştirebiliriz. Ben bu konuda biraz ümitsizim ama umudu kesmemek lazım değil mi?
    Sevgiler…

  7. hemde bu masal sayesinde birçok hayvanı evlerimize alıp koruyabiliriz bu masalı herkeze tavsiye ediyorum

    sevgiler ve saygılar…

  8. insan sizi okurken şaşırıyor!!
    “ben her telden çalabilirim” diyorsunuz resmen.. vay anasını!! yalan yok. bööle çocuk masalı yazabildiğinizi gördükten sonra daha bi saygı duyar oldum size..

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


thirteen − eleven =