web analytics

Isa’nın pipi derisi

250px-CirconcisionRothenburg

Muhammed’in hırkası, ayak izinin kalıbı, kılı, Yahya’nın kol kemiğini gördüm. Azizelerin, azizlerin şusu busu, kafa kemiği, mumyalanmış vücudu, ayak tırnağı… İnsanların kutsal diye en eski zamanlardan beri önemli kişilerin vücutlarından parçalara değer verdiklerini biliyoruz. Hatta İsa’nın çarmıha gerilme yolunda yüzünün silindiği ünlü örtü vardır, Turin örtüsü, vesaire. Ama İsa’nın sünnet derisi-derileri konusunu hiç bilmediğim gibi, gittiğim hiçbir kilisede de görmemişim!

Eskiden aziz olma yolunda giden ruhani kişiler öldüklerinde, yanlarında gözyaşları ile dua edenlerin ölünün ayağını filan öperken hart diye parça kopardıkları olurmuş. Saklamak için. Kutsal emanet sayılan ceset parçaları için ülkelerin birbirine girdiği, barış anlaşmalarında bunları konu edildiği oldu. Bizim zavallı Noel Babamız’ın bile cesedini Malta Şövalyeleri yürütmüş! Özellikle Avrupa’da, müzeler içleri boşaltılmış- herhalde çalınmış veya kaybolmuş- değerli taşlarla bezeli kutularla doludur. Hele kiliselerde, koyunlarını otlatırken Meryem’in teyze kızını görerek azize olmuş kadınların kalça kemiğini bile sergilerler.

Şimdi modern bilim eşliğinde, bu kemik parçalarının DNA testini yapmayı düşünen var mıdır, yoksa millet böyle mutlu oluyor, dokunmayın gariplere diyerek antik bir kilisenin çancı başısının omurgasını mı sergiliyorlar, bilemem. Şu klonlama usulü çıktığından beri, Muhammet’in kılının içinde sakladığı ihtimalleri düşünebiliyor musunuz?

Ama neyse efendim. Ben İsa’nın sünnet derisinden bahsediyordum. İşin detayını düşünmeyeceksiniz. Hani yolda, bir ahırda doğum yapmak zorunda kalmış bir fakir Meryemcik ve ihtiyar kocası, çocuğu Yahudi inançlarına göre, herhalde futbol stadına helikopter indirerek değil ama yine bir fakir hahama az biraz bahşiş vererek sünnet ettirivermişlerdir. Meryem belki sünnet derisini saklamak istemiştir, olabilir. Belki şimdi göbek bağını biryerlere gömmek istedikleri gibi, o da oğlunun pipi derisini bir sinagogun bahçesine, var idiyse bir üniversitede ağaç altına gömmek istemiştir.

Ama hikaye diyor ki, bir yaşlı Yahudi kadın almış, eczacı oğluna vermiş. O da saklamış. Henüz tanrının oğlu hikayesi doğmadan, nasıl olmuş da çocuğun geleceğini görmüş de, saklamış? Herhalde İsa’nın doğduğu yeri gösteren yıldızı o da takip etmiş. Orada dünyanın dört bir yanından gelen kralların İsa’ya sundukları hediyeleri görmüş. Sonra da, bu çocuğun geleceği parlak, iyisi mi şu deri parçacığını oğluma götüreyim. O da alkolde saklasın demiş. O kadarını düşünmeyeceksiniz.

Bu deri parçacığı veya parçacıkları Orta Çağ’da, her tarafta boy gösterir olmuş! Bizans İmparatoriçesi evlilik hediyesi olarak Şarlman’ a vermiş. O Papa 3. Leo’ya vermiş. Leo da Vatikan’da en en kutsal emanetler odasına koymuş. Bu bir.

Ama 17 tane daha parçacık varmış ortada. Tamam, Yahudiler’in bir taraflarının da seçilmiş olduğu söylenir ama canım bu kadarı da biraz abartı değil mi? Ne bu böyle, basma kumaş, metre metre kes al! Bunlar ya çalınmışlar da ortadan kaybolmuşlar, ya da Protestanlık çalkantılarında yokedilmişler. Fransız İhtilali zamanında parçalanıp dağıtılıp ortadan kalkmışlar.

Papa’nınkine ne olmuş? Papa’ya gelmeden önce, sünnet derisinin İmparatoriçe’nin yüzüğünde taşındığını yazmadan edemeyeceğim. 1527’deki ayaklanmada Vatikan yağma edilmiş. Deri çalınmış. Deriyi çalanı bulmuşlar. Hapse atmışlar. Bulunduğu şehir (İtalya’da Calcata) günlerce en harika kokulu bir sis altında kalmış. 1983 yılına kadar, derinin bulunduğu şehirde Sünnet Günü’nde (Ocak 1’e denk düşüyor- İsa’nın sünnetinin kutlandığı bir dini gün) festival sırasında sokaklarda dolaştırılırmış ki, o yıl hırsızlar kutusunu, içini, etrafını çalmamışlar mı?

Binsekizyüzlü yıllarda bu penis konusu din alimlerini birbirine düşürmüş. En sonunda ordan burdan çıkıp duran sünnet derileriyle başa çıkamayan Vatikan bir uleeeeyn! çekmiş ve bu konuyu konuşanın diline biber sürüp, bir de afaroz edeceğini halka duyurmuş. 1960’larda, İkinci Konsül’den sonra sünnet gününü filan da kutlamaktan vazgeçmişler ama Ortodokslar ve İkinci Konsülü tiye alan geleneksel Katolikler hala o günü kutluyorlar. Deri olsa da, olmasa da.

İkinci Konsül, Katolik dinini bu cins inançlarda uzaklaştırıp, öze getirmeye çalışmıştı. Ayinleri herkes kendi dilinde yapsın da anlasın filan denmişti. Aforoz, şeytan çıkartma işleri arka plana atılmıştı. Ama gel gör ki, halk geleneklerini, annesinin, babasının, dedesinin yaptığı gibi dua etmeyi ister. Yeniliğe açık değildir. Ayrıca gözünün önünde bazı şeyleri görmek de ister. Ama bir santimlik kara kuru bir kemik.  Ama tütsü. Ama örtü. Ama kıyafet. Ama bir bina. Her neyse. İnsanın tabiatına ancak o kadar karşı durursun. Sen bir fikirle ortaya atılırsın. Sonra insan tabiatı onu evirir, çevirir, kendine benzetir, içine sokar, tanınmaz hale getirir. Sen az biraz renginde değişiklik var galiba, bir nebze diyerek kendini avutmakla idare edersin.

Subscribe

Subscribe to our e-mail newsletter to receive updates.

No comments yet.

Leave a Reply