Işaret, yeni tanıştığım bir ressam

Hani bizim burada bir Hollywood işaretimiz vardı ya, neredeyse güme gidiyordu garibim de, Playboy’un sahibi, pijamalı Hugh Hefner toplanan yardıma bir sırt verdi ve kurtuldu işaret.

1923’te, o civar toprakları satın alıp bir villa yerleşim yeri inşaa etmek isteyen bir işadamının fikridir o işaret. Reklam yani. Sonra sembolleşti.

Amerika’daki kapitalizm cinsi kapitalizm Türkiye’de olsa tarihi bir kaldırım taşı bile kalmaz. Buradaki kapitalizmde halkın harekete geçip birşeyler yapması gerekiyor. Bir bakıyorsun aktivistler, sıradan kimseler, sivil toplum örgütleri insanüstü çabalara girişmiş, iş beceriyorlar. (Yani bir ideolojiye yapışmak, taklit etmek yetmiyor diyeceğim. Halkının düşünce yapısını, atılımcılığını ve özellikle korumacılığını ve kontrolcülüğünü ve çalışkanlığını da kapmak gerekiyor. Yoksa her ideoloji vahşidir, insanlık dışına kaçmaya meyillidir.)

1940’larda işaret bayağı bozulmuş. İşaretin orijinali Hollywoodland ama Hollywood Ticaret Odası -Land kısmını kaldırtmış. İşaret bir müteahhitin fikri olmaktan çıkıp, o semtin sembolü haline gelsin ki sahiplenilsin diye. İlk o’su kırılmış da u’ya dönmüş. Üçüncü o tamamen yıkılmış. 1970’lerin sonunda rockçı Alice Cooper bir o hediye etmiş.  Sonra 9 kişi daha parasal yardımda bulunmuş. Hefner o dokuz kişiden biri. Hollywood işaretini koruma vakfı gibi birşey kurulmuş.

Ama işaretin üzerinde durduğu arazi özel! Hem de ağız sulandıracak bir bölgede bomboş mu kalacak? Arazi, 2002’de milyarder müteahhit Hughs’dan Chicago’da bir yatırım şirketine satılıyor. İşaretin kara kaşına, badem gözüne değil tabii. Aslında benim anladığım kadarıyla bina inşaa ederim diye korkutarak, araziyi daha değerlendirip satmak istiyorlar. Bu bölüm tamamen kapitalizmdir. Araziyi satın almış, işareti yıkacak ve villalar yapacak. Ya da diyecek ki, eh , işaretine çok bayılıyorsan araziyi benden satın al. Yasalara karşı bir durum yok.

Bu noktada hani o ideolojide yaşayan halkın çabaları giriyor işin içine. Müthiş bir çırpınma, boğuşma ve itiş kakış sonucu gereken para toplanıyor. Son anda Playboy’cumuzun bir milyon Dolar’a yakın hibesiyle toprak satın alınıyor ve işaret dokunulamaz hale getiriliyor.

Chicagolu şirket araziyi birbuçuk milyona almış, 12buçuk milyona vakfa sattı.

Eğer bir tarihi binadan bahsediyor olsaydık, bunun koruması için de yine sivillerin vakıflar kurup, dişe diş boğuşmaları gerekirdi para babalarıyla. Ter ve gözyaşı akıtmadan olmuyor böyle işler buralarda. Bunca zorluğa rağmen, genç tarihine kıyasla tarihi yerleri oldukça bol ABD’nin. Demek umrunda olan bolca insanı var. Devletin korumaya aldığı doğal bölgelerin de herbir santiminde bir sivilin alınteri var. Sivil savaş veriyor da korumaya aldırtıyor.

Derken, bir yıl önce miydi, benim bilmediğim bir ressamın adı geçti, ama detayını alamadım. Dün radyoda hakkında bir program dinleyince eh dedim. Kaderimde bu ressamı öğrenmek yoksa ben o kadere yazarım kendim. Arşil Gorki. Asıl ismiVostanik Manuk Adoyan. Vanlı bir Ermeni ressam. 1910’larda doğmuş. Tam tarihini kendisi de bilmiyormuş. 1910’da, babası askere alınmamak için Amerika’ya göçmüş. 1915’de Gorki – aman öbür Gorki ile karışmasın!- annesi ve üç kız kardeşiyle soykırımdan kaçıp Yerevan’a gitmiş. Annesi orada açlıktan telef olmuş. 16 yaşlarındayken Amerika’ya göçmüş. Abstrakt Ekspresyonist bir ressam. Resimlerinde kaybolmuşluk, yalnızlık, yurtsuzluk hisleri var diyeyim. Amerikan ve özellikle New York’taki ressamların üzerinde büyük etkisi olmuş bir sanatçı.

Bir sergiye hazırlanırken resimleri yanıp kül olmuş, bağırsak kanserine yakalanmış, otomobil kazasında fırça tutan kolu bir süre felç olmuş, karısı çocuklarını toplayıp terk etmiş. 1948’de, 44 yaşında kendini asmış. Burada bitmiyor: 1962’de sergiye taşınan 15 tablosu ve çizimleri, uçak kazasında 95 yolcuyla birlikte yokolmuş.

Sanki tepesinde kara bulutla doğmuş gibi, annesinin feci ölümünün etkisinden kurtulamamış, vatan hasretiyle yaşamış- kızkardeşine Ermenice yazdığı mektuplardan biliyoruz diyeceğim ama onlarında bazıları meğer yeğeni tarafından yazılmış, sahte mektuplar. Bunda da bir acı, talihsizlik yok mu? İçini döktüğü mektupların hangisi gerçek, hangisi sahte?


6 Comments

  1. Tanistim deyince sen onunla da oturdun bir cay ictin sandim! Adam oleli yarim asir olmus halbuki…Ama yasasaydi yapardin sen:-)

    Adamin yuzu, hakkinda cok sey soylemiyor mu sence de? Yalnizlik, kaybolmusluk tablolarina sasirasi gelmiyor insanin hikayesini bilmese bile… Ana ogul gozlerimize ne kadar asina degil mi?!

    Elif, hani bir yarisma olsa, yarismacilara bir kelime verip uzerine yazin deseler, sen kimseye kaptirmazsin birinciligi! Kitabini okurken ince ince isledigin tasvirlerin, detaylarin bana hep bunu dusundurtuyor! (Bitmedi daha!)

  2. karıştırmıyorisem eğer.. turkıye doğu tarafında..
    bir ev var.. çok eski bir ev.. normalde beş para etmezmiş.. ama çok ünlü bir ermeninin doğduğu ev diye.. rakamlar havada ucuyor imiş..
    o mu ki acaba?!?!

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


three × five =