Gezi’ye Giden Yol

Gezi’de günler geçirdim- övünülecek birşey değil. Ne tutuklandım, ne dövüldüm, ne de üzerime su fışkırtıldı. Sadece gaz yedim bol bol. Yazmak istiyorum gördüklerimi, yaşadıklarımı ama aynı zamanda yazınca birşeylerini yitireceğimden korkuyorum; tuhaf… Sanki yazılı tarihe dönüşürse biryerleri katılaşacak, kemikleşecek gibi geliyor. O kadar hayat değiştirici, tutkulu birşeydi benim için. Heyecanlı heyecanlı anlatmak varken, devamlı şekil değiştiren, coşku dolu birşeyleri, yazdım mı öyle kala kalacak. Durağanlaşacak. Ölmüşler hakikaten ölmüş olacak, aniden nereden çıktığı belirsiz esprili sloganlar, tüyleri diken diken eden anlar, tanışılan yüzler soluklaşacak. Ama yazmak lazım. Şimdi değil, bugün değil. Bırakın bencillik edeyim, yine tadını alayım tam dilimin ucunda yanık yanık Gezi hatıralarımın. Orada burada anlattığım oldu ama tam vermedim hatıralarımı kimseye henüz. Bir uçları hep bende. Hoş, belki de oraya hiç gitmemiş olana anlatmak zor. Sadece bakışarak girilebilen diyaloglar vardır ya, kelimeye çevirdin mi yapraklarını dökmeye başlar. Yine de yazmak lazım tabii. Bir görev.

Hazır değilim henüz. Dedim ya, dilimin ucunda yanık tadı.

Ama birşeyi anlatabilirim, çok tuhaf. Gezi’ye hergün gittiğim bir günün gecesi- ben uyurgezerim biraz, derecesi zamanla düştü ama hala öyleyim- korkunç bir kabus gördüm;  o kadar korkunçtu ki, ben kabustan uyanınca biraz sarsılırım doğal olarak ama uynamış olmanın da bir rahatlaması vardır aklımda. Geçti artık, artçı deprem bunlar, birşeycik olmaz der, uykuma devam ederim. bu sefer öyle olmadı. Gözümü kapatsam aynı görüntü, başımı çevirsem, kitap okumaya çalışsam aynı görüntü. Böyle uğursuz birşey.

Annemlerde kalıyoruz, oğlanla aynı yatakta. Duvarda ışıkları azaltıp arttıran cinsten döner bir plastik kontrol şeysi var, etrafında ışıktan bir halka. Ki gece görebilmek için. O gece o ışıktan halka ve yuvarlak plastik, bir polisin ağzına dönüştü benim kabusumda. O ağızdan yukarıya ve aşağıya doğru kalın kalın halatlar şeklinde yılanlar kusuyor dışarı ama yılanların ucu bucağı yok, sadece uzayan, kıvrınan, ama asla bitmeyen, sonu gelmeyen uzunlukta, adamın içi boşalıyor gibi, midesine çöreklenmiş yılanlar, kurtuluş yok, yılanları kesmek, durdurmak mümkün değil. Ve diyor ki o adam- o polis- kıyafeti yoktu ama biliyordum polis olduğunu- diyor ki; çok kötü olduğumu biliyorum ben ama sizler şikayet ettiniz Allah’a bak ne hallerdeyim, cezam bu… Halimi görün.

Oğlanı kaldırdım yataktan. Evet, gerçekten kaldırmışım- uykuda yürüdüğümü söyledim ya. Kalk dedim, arkama saklan. Yavaş yavaş çıkacağız buradan, önce bir uzaklaşalım, bu iğrenç, bu umutsuz görüntüden uzaklaşalım, sonra ben yardım etmeye çalışacağım bu adama çünkü çok acıdım haline. Öyle kötü ama öyle kötülüğünden habersiz ve acı içindeydi ki, ağzından kalın kalın yılanla çıkan adam, ama değişmesi mümkün değil, dövdüklerine, öldürdüklerine acıması mümkün değil, çünkü kötü yaratılmış baştan, bu şekilde cezalandırılıyor olması sonsuza kadar bana çok adaletsiz geldi. O yüzden önce çocuğu uzaklaştırıp, sonra yardımcı olmak istedim. Tam kapıdan çıkacaktık ki uyandım. Oğlan arkamda saklanmış, anne ne oldu diye soruyırdu. Kucakladım, sarıldım, yok bişey oğlum geçti şimdi dedim. O uyudu, ben kabusla kaldım.

4 Comments

  1. ne deseydim……………….

    what did am ı eyy say.

    yanlış mı

    sanmıyrum

    emperyalizm söyle diyecek

    what ı am is what ı am was

    elif

    canım.

    sen gel kayıkçı kavgasından beter emperyalizmi burada gör.

    ama ben kanmam biliyor musun………………….

    sorarım.

    son adımını attığın yer ne dir.

    şaşmaz.

    oturakalır o heyheylenen adam.

    ben mi

    türküm

    övünemeyeceğimi bilsem bile
    en övünüleceğin o olduğunu bilirim

    yazsana dede korkutu.

    ikimizin de okuduğu kendi değil.

    seni kucaklıyorum.buradan.

  2. elif….

    newyorkta mısın…………….

    ben burada altmış evli bir sitedeyim.

    iki çocuk bir anne gördüm…………..

    nasıl benzettin kendine,ama bak saçları sana benzemiyor dedim.

    anlaştık.

    indiler.

    adlarını söyleyeceksin bana dedim.

    kadın söyleyeyim dedi.

    onuralp berran.

    bi daha söyle dedim

    kadın.

    onur alp ile berran dedi.

    sağol deyip çıktım evime.

    demese çıkmayacak mıydım

    çıkacaktım.

    sana yazma nedenim o kadın.

    bayılıyordu çocuklarına.

    ben de çok sevdim.

    kum rengi saçlar.

    erkek olan sonra ne dedi biliyor musun………….

    anne

    bu amca on ikiye bastı.

    biz yedide iniyoruz.
    ..

    maymun manyak.

    o çocuk devrimci olacaktır.

    sana yazıyorum.

    amerikada olması için hiç bir nesnel gerekçesi yokken

    türkiyede olmayan kadın.

    anatolu kucaklıyorum.

    bilmiyorum .

    üçünüzü de seviyorum.

    bay felsen,türkçe öğren………………………..

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


eighteen + 9 =