Gönlüme göre

obamaaaaaaaaa.jpg

Tam detaylarına girmemde aşırı sıkıcılık sakıncası olan, karmaşık sebeplerle ve yöntemlerle yapılan erken seçimimsi bir olay var Amerika’nın bir eyaletinde. Hiçkimsenin seçildiği yok da, gelecek başkanlık seçimlerine gidişhattan fikir veren, hani ÖSYMSbilemne sınavlarına hazırlık olarak yapılan sınavlar gibi bir sınav.

Neyse Efenim, bu kadar açıklamamam bile sıkıcı zaten, Iowa’da yapılan bu ön-hazılık-seçimlerde (oylama parti içinde, adaylar üzerine yapılıyor) oyları Demokratik Parti’de gönlümde yatan ABD Başkanı Barak Obama aldı. Sonuçta Demokratlar seçime Obama’yı yollar mı, yollamaz mı, bilemiyorum. Ama şimdilik önde gidiyor. Buna sevindim ben. Benim de sevindirilmemin zamanı geldi. Buralara geldim, daha ne olduğumu bilemeden Puşt Buşt başkan oldu, gün yüzü görmedim. Edwards, Mrs Clinton, Obama; Demokratik Parti’den hangisi olsa başımın üzerinde yeri var.

Arkadaşların evinde hep beraber küçük bir parti düzenledik dün. Obama’nın şerefine değil. Arkadaşlar Tibet’ten yeni dönmüşlerdi, bizim için birkaç değişik yiyecek getirmişler, onları denedik. Sonra konuya uygun pişirdiğimiz yemekleri yedik.

Tibet sığırının sütü, eti, derisi, gerisi… Tibet çayı içmiştim daha önce. Sıcak çaya yak sütünden yapılma tereyağ konuluyor, tuzlu veya şekerli içiliyor. Ben tuzlusunu seviyorum ama dünkü şekerli de iyiydi. Arpa tozuna sade çay koyup bir çeşit bulamaç yapıp kahvaltıda yiyorlar. Onun da tadı iyiydi. Uğruna kahvaltı şeklimi değiştirecek değilim ama. Yak pastırması biraz tatsız. Yalnız bir kuru peynir vardı ki, yenilebilinemez. Yak sütünden peyniri kurutuyorlar, kurutuyorlar, öyle katır kutur yiyorlar. Katır kuturluktan ote, kötü bir tadı ve kokusu var. Dışarıda bıraksan üstüne sinek konmazmış. Sebebi belli. Ben hemen vazgeçemedim bu peynirden, üstüne kızgın su dokup hayata geri getirmeye çalıştım ki daha da kötü sonuç verdi. Çok sevdiğim bir Tibet restoranı vardı New York’ta. Buralarda Tibet restoranı bulamadım henüz.

Bir de arkadaşımın annesi bana Taiwan’dan nugat yollamış, ben şeker sevmem ama lezzetliydi.

Yemekte bıldırcın, kızarmış ekmek üstüne fırında kemik iliği, İngilizler’in bubble and squeak dedikleri, patates, lahana ve soğanın sote edilip tavaya bastırılarak bir şekilde kızartılması yemeği ve benim pek başarılı bulmadığım zeytinyağlı kek. Bol şarap, sohbet ve Tibet fotoğrafları.

Arkadaşım, böyle çocuk gibi yazmayayım ve adıyla hitap edeyim, Charlie, her ne kadar erkek ismiyse de, aslında kendisine seçtiği isim, geçmiş doğumgünüm için gönlüme göre bir hediye bulmuş ve Shakespeare döneminden kalmış yemek tariflerinin modernleştirilmiş hallerini toparlayan bir yemek kitabı almış bana. (Ne tuhaf, geçen gün blogumda yeni yılda Ortaçağ ve Rönesans yemeklerini daha bolca yapmak istediğimi yazmıştım, okumuş olmasına imkan yok, Türkçe olduğuna göre; demek ben bu isteğim ve hobimde transparanım.) Brian’ın doğumgünü hediyesi de bu oluyor, kitaptan yemekler yapılacağına ve kendisi de yiyeceğine göre.

shakespeare.jpg

Ben modernleştirilmemiş receteleri tercih ederdim ama o kadar kusur, kadı kızında da olur.

Seyrettiğim filmlerin çoğunu yazmıyorum buraya. Çünkü çok nadir bulunan filmler oluyor çoğu. Criterion adında bir şirket var, ortalıkta kolayca bulunamayan filmlerle uğraşıyorlar. Oradan buluyoruz çoğunlukla. Ya da büyük uğraşlar, araştırmalar sonucu kolleksiyon yapanlardan kopyalarını satın alıyoruz. Ama yine de paylaşmalıyım diye düşünüyorum şimdi. Kimin nerede ne bulacağı belli olmaz.

Geçenlerde çok beğenerek seyrettim bir filmi. Daha yeni bir film. Ama nereden bulunur da seyredilir, bilemiyorum. Romanya’dan, ismi 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün. Palm d’Or kazandı. 1980’lerin Romanyası’nda iki genç kızın yasadışı kürtaj macerasıyla ilgili, bir an bile yumuşayıp nefes aldırmayan, çok çok iyi bir film.

4months3weeks2days_poster.jpg

12 Comments

  1. O filmi gormeyi ben de cok istiyorum fragmanini seyrettigimden beri, kucuk salonlardan birine gelecek diye umuyorum hala. Belki gelmistir bile.

