Hipnoterapist olmamın hikayesi:

Her dikkafalı, inatçı, özgürlüğüne düşkün kişi gibi ben de kontrolü kimseye kaptırmaktan hoşlanmıyorum. Bunun ucu iğne olma fobisine kadar uzanıyor.

Senelerce kaçındım, zaten ihtiyaç da olmamıştı. Bir kere çocukken sarılık teşhisi için kan almışlardı. Aşılar filan da olmuştum da, birkaç kere okuldan kaçmıştım olmamak için. Ama hastalıklarla ilgili odaların baygın ilaç kokuları, alet edevatın kutularda takırtısı, illa formalitesi, illa prosedürü, illa hastaileuğraşanlar’a özgü tören ile, kolunu açacaksın, lastikle bağlayacaklar, parmaklarıyla damarlara dokunacaklar, soğuk pamuk… Yoksa iğnenin acısından korku değil; ağda yaptıran her kadın iğnenin cart curt çekiştirmelerden çok daha acısız olduğunu bilir ama işte ben de psikolojinin insana ettiklerinden nasibimi alarak eziyet, eziyet, iki saniyelik işin başında uygulanan “uygulamalar” kabusları içinde fenalık hisleri, günlerce önceden hissedilen kalp sıkışıklıkları, sindirim sistemi bozukları…

Elimin üstü yarılmıştı bir zaman da, şimdi beni alır dikiş attırırlar, bir de üstüne tetanoz iğnesi yaptırırlar diye gıkımı bile çıkartmadım yarılırken, sonra öbür elimle saklayarak geçiştirdim. Şimdi güzel bir iz var sol elimin üstünde.

Çocukken hatıra defterine “bundan sonra şu şu şu konularda gözyaşı dökmeyeceksin,” malumatı yazıp sözünü sonuna kadar tutan bir olarak, benim için böyle bir zaafiyetin ne kadar onur kırıcı olduğunu tahmin edersiniz.

Binbir çeşit şeyi imtihan ettikten sonra, hipnozu denemeye karar verdim ve o sıralarda yaşadığımız yerin çevresinde yaptığım küçük bir araştırmayla, iyi bir hipnoterapist buldum.

Kadının evine vardık, artık konu benim için o kadar hassaslaşmıştı ki, sanırım daha odaya girer girmez ağlamaya başladım. Sonra hipnoz…

Hipnoza başladığını bile söylemedi kadın, ama bir süre sonra etrafın tamamen karardığını, sadece iki göz hatta daha da fazlası, sadece benlik haline geldiğimi hissettim. Öyle bir bilinç durumu ki, ilk defasında tabii biraz ürkütücü ama güven verici, kendi sularında dolaşmak gibi ama ilk kez suya girmek gibi… Sonra odaya geri döndüm. Hiçbir telkinde bulunmamıştı, sadece bir ısınma. Ama o ısınmayla, beynimi bu şekilde kontrol edebileceğimi, formasyona sokabileceğimi ve fobimden kurtulabileceğimi anladım.

Bir daha gidemedim kadına, çünkü taşındık. Sonra araya birşeyler girdi. İğne fobim için gerçek bir tedavi alamadım, zaten o sıralarda tıpla ilgili işim de yoktu ama problem, çözülebileneceğini göstererek bir şekilde çözümlendi kafamda. Sonra, sonra, sonra…

En sonunda, New York’a taşındığımızda, öğrendim ki eğitim alıp hipnoterapi sertifikasıyla hasta tedavi etmek mümkünmüş. Hipnoz eski bir yöntem ama tıbbın dış kenarında süzüldüğü için, görüş alanı dışında kalıyor. Hipnoterapi uzmanları da kanunların boşluklarından yararlanıp, yeni uzmanlar yetiştirmeye ve tedaviye devam ediyorlar. Şimdilik böyle. Birgün belki hipnoterapi uzmanı olmak için psikoloji eğitimi gerekir.

Her neyse.

Ben araştıra araştıra, bir dolu kitap yazmış, saygı gören bir hipnoterapistin lisans kursları verdiğini ve kursun sonunda imtihandan geçenlerin sertifika ile hipnoterapistlik ünvanı kazandığını öğrendim. Çok kötü bir kıştı diye hatırlıyorum. Karların içinde, yarı belime kadar ıslana ıslana gittim adamın kursuna. Ben öyle spiritüel şeylerden hazzetmem. Blogumu okuyanlar, azılı bir dinsiz olduğumu, ruh muh laflarına gıcık kaptığımı bilirler. Neyse ki, bu adamın stili öyle farazi şeylerle oynaşmayan, hipnozu tam bir bilim olarak gören bir stildi. Böylece kendi görüşlerimden fedakarlıklarda bulunmak zorunda kalmadan (ki çoğu hipnozcu abuk sabuk kılıklara giren, boyunları, parmakları Kızılderili mücevherleriyle bezeli, bilimden, irfandan anlamayan, vuducu şaman tipli insanlar) kursumu aldım. Lisans imtihanında büyük şans eseri hocamı hipnoz ettim ve hatta terapi yaptım. Böylece hipnoterapi okyanusuna atlayıvermiş oldum.

Her yeni yetme hipnozcu gibi gazeteye ilanımı verdim ve telefon beklemeye başladım.

(Devamı var.)

11 Comments

  1. ne guzel cok tebrikler ! ben de boyle birsey yapmak cok isterim bana burda imkansiz 🙁 peki bu kursun suresi ne ?

  2. Bilmedigin birtek iki rekat namaz desem dogru olur herhalde :-))) Hikayenin devamini cok merak ettim, geciktirmeden yaz!

  3. Devamı heyecanlı olacak gibi.

    Merak ettim, böyle hipnoz ile bizim İslamcılara etki edilebilir mi? Mesela “laik olun, gericilik yapmayın,” şeklinde telkinler yapılabilir?

  4. elif ,şu kontrolü yitirmek ya da başkasına vermek konusunda aynı hissiyattayım.falıma baktırmam mesela bu nedenle. benim hayatıma ne dalacak? hoş benim ki iğneyi de o kapsama almaya varmıyor ama, hipnoz konusunda hem olmak istemek gibi karşı konulmaz bir merak hem de kontrolümü yitirme endişemden dolayı kaçınmak var. devamını bekliyorum merakla…

  5. sende de yok yok ve elif, çok bekletmezsin umarım devamını yazmak için bizi, daha sende ne kirli çıkı anılar var gibime geliyor orası da ayrı tabii 🙂

  6. Attığınız şişeyi yeni buldum ne de olsa koca okyanus…:)Ben de hipnoterapi kurslarına gidiyorum gerçekten birşeyler yapabileceğime aklım yatarsa hipnoterapi benim bundan sonra yapmak istediğim tek uğraş!!! yazınızın tamamını okuyamadım(teknoloji özürlü olduğumdan olabilir) bana verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir????

  7. Arzu, bolca okumak, hipnozun bilimsel tarafina bagli kalmak ve reiki, ruhlar vesaire gibi bilim disi kollardan uzak durmak. Bolca kitap okumak. Bunu yazmistim, degil mi? Ama yine yazayim! :o) Bol sans!!!!

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


3 × 1 =