Iki yüzüm benim gözüm

Burcum yarı insan, yarı hayvan ya, o yüzden olacak bu arada halim, oyumu “hayır” verirken, “evet” oyu vereni ne vatanını satan, ne Fetullahçı, ne de gerizekalı olarak algılamıştım. Benim kafamda evet diyen, yine benimle aynı sınıftan, aynı eğitimden gelen bir insan, demek olumlu yasa değişikliklerini olumsuzlardan daha etkili görüyor diye düşündüm. Hatta hata yapmadığımdan emin olmak için, olabildiğince onun gibi analiz yapmaya uğraştım. (Çünkü bnaşka türlü bir insanın oyunu analiz etmem boşa olur, onun hayatından çok uzaktayım, ne yargılayabilirim, ne de tam anlayabilirim.)

Ama benim gibi “hayır” oyu verenlerin birçoğuyla aynı kareye damga vurmak rahatsız etti. Kenan Evren de hayır demiştir. Ve dedesinin gençliğini kararttığı, acı, çirkin, hastalıklı savaşlardan (çünkü özgürlük için bile olsa, savaşın steril hali diye birşey yok dünyada) aldığı bir madalyacığını göğsüne takan, yaşamadığı o zamanları romantize eden, ata-yaldızı tozuna bulanmış başka bir tür fanatik. Atatürk’ün yazdığı bir cümleyi, o da kalsın, okuduğu kitaplardan bir cümleyi okuyacağına, ayağının altında toz olmayı tercih eden Kemalist. Takım tutar gibi sandığa koşan çarşılılar, çamaşırcılar, çorbalılar, torbalılar.

Sandıktan evet çıkacağını biliyordum ama bak bir de ben varım, benim endişelerim var, şurada katılıyorum ama şurada o kadar katılmıyorum ki, hayır atıyorum. Yani yetmez de o yüzden hayır ve de bir de bir delik var ki orada, nah bu kadar, kara delik, hepimizi yutar diyerek attım oyumu. Tabii bu nüanslar çıkmıyor zarftan. Aziz Nesin’in Türkler’e yüzde altmış gerizekalı dediği lafları dolanıyor ortada. Oysa onu eski (1982) anayasa referandumu için sarfetmişti ve hemen hemen hepimiz onun gerizekalı dediği kısma dahiliz. (%91 evet demişti ve böylece özgürlüklere karşı bir anayasaya evet dedik, bununla da kalmadık, Evren’i cumhurbaşkanı seçtik.) Çünkü gözümüzü, gönlümüzü öyle bir korku sarmıştı ki, Kenan Evren kasabının önümüze koyduğu anayasa otunu hep beraber çimlemiştik. (Belki aptaldır değil, korkaktır demeliydi.) Yani belki de bugün hayır diyene sarfedilmişti gerizekalı lafı. Ama zaman geçiyor. Ölülerin taraf seçme hakkı yok. Oradan oraya sürüklüyoruz hatıralarını.

İtalya’nın giyim kuşam liderliğini (ekonomik gelir açısından) Çin kapmıştı. Çünkü herşeyi daha ucuzuna ama kalitesiz de olsa, kimin umrunda ki kalite?- Çin’de yapıyorlardı. İtalya o yüzden lüks giyime vermişti kendisini. Ama Çinliler şimdi gizli veya açık İtalya’ya göçüyorlarmış. İtalyan kanunlarının açıklarını kullanıp, İtalyan’ın altından çekiyorlarmış Lamborghini’lerini.

İtalyanlar dünyanın en güçlü milleti iken, sırf kılınçlarıyla yapmamışlardı o işi. Müthiş tüccar kafası vardı. Hırslıydılar, gözleri doymuyordu. Zekiydiler. Canlarını dişlerine takıp bütün dünyanın ticaretini yapıyorlardı. Şimdi sıra Çinliler’in. İtalyanlar Türkler’den önce İstanbul’daydılar. Altın Boynuz’da, Levantenler’in topu İtalyan’dı. Galata Kulesi’ni Genova’dan yerleşen İtalyanlar yaptırmıştı. Osmanlılar İstanbul’a gelince, iki milletin arasında anlaşmalar yapıldı. Haklar alınıp verildi. Böyle uyanık, kapitalist, dünyayı kulağından tutup ilerleten cinsten bir millet. Çünkü ticaret olacak ki, enformasyon dünyaya yayılsın. O hırs olacak ki, kıtalar keşfedilsin.

Ben lisedeyken miydi, bir Levanten kadından İtalyanca dersleri alıyordum. Galata’nın perperişan bir yerlerinde. Yaşlı bir kadıncağız. Atalarının öğrendiği aksanlı Türkçe’yle konuşuyordu hala. Benim tanıdığım Levantenler’in çoğu fakirdi. O ateş söneli yüzyıl olmuştu. Belki kendilerini doğuştan özel hissettiklerindem, içlerinde daha fazlası için yanan bir alev yoktur.

Ata-yaldızı tozunda debelenenler ve kendini ispat için yurdundan kopanlar. Başka milletleri, sınıfları, kişileri hatırlatıyor.

6 aya kadar bebekler yutarken nefes alabilirlermiş. Zaten kurbağa gibiyiz, yaşam hali değiştirmediğimiz söylenemez. Önce sıvı soluyarak başlıyoruz var olmaya. Kuyruğumuz gibi birşey bile oluyor önceleri, sonra belkemiğine dönüşmek üzere. İngilizce’de korkak insana belkemiksiz derler.

Nasıl ki telefonla konuşurken bile el hareketleri yapıyoruz, körler de konuşurken el hareketi yapıyorlar. Yani karşımızdaki ile iletişmek için değil, kafamızda çıkartmak istediğimiz şeyle iletişmek için yapıyoruz o kadar hareketi. Ellerini oynatmasına izin vermezseniz bir öğrencinin, bildiklerinin hepsini hatırlayamıyormuş.

Sigara paketlerinin üzerindeki korkunç yazılar ve imajlar, sıkı içicileri durdurmuyormuş. Durduramazmış zaten. Çünkü vücut feci birşey görünce, stresinden kurtulmak için hemen acil çıkış arıyormuş. İçici de sigaraya sarılıyormuş hemen. Yani sıçtığımın ciğeri, gördün mü, sigara ne hale getiriyor? Ben mahvolmuşum abi, çok efkarlandım, yak bi cigara.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


five × three =