H.C. Andersen, kısa tatil, yangın

Ben Almanya tatilimden hemen hemen hiç bahsetmedim burada. Sanırım benden tatil ve gezi yazarı olmaz-mış. Acaip bir kıskançlık duyuyorum yaşadıklarıma. Bir de eğer güzel zaman geçirdiysem, anlatırken formalleşir de sihri kaçar gibi geliyor.

Kısacası ben Almanya’yı çok çok çok ama çok sevdim. Anlatılır gibi değil. Anlatılır da, anlatmak istemiyorum. Mükemmeldi. Etkisini hiç kaybetmeyecek, beni değiştiren, içime işleyen bir dolu şey gördüm.

Ama geçen haftasonu çıktığımız iki günlük yolculuktan bahsedebilirim. Oralarda da mutlu oldum ama anlatmayacak kadar değil galiba!

Üzüm bağları, şaraphaneler, sonsuz plajlar, uçurtma uçurmak, ayaklarımızı kuma gömüp kaybolduuuu diye haykırmak, bir şarap açıp bir şarapçının bahçesinde piknik yapmak, Danimarkalı göçmenlerin kurduğu Solvang adlı bir kasabada dolanmak, Hans Christian Andersen’e adanmış küçük bir müzede eriyip bitmek (Buzlar Kraliçesi beni çok etkileyen bir masaldır, her ne kadar sembollerinden rahatsız oluyor ve öğretisini doğru bulmuyorsam da. Sanırım masal yazmak isteğimi senelerce içimde tutan ateş bu masaldı.Ve tabii Kibritci Kiz… Andersen’in orijinal illüstrasyonları bile gözümün önüne geliyor şimdi! İlk ahlak dersim, acıma hislerimi sonsuza dek uyandıran ilk masal.), içi badem ezmeli Danimarka tatlıları, kocaman bir kahvaltı, sabah otelde arabayı ince bir kül tabakası altında bulup şaşırmak, geri dönerken atmosferin portakal rengine dönüşmesi, bir yerlerde büyük yangınlar, deve tüyü dağlar, kızıl yanan havanın içinde yuvarlana yuvarlana gri deniz dalgalarına inerken arabanın içine dolan yanık kokusu.

Başka ne yaptık? Şarap içtik bol bol, yazmış mıydım? Biraz şiraz, merlot, bolca cabernet sauvignon, bir tatlı beyaz şarap.

5 Comments

  1. Ne guzel yapiyorsun, gez, keyif yap tabii! Bolca sarap…Yarasin!

    Ama ben asil baska sey yazmaya geldim, ne yazsam az kalacak ama…

    Sen gibi yapraktan demleme cay ve rahat bir koltuga yayilma keyfinde olmasa da cd lerini dinledim sonunda. Yazmadan gecilmeyecek, ovguler duzulmeyecek turden degil. Cok cok begendim/begendik!

    Malum bizim en cok vaktimizin gectigi mekanda dinledik.Arabada! Lara`nin gym dersine, digerlerinin yuzme dersine, okul cikisina, alisverise giderken hep dinledik,cok sevdik. Sordular, ‘ne dilde soyluyor arkadasin’ dediler. Bilmiyorum deyince Lara bilmis bilmis cd`nin kapagina bak da soyle demesin mi? Sonra nasil nefesini o kadar uzun tutabildiginin, o kadar farkli sesi nasil cikarabildiginin merakina dustuler, onlar da denediler kim daha uzun ciglik atabilecek diye! Biraz once Tolga banyoda opera soyluyormus bagira bagira mesela!

    Masallarin ilkinde ‘gercekten mi agliyor yoksa” dediler. Yok deyince, cok basarili bir artist oldugun kanaatine de vardilar! Anatol ne sansli sen her gece ona boyle masallar okuyor, anlatiyorsan… Ne eglenceli bir anlatim o oyle. Bazi yerleri anlayamadiklarindan Ingilizce`si de var mi bu masalin dediler merakla. Sevdik cok bilesin. Ama en guzeli muzik ve sesin onlari oyle sakin tutuyor ki arabada, cd leri hic cikarasim yok. Bu yastan sonra opera dinlemeye basladim ben de itiraf edeyim, aslinda sanirim senin soyledigini bildigimden aldigim keyif. Neyse ki cocuklar erken yasta yakaladi sayende opera sesini.

    Tesekkur ederiz ve seni cokca operiz. Ve tabii cok cok kutlariz, basarilarinin devamina bir kadeh de benim icin ic 🙂

  2. SecilAltan, evet, ne yalan soyleyeyim, harikaydi! :o)

    Alp&Ege’nin Annesi, sadece hava renk degistirdi biraz. Simdilik cok uzak.

    Tayzen Teyfik, evet, cok cok cok begendim. Orada yasayanlari kiskandim, tasinmak istedim. Daha neler neler… Harika bir ulke. Ne desem az.

    Cano, begendiginize cok cok cok cok cok cok sevindim! Simdi sende sira. Benim okumadigim masallari print et ve aynen oyle, icli icli oku onlara. (Evet, her aksam, hatta butun gun okuyorum masal Anatol’a. Ben cocuk oyunlari oynamayi pek sevmiyorum ne yazik ki. O yuzden ne zaman ilgi istese hemen bir kitaba sariliyorum, kurtariyorum vaziyeti. :oP)

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


nineteen − fifteen =