İran Tivisiyle Süregelen Aşk Hikayem

Geçen yıl bir zaman sırf kendi başına bir hikaye yaratacak tuhaflıkta bir bale- müzikal prodüksiyonunda “diva” rolünde sahneye çıkıp aryalar söylemiştim. O gün İranlılar’ımla tanıştım. Bir kadın- ki  Amerika’da yaşayan İranlılar’ın düzenlediği bir güzellik yarışmasında birincilik kazanmış. Ve halkla ilişkiler (reklam?) adamı. Çok güleryüzlü, sempatik ancak saf değil, tam tersine işini bilir tipler. Kadın yeni dizayn ettiği mücevherlerini itelemekle meşguldü halka ve yanındaki adam da başı çekiyor veya ara sıra arkasından koşuyordu. Hem de kırmızı halıcıydılar. Ne demek? Bir gösterinin açılışında kırmızı halı ve fotoğrafçı ve gerekirse a sınıfı değil de b sınıfı modeller ve aktörlerle oraları basıyorlar, bu insanlarla fotoğraflar çekiliyor, kırmızı halıda duruluyor, reklam panosunun önünde sırıtılıyor. Bütün bunlar gazetelere çıkıyor.

Güzellik kraliçesi hanım nedense sesimi ve tipimi ve diva hallerimi pek beğenmiş olacak ki, bir de tabii hiç problemsiz kolyesini gösteride takmamdan etkilenmiş olmalı, beni özellikle İran ve ama bütün etrafındaki zevkleri benzer ülkelere yayın yapan bir tivi kanalında, canlı yayınına davet etti. Ben önüme gelen acaip tecrübeleri reddeden bir yapıda olmadığımdan, evet deyiverdim ve böylece ekranda boy gösterdim- ya da kamera karşısında oturdum diyeyim.

Şansıma, Samira Hanım programı çok antipatik bir adamcağızla sunuyordu ve bu adam ya Türkler’i sevmiyor, ya da benim gibi hafif alfa kadınlardan hoşlanmıyor olmalıydı ki, birbirimize sokak kedileri gibi hıssslayıp durduk program boyunca.

Ama Samira ile aramız bozulmadı, hatta beni sever bir hale geldi “Samiracan”. Dün yine arayıverdi. Başka kanala geçmiş, benimle talkshow gibi birşeyler yapmak istiyor. Golden Globes ile ilgili! Dedikodu filan yapacakmışız. Ayol benim evimde tivibile yok, ben ne anlarım? Üstelik seyrettiğim en normal filmler Danimarka dili, beş saat uzunlukta filan. Hollywood beni isilik yapar. Bir adet Oskar filmi görmüş değilim, hatta Oskar alacak diye öxzellikle seyretmem, McDonalds yemediğim gibi.

 

Ama illa yapalım, sen becerirsin diyor Samiracan. Eh, resmen dersini zorla çalışan ortaokul öğrencisi gibi oturup çalıştım Golden Globes’u. İçim bayıla bayıla. Ama görev görevdir, evet dedik, hemi de canlı yayın!

Apar topar gittim bugün. Los Angeles’da trafikten sağ çıkarsanız zaten baları yolunda ilerlemiş demektesiniz. İki saat boğuşup gittim stüdyyoya. Daha süslü bir yer, daha fazla çalışan var ama kaos aynı. Stüdyoda deliler gibi koşturan bir adam, öbür tarafta kekler, kahveler, başka tarafta Samira’nın mücevherleri, fotoğrafçılar çifter çifter. Ve ben oturup popomdan Golden Globes eleştirileri çıkardım belki on dakika! Hiç teklemeden, sanki sahne arkasında saatlerce oturmuşum gibi ukalalıklar ettim, dedikoduklar aktardım. Günahı internetin boynuna!

Ha, bir de arya söyledim, ne alaka???? Ne bileyim, böyle acaip bir program, yok yok!

Tivi sahibi adam araştırmasını yapmış, kanal için yemek programı da çekmemi istiyor, Samira ile devamlı sohbet programı da yapmamı. Bizim canlı yayı n bitince yayına bir müzik klibi koydular ki yemin ederim bir Türk dizisinden kesip biçip uydurulmuş, korsan görüntüler birleştirilmiş! Böyle curcuna!

 

Evet derim, neden olmasın? Hatta atnc.tv yapsın, siz gösterin derim, daha da bir Türkler Geliyor olur! Yeterince acaip benim zevkim için. Birkaç İranca kelime de kaptım- hoş çoğu Türkçe’ye girmiş zaten. Mesela hoş ve samimi kelimeleri.

 

Böyle günler geçirmekteyim, atnc.tv’nin çekimleri, bu arada Brian devamlı bir konferanstan öbür festivale konuşmacı olarak koşturuyor. Anatol’un iki konseri (keman ve piyano), bir yarışması (piyano) var kapıda. Bir de eyalet matematik yarışmasına sokuyor onu okul. Bilmiyorum ben neyim, kimim, böyle şaşkın hallerdeyim. Yuvarlanan taş şeklinde!

31 dakika 20. saniyede sahneye giren ben!

4 Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


nineteen − twelve =