Kar mı gelecek?

Kar serpiştirecekmiş. Hadi bakalım.

İngilizce’de çok güzel bir laf var: Hem kek yiyeceksin, hem de kekin olacak. Olmaz tabii. Keki yediğin anda, ortada kekin olmadığına göre, keksiz kalmış olarak kek sahibi olamazsın. İkisinin bir anda olamayacağı birşey. Hem birşeyden istifade edip bitireceksin ama hem de elinde kalsın istiyorsun. İtalyanlar’ın benzer bir lafı varmış: Şişen şarap dolu, karın da sarhoş olsun istiyorsun.  Fransızlar, hem yağ, hem de yağ parası diyorlar.

Koptik denen bir Hristiyan Ortodoks grup var. Mısır’lı. En eski Hristiyan toplumlarındandırlar. Osmanlı zamanında Kopti rahipler, Sudanlı ve Habeş zencileri iğdiş edip, Osmanlılar’a satarlarmış. Çoğunluğu, bir dağdaki manastırdan satılırmış. Burada rahipler çocukları masalara zincirler, penislerini keser, bambudan bir sopa sokar, sonra yara dağlansın diye zavallıları boyunlarına kadar kuma gömerlermiş. Bu çocukların yüzde onu hayatta kalırmış. Oldukça az bir yüzde ama en çok para getiren, en pahalı hadımlar da bunlarmış.  Herhalde çocukları kaçıranlara çocuk başı biraz para veriyorlardı, birkaç zaman yatacak yer, biraz yemek, sonra kesiş ve canlı kalanı yallah pazara. Ben çok küçükken, hayal meyal hatırlıyorum, tabii biraz da anlatıldığı için keskinleşmiş olmalı hatıram, çok çok uzun boylu ve yaşlı bir zenci adam vardı Bostancı’da. Yanında da bir kadın. Habeşli hadım, Osmanlı sarayı dağıtılınca sokakta kalanlardandır derdi annemler. Kadın da haremden, belki bir cariye ya da hizmetçi. Çok çok zarif, efendi biriydi adam derlerdi. Tren yolunun orada bir evde otururdu.

Hadım hizmetli Osmanlı’ya özgü birşey değil tabii. Hadımların hizmetli kısmından bahsediyorum. Yoksa dinsel sebeplerle, ceza olsun diye vesaire hadım edilme konusu var ama o ayrı. Asurlular’da varmış hadım hizmetli. Bizans’ta vardı. Hatta general olup savaşlarda önemli başarılar kazanan bir saray hadımı bile var Bizans’ın. Çin, kore, Hindistan. Hepsinin saraylarında vardı hadım köleler, hizmetliler. Constantin’in sarayı hadım doluymuş mesela. Saç kesenler, banyo yaptıranlar, temizlikçiler, muhafızlar, bürokratlar.  Sadece testisleri köreltilen hadımlar, bir süre cinsel ilişkiye girebilirler. İşte onlar belki hani hem keki olup da yiyen, sonunda elinde yine kekle kalanlardandır. Hadımlığın daha yaygın olduğu eski zamanlarda doğum kontrolü zayıf olduğuna göre, hadımla yatan kadın kek yemekten ne yapacağını şaşırırdı herhalde! Bir Roma lafı varmış: Senin Caelia neden hep hadımlarla düşüp kalkar sanırsın? Çünkü evliliğin çiçeklerini ister ama meyvesini istemez de ondan.

Alman bir kadın varmış, binaltıyüzlerin sonunda yaşamış. Adı Maria Sibylla Merian. Böcekgillere ve özellikle tırtılların kelebeklere dönüşmesi konusuna özel ilgisi varmış. Düşününüz, o zamanlar kadın başına bu hayvanların detaylı illüstrasyonlarını çizmiş, kitap basmış, 38 yaşında, çocuklu bir kadınken kocasını terketmiş, Surinam’da araştırmalar yapmış. Çizimleri olağanüstü.