  2. İstanbul’da Filmekiminde oynadı bu film, ama ben gayet başarılı şekilde kaçırdım.
    Bir şekilde oynuyor Filmekimi filmleri; umudum var, görebilirim diye.

    Shakespeare dönemi yemekleri denemelerini sabırsızlıkla bekliyorum, anlatırsın elbet.:))

  3. Bu filmle ilgili bu yakınlarda bir şeyler duydum ya da okudum. DVD’si mi çıktı acaba? Buralarda eski yeni çoğu filmin iyi bazen kötü bir DVD kopyasını daha çok internet forumlarından, el altından, bazen arkadaş çevresinden de olsa bulabiliyorum ben.
    Bu arada, ben de tarihi yemeklerinden bir tarif bekliyorum ve sanırım denerim, evde benden başka kimsenin yemeye gönüllü olmayacağını bilsem de. Merak kediyi öldürür derler ama rönesans döneminde insanların taamının neye benzediğini sen bu niyetinle ilgili müjdeyi verdiğinden beri epey merak ediyorum.

  4. obama manşetini ilk ben girmiştim homoloji’ye, az önce bir arkadaş da, gay’lere clinton’dan daha yapıcı yaklaştığı konusunda bir bilgi girmiş, hadi hayırlısı diyelim tüm insanlık için.

  5. Selam Elif,

    Ne zamandan beri tez ile uğraştığımdan bloglara uğramaya vakit bulamadım. Şöyle bir bakayım dedim de … Allah aşkına bu fonda çalan müzik tam olarak nedir? İsmi yazıyor gerçi, ama amazon’dan bakınca tam bir albüm göremedim. Ayıptır söylemesi, benim klasik müzikle aram pek yoktur, ama bu pek bir hoşuma gitti. Sürekli siteye girip dinliyorum. Barok mu oluyor bu? Dinlemeye nereden başlamalı acaba?

  6. Mz, gelmis olabilir.

    Ekmekcikiz, Istanbul’da evet, eger gozlerini acarsan iyi ve kucuk filmleri gormek mumkun. Ronesans yemeklerini mutlaka yazacagim.

    BluePixie, bir suredir Ortacag tariflerini de yapmaya calisiyorum. Aslinda, hakikaten neden yazmamisim buraya?

    Nicomedian, yemek konusunda macera sevmiyorlar mi? Mutlaka tutucu agizlara gore birseyler bulup onlari da katalim aramiza o zaman. :o)

    Cano, sanirim damak tadi olmayan icin bu isler renk korlugu gibi. Kirmizi rengi istedigin kadar aciklamaya calis, imkan var mi?

    Gaykedi, evet umuyoruz. Simdi oy pusulam geldi, Demokratik Parti uyesiyim ben. Kollarimi sivayip oyumu atacagim. Ama dedigim gibi, olursa, Clinton da mutlaka cok iyi olacak.

    Bliyaal, ben yemekleri dahil (!) Ronesans, Barok, Ortacag donemleri hayraniyim. Muzik de oyle oluvermis. :o) Schop, binbesyuzlerin sonundan, binaltiyuzlerin ortasina kadar yasamis, Alman bir besteci. Barok oluyor, haklisin. Bilmemenin cehalet olmayacagi bir besteci zaten. Herkesin bilecegi biri degil. :o)

    Musicaphon’un, Johann Schop And His Contemporaries adinda bir CD’si var. Hosuna gidebilir. Marin Marais’yi dinle. Viola da Gamba icin olaganustu eserleri var. Genel olarak viola da gambanin sesini begenecegini dusunuyorum. Tabii Bach…. Bach gibisi var mi? Org icin yazdigi eserlerin, piyano tarafindan calinmis halleriyle basla. (The well-tempered clavier, preludes, fugues)
    Aslinda Doli Incapax bana bir liste yapmami soylemisti ama yapamadim bir turlu. Belki arasira yazilarin altina bir bestecinin bir eserinden not dussem, bir de CD’sine link versem iyi olacak. Cunku ben muzik vampiriyim, mutlaka isirip yaymam lazim bu hastaligi!!!! :oP

  7. elifcim, afiyet olsun, neler de yemişsin öyle. Hiç canım çekmedi desem? Öff, ne önyargılıyım diycem ama çayın içinde tereyağı da ne ola ki? :)) Bu arada benim gönlüm de Obama’dan yana. Şimdiye kadar siyahi başkanları sadece filmlerde görüyorduk, belki gerçek olur. (Hiç ümidim de yok hani)

  8. Misocugum, bizim tuzla yogurt yememizin baskalarina tuhaf gelmesi gibi. Sutlu cay icmedin mi sen hic? Benim uvey dedemler icerlerdi cok. Ben de, ozellikle iyi kalite cay yoksa, mesela ucakta sut koyar da icerim. Ingilizler de sutlu cay icerler. Bu onun bin kat sutlusu gibi.

    Obama kazanamazsa, irkciliktan degil, baska sebeplerden olacak. Nedense rengi transparan bir adam Obama. Zenciligi besinci plana dusuyor.

  9. http://www.ntvmsnbc.com/news/432411.asp
    Şanslı günlerimizdeyiz demek ki.. Bahsettiğin film Türkiye’de sinemalarda… Blog’da TR dışından olan varsa üzgünüm 🙂
    Müstakbel başkan adayımız Barack hakkında ayrıca yazıcam. (Not: TR’nin müstakbel başkanı demek istedim 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


twelve − 8 =