Götterda(iki noktalı)mmerung

Orkestrada birbirinin aynısı kıyafetli adam ve kadınlar, kemanlar hafif bize doğru dönük, aynı elde, aynı elde arşeler. Bir yukarı, bir aşağı.

Solak kemancı orkestrada ne halt eder? Halt etmez. Kemanını, arşesini herkes gibi tutar. Notaları sol eliyle çalar, arşeyi sağ eliyle çeker. Sağ el, şarkı söylerken verilen nefes ve ses tellerinin titreştirilmesi görevini keman üzerinde yapan arşe. Sol el, müziğin melodisinin yukarı, aşağı çıkmasını sağlayan şey. Arşeyi niye birlikte çekiyorlar? Çünkü koroda birlikte nefes almak gibi. Hem arşeyi çekmek ve itmekten ayrı bir ses rengi çıkar. Ben gözlerimi kapasam, kemncı şimdi arşeyi çekerek mi, iterek mi kullanıyor, bilirim. Şancı için önceden keman çalmış olmak büyük avantaj. Ses tellerini kemanın telleri gibi, nefesi arşe gibi kullanmak zaten içgüdüyle geliyor.

Solak kemancı hadi, kemanın tellerini alt üst etti, köprüyü çevirdi filan. Piyanist solaksa ne yapsın? Piyanoları sökecek değil ya! Füreya (Divan Consort’un piyanisti ve kurucusu) solak. O söylemeden, birgün ona konserde nota çevirirken farkettim. Salak (laf meclisten dışarı) piyanistlerin sol ellerinde bir sağı arkasından yürüme hali oluyor gibi. Solak piyanistte sol sağdan önde. Önde demek hatalı ama lafın edebi haliyle önde. Ritm olarak değil. Güç olarak değil. Kendine güven hali olarak.

Divan Consort’la İstanbul Dünya Kültür Başkenti etkinlikleri içinde konsere geliyorum bu Aralık ayında.

Dün Wagner’in Ring Operaları’ndan biri olan Götterdammerung’a gittim. A harfinin üzerinde iki nokta olması lazım ama bilgisayarın neresinden halledilir, bilemedim. O zaman a e okunuyor. Götterdemmerung gibi. Got tanrı demek. Götter olunca tanrılar demek. Dammerung alacakaranlık demek. Hem bir günün bitişi, hem başlangıcı. Operanın sonunda tanrıların devri kapanıyor, insanlık başlıyor.

İki arayla birlikte beşbuçuk saat sürdü. Bir dakikası fazlaydı diyemem. Çok ama çok iyi bir direktör yönetmiş. Tanrıların gereksiz vızıldanmalarını, şikayetlerini, hırslarını ciddiyetle değil alaycı sergilemiş. Bunca yıldır bildiğim operanın hiç farketmediğim bir katmanını çıkartmış ortaya. Muhteşem sanatçılar, muhteşem orkestra. Tüylerim diken diken, brovo, brava diye hayırmaktan helak oldum.

Ondan iki gece öne absurdist bir Rus yazarın oyununa gittik. Bu kadar olur. sahnede 8 kişi. Yahu bir kişi de şarkı söylemeyi, dans etmeyi, aktörlüğü beceremesin! Bu tiyatro binasına daha önce de gitmiştim. Çok az seyircili. Aktörler her işi yapıyorlar. İçecek satıyorlar, bilet kesiyorlar. İçecekler oyuna göre. Bu sefer votka. Geçen sefer absint içtik. malum, yasadışıydı. Şimdi yasaiçi. Pek lezzetli bir içki. Seyirciler de çok şık, oyunun dönemine olabildiğince uygun kıyafetlerle geliyorlar.

Sahnede hoppa, kış kış dendikçe Brian aynen sizin gibi deyip deyip güldü. Hele bir içme sahnesi var; güle oynaya votkaları fondip yapıyorlar. Sonra acıklı şarkılar, birbirlerine sarılıp, avaz avaz acıklı şarkı söyleyip ağlaşan insanlar. Hah! Dedi. Aynen Türkiye’de geçirdiğim geceler.

Çocuğu bir dönemden bir döneme geçtiği önemli, mihenk taşları var. Mesela ben, anatol’un altına bez bağlamayı bıraktığımız zaman, bir devri kapattığımızı hissetmiştim. Çok geçmeden kendi kendine tuvalete gider oldu. Orada bana ihtiyacı en düşük kapasiteye indi. Neredeyse hüzünlü bir özgürleşme hali! Bunlardan bir tanesini bir ay kadar önce atlattık. Hele dün gece anladım ki, o neredeyse benim beynimle bir saydığım beyin başka yollara kanat çırpmak üzere hazırlanıyor. Bir aydır kitapları içinden okuyor. Dün akşam kütüphanesinden 89 sayfalık bir çocuk romanı seçmiş. Yanıma yattı ve kitabı içinden okumaya daldı. Arasıra bilmediği kelime olunca sordu ama o kadar ender ki! Kitapları birlikte okurken, ne okuduğunu, ne düşündüğünü biliyordum. Her salisesini. Bu seçtiği kitabı okumamıştım. Babası almış. İçinde bir dünya. Düşünceler, kararlar. algılamalar. Yeni kelimelre, konseptler. Yeni duygular. Yazarla başbaşa.

Alacakaranlık. Senelerce sürecek ama sonucu değiştirilemez bir aydınlanma hali. Çocukların tanrıları ölecek, kendileri doğacaklar küllerinden.

Operadan:

Bir dost, Suadiye’deki D&R’da benim Büyükler İçin 17 Masal öykü kitabımın raftaki fotoğrafını yollamış bana. Tatlı bir sürpriz oldu.

2 Comments

  1. yazıyla hiiç alakası yok ama, epeydir şöyle bir kahve içimlik uğrayamıyordum buralara. geldim, oturdum, gıyabi sohbetimi ettim, gidiyorum. özlemişim ama, iyi oldu.

    sevgiler…

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


five + 9 =