Efendim, komik bir detay var burada, dokunmadan edemeyeceğim. O zamanlar bilimadamları, Aristo’nun fikirlerinden yola çıkarak, böceklerin kösnü çamurdan kendi kendilerine oluşuverdiklerine inanırlarmış. Bu, Katolik Kilise’nin tüm inançlarına ters, feci bir düşünceymiş. Çünkü Kilise’ye göre, tüm varlıklar birkaç gün içinde yaratılmışlar. Hem kendi kendine oluşuvermeyi, hem böcekleri (insanları şüpheye düşürmek için olmalı) şeytan işi sayanlar olmuş. Ama Kilise’de ne denirse densin, bilimadamları kendi işlerine bakadurmuşlar. Kısacası o zamanlar böcekleri araştırmak biraz yaş bir işmiş. Bu bana dünyanın yuvarlak ve düzlük konusunu hatırlattı. Antik Yunan, dünyanın yusyuvarlak olduğunu bal gibi de biliyormuş. Eski Çin de. İlk Hristiyanlar da. Sonra sonra iş bulutlanmaya başlıyor. Mantık ve doğa ile kutsal diye addedilen kitapların tam örtüşmemesi, ya insanların mantığın sınırlarını zorlamasına sebep oluyor, ya doğayı görmezden geliyorlar, ya da kitabın belli bölümleri için ama mama açıklamalar yapma durumunda kalıyorlar. Bir süre sonra dinen dümdüz sayılmış dünya ama bilimsel gruplarda herkes biliyormuş ki, aslında yusyuvarlaktır. Pekiyi, herkes biliyorduysa, neden Galileo Galilei yedi kazığı? Galileo dünyanın yuvarlak olduğunu keşfetmedi- onu uzun zamandır biliyorlarmış zaten. Gökyüzündeki cisimlerin, Dünya etrafında dönmediğini keşfetti. Yani İncil, Dünya merkezdir, hareket etmez derken, bu adam “Yok, Dünya herşeyin merkezi değildir”, deme cüretinde bulundu. Hem de dini otoritelere. Halbuki belki zaten yüzlerce yıldır bilimadamlarının bazı konularda yaptığı gibi, olayı fısıltı yüksekliğinde götürseydi, eve mahkumiyet vermeyeceklerdi adama. O da kutsal kitabın aslında öyle demek istemediğini, kendisinin de başka şey söylediğini filan söyledi ama nafile. Krala çıplak demek yasağı vardı.

Bu düz, yuvarlak karmaşasından Müslümanlar alınlarının akıyla çıkıyorlar. Hemen hemen hiç bir zaman dünyanın düz olduğu fikri, Müslüman bilimcilerde yerleşmemiş. Çok pratik bir de sebebi var: Namazda Kabe’nin yönünü bulmak derdi. Yön için bu kadar etrafına bakınca, dünyanın yuvarlaklığını görmezden gelemiyorsun herhalde. Ama sonra Dünya kainatın merkezi midir konusunda biraz sınıfta kalmak var. Neye inandıkları için değil, artık o tartışmalara girildiğinde, Müslüman bilimciler çok çok gerilerde kaldığı, altın çağlarını kapattıkları için, o tartışmada taraf bile değiller.

Tam bu konuyu kapatacaktım… Romantik Dönem’in Karanlık Orta Çağ diye tutturduğu dönemlerde neler neler biliniyordu, a dostlar. Artık tarihçiler Orta Çağ’a karanlık filan demiyorlar. Biz de oldukça arkadan da olsa takip etsek iyi olacak. İşte bunu yazdın mı başka şeylere girişmelisin ama bağlamam lazım. Nasıl bağlayayım? Cumartesi günü hava soğuk ve hatta belki kar bile olabilirmiş! Ama o kar yağar, biz odun sobasını yakar, içimizi ısıtır, arkamızdaki dağa bakarız. Çok geçmeden kar erir, her taraf pırıl pırıl olur, güneş açar. Bizim buralar böyle. California havası. Hem sahibi oluyorsun, hem de yiyorsun bu haltı.

Bağlandı mı? Yok, bağlanmadı. Aslında şöyle bağlamalıydım iki paragraf önce: Hem kutsal kitaplara inanmak, hem de mantık ve doğayı dinlemek, biraz kek sahibi olup da hem de yemeye çalışmaya benziyor. Biraz şurasından, biraz burasından, biraz ucundan alayım, yiyeyim derken bir bakıyorsun tabağa, kırıntısı bile kalmamış!

Bağlandı mı? Evet.

2 Comments

  1. Merhaba Elif, bizde de ‘yok öyle hem ekmeğim bütün dursun hem karnım tok olsun’ denir, çok severim 😉
    Sevgiyle,
    Özlem

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


16 − 14 =