Hagaragort

Kırk yıllık beynime yeni kelime: Hagaragort. Ermenice muhalif ama sinir sinir bir muhalif anlamında imiş. Sevgili … arkadaşıma bilgiler için kucak dolusu sevgiler. (Önce ismini yazdım, sonra yazı bitince, neyse, bir deli ülkede yaşıyor o arkadaşım, olur ya sonra yazdığım şeyler yüzünden başı derde girer diye sildim. Kendisi kendisini bilir.) Türkçe’ye de girmiş bir ara. Tanzimat Devri’nde, kendini bir mok sanan, böbürlenen, melodramatik tavırlarla efenim efenim, zart zurt, höt möt, önündekinin tepesine bastıkça yükseldiğini sanan (ki üstüne basıldıkça basanı yükselten milletler de vardır bu dünyada- demek o kadar da hatalı bir politika değil), bir kıl ve gıcık herif tarifi. Gözümün önüne bir defile gibi birşey geldi şimdi. Tanıdığım hagaragort bütün adamlar ve kadınlar, cıbıl cıbıl, kelli felli ve kerli ferli (ki aslı budur o lafın) kalantor (İtalyanca- galantuomo- zarif, kibar, şıktan geliyor ama bizde ensesi kalın lafına benzediği için herhalde, Türkçe’de pirzolayı fazla kaçırmış zengine derler) , kodaman tipler, boyunlarında birer ip, ipe bağlı karton üzerinde “Ben bir hagaragortum,” yazıyor. Böyle kırıta kırıta giden bir kervan. Ucu bucağı yok.

Ama dedim ya, Ermenice’de biraz farklı anlamda. Muhalefet yapmakta bir sinirlik ve kıllık yok ama bazı insanlarda böyle burnu kaşa bağlayan o direkt ve sır kasla ikisi birden havalanarak yapılan muhalefet. Hani muhalefetimin sebebini siz asla anlayamazsınız efenim çünkü çapınız malum yetmiyor cinsinden muhalefet. Kıl işte ya, kıl. Çorbadan çıkan kasık kılı.

Hangi anlamını tutturayım, bilemedim. Önüme ilk çıkan hagaragort naneye göre karar vereceğim.

Dün, Katolik Hristiyanlar’ın İngilizce Ash Wednesday dedikleri günleriydi. Başka Hristiyanlar’ın da takvimlerinde var ama galiba tarihleri farklı. Oruçlarının başladığı gün. İsa’nın 40 gününü çölde oruç ve duayla geçirip, şeytan tarafından kandırılmaya çalışıldığının başlangıç günü. Birlikte oda müziği yaptığım ve aynı zamanda Anatol’un keman öğretmeni olan Mary- hani bizde Meryem- dün derse gelmiş, arabasını park ediyor. Alnında simsiyah birşey. Önce anlayamadım, kafasını biryere mi tosladı acaba diye düşündüm. Ama sonra birden hatırladım. Ah, dedim içimden. Kiliseden geliyor. Ash kül demek.  Bir yıl önce palmiyeleri yaktıkları bir gün var, oradan toplanan kül. Palmiyeleri, İsa’nın Kudüs’e girdiği gün sayılan günün yıldönümünde yakıyorlar. Wednesday Çarşamba. Yani Küllü Çarşamba gibi bir terim. Kilisede ayin sonunda külden haç çiziyor rahip alınlara. Eski çağlarda yas tutanlar küller içinde debelenirlermiş, başlarından aşağı kül atarlarmış. Oradan kalma bir yas tutma tarzı. Tam oruç tutan oluyor, et yemeyerek oruç tutan oluyor. Ya da çok sevdiği birşeyden vazgeçerek oruç tutan oluyor. Derhal çabucak bir din kültürü dersi verdim oğlana ki dersin yarısı, Miss Mary, alnınızdaki ne, neden, nasıl sorularıyla heba olmasın. “Ash Wednesday’iniz kutlu olsun öğretmenim,” dedi ki herhalde yanlış birşeydir. Ama ne diyeceğimizi bilemedik, bu kadarla idare etsin Mary. Sonra oğlan, öğretmeninin alnındaki kocaman ve kapkara külden hacı hiç görmemiş gibi davranarak dersini tamamladı.

Recebim diye bir türkü vardır, sanırım İstanbul türküsü. Dilime dolanıp duruyor. Ben buna ear worm diyorum. Kulak solucanı. Kafandan bir türlü çıkmayan bir melodi. Ancak başka melodiyle çıkar. Recebim mi takıldı? Kankan dansının müziğini sokuşturmalı. E, onu nasıl çıkartacağız? Bilmiyorum işte orasını. İstiklal Marşı filan lazım.

Güzel bir türküdür. Sarı lira vereceğim. Medeni sözleri olan bir türkü. Ne demekse? Öyle işte, medeni. Ölüyorum, parçalanıyorum, sen bana aitsin, ölene kadar, ağzım burnum aşkından uçukladı, yamukladım filan değil. Geçme kapım önünden, seni benden alırlar. Alanın kıçına çomak sokarım demiyor mesela. Karakola gideceğim diyor, falçatayla aileni hacamat edeceğim demiyor. Böyle nazlı, hafif fingirdek. Işıl ışıl.

“Atma Recep, din kardeşiyiz” cümlesi patentlenmiş. Patent ne demek? Sadece ben kullanabilirim, benimdir, benim özelliklerimdendir, bana aittir. Valla ben dilde incelik mincelik bilmem ama bu dilde bu cümle hoş bir şey için söylenmez diye bilirim. Bunu sahiplenmeki hele patentleyip benimdir benim diye tepinmek… Üstüne alınmamak yerine sarışıp yatağa sokmak! Benden başka Recep atamaz, en iyi ben atarım, demek ki buradaki Recep adı benim adımdır, şahsımdır demek mi oluyor? Böylece yasaklanmış bir deyim ile karşı karşıyayız. Bir dil ki bana da ait, sana da ait, içinden nasıl terimler ve kelimeler çıkarıp bana yasak edersin? Kendi dilimi konuşmak için senden mi izin alacağım, demez mi insan? Hadi afişte, pankartta yasak- ki öyle bir yasak bile Muz Cumhuriyeti’nden bir adım ötede değildir- site adı olarak bile yasak! Bir ürün ismi olarak mı satın alınmış? Olur ya, tuvalet kağıdı adı olarak kullanacaklardır! Demirdöküm tencere olabilir. Tırnak makası markasına yakışır.

Bir zamanlar bir padişah varmış, sokaklarda yıldız ve burun demeyi yasaklamış. Çünkü hem burnu büyükmüş, hem de Yıldız’da yaşarmış. Masal masal matitas, kaynanamın kıçı tas. Çukura düştü çıkamaz, pırpır eder, uçamaz.

Aaaa, hani kafama kulak solucanı olarak takılıp kalan o güzel türkü vardı ya. Yerini şinanay yavrum şinanaynaya bıraktı! Oh be!

 

 

 

 

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


18 − 10 =