<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ELİF Savaş Felsen - Hüthüt Kuşu</title>
	<atom:link href="http://www.elifsavas.com/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.elifsavas.com/blog</link>
	<description>İnternette yazmak, okyanusa içinde mesaj olan şişe salmak gibi birşey. Benim şişemi siz buldunuz.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 14 May 2012 16:42:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Büyüyünce</title>
		<link>http://www.elifsavas.com/blog/buyuyunce/</link>
		<comments>http://www.elifsavas.com/blog/buyuyunce/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 16:42:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>anatol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.elifsavas.com/blog/?p=2703</guid>
		<description><![CDATA[Annemin yazıhanesinde bir dolu sanat kitabı vardı ben çocukken. Her biri bir ressama ayrılmış, kaliteli baskı, büyükçe kitaplar. Onunla işe gittiğimde, eğer avukat arkadaşları laflamaya gelmemişse, veyahut müvekkilleri yoksa o sırada, oturur bu kitaplara bakardım ben. Saatlerce. Bir zamanlar Floransa&#8217;da, Leonardo da Vinci 50 yaşlarında, ünü yayılmış, bir duvara Floransa ile Venedik arasında geçmiş bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Annemin yazıhanesinde bir dolu sanat kitabı vardı ben çocukken. Her biri bir ressama ayrılmış, kaliteli baskı, büyükçe kitaplar. Onunla işe gittiğimde, eğer avukat arkadaşları laflamaya gelmemişse, veyahut müvekkilleri yoksa o sırada, oturur bu kitaplara bakardım ben. Saatlerce.</p>
<p>Bir zamanlar Floransa&#8217;da, Leonardo da Vinci 50 yaşlarında, ünü yayılmış, bir duvara Floransa ile Venedik arasında geçmiş bir savaşın resmini yapacak. Michelangelo henüz 29 yaşında, Floransa ile Pisa arasında geçmiş bir savaşı canlandıracak. Aynı binanın, aynı salonunda, karşılıklı iki duvar. Bir çeşit yarışma değil de ne?</p>
<p>Skeçleri hala duruyor. Leonardo&#8217;nun savaşın ortasından aldığı bir an. Atların burunlarından solumaları, askerlerin kızgın, korkunç gücü. Michelangelo savaşa ateşin kenarlarına bakmış. Savaşın alevlendiğini duyan askerin nehirden çıkıp silahlarına sarılması.</p>
<p>İki sanatçının birbirlerinden ne denli nefret ettiklierine dair anektotlar ve Leonardo&#8217;nunu notları da var.</p>
<p>Leonardo, duvarın yüksek yerlerine kolayca yetişebilmek için bir çeşir asansör icat etmiş. Ve Antik Roma&#8217;da kullanıldığını tahmin ettiği bir yağlı boya tarifini kullanmış. Ama Leonardo böyle sağlamlığı tam bilinmez tarifler kullanarak, daha hayattayken yaptığı tabloların solduğunu görmüş bir adam. Bu resim de denemelerine kurban gitmiş; altlar yokolmuş, üstler kararmış. Kısa bir zaman sonra üstünü boyayıp, başka bir sanatçının eserine yer açmışlar.</p>
<p>Michelangelo sadece skeçte kalmış. Bir de başka bir binada, skeçleri aynen kara kalem duvara çizmiş, o kadar.</p>
<p>Çocukken, bu iki dev sanat savaşçısının kırmızı kalemle çizdiği skeçlere bakardım. Ve tabii Leonardo kazanmıştı yarışmayı benim için. Herkes Michelangalo&#8217;nun kazandığına karar vermiş, onun eserini daha çok beğenmiş ama ben kendi kendime nasıl olur demiştim. O adamların gözlerinden fışkıran kıvılcım, atların hırsı, birbirine karışmış vücutlar&#8230; Tabii ki Leonardo. Kuşkusuz.</p>
<p>Sonra büyüdüm. Skeçler aklımdan çıktı. Birgün yine karşılaştım. Ve Michelangelo&#8217;nun eserini ilk kez görmüşüm gibi geldi. Beynimden vurulmuşa döndüm.</p>
<p>Leonardo&#8217;nun skeçinde estetiğe güzelleme, atların kaslı sağrısı, insanların vücutları, denizden yükselen doğaüstü köpük. Birbirine karışmış et, kem,k, kas, sinir. Bu kadar güzel olabilir sanat. Dahası, başkası, bir ötesi yok. Tanrısal birşey. Bir daha ulaşılmaz. Mükemmel ve daha da fazlası.</p>
<p>Michelangelo&#8217;nun skecinde panik, şaşkınlık, korku, çirkinlik, acımasızlık.</p>
<p>Birinde gücü yüceltme. Diğerinde zayıflığı gözünün önüne olduğu gibi serme. Birinde cevap var, diğeri sorularla dolu. Biri göksel. Diğeri topraksal.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.elifsavas.com/blog/wp-content/uploads/2012/05/1111111111111111111111111111.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2704" title="1111111111111111111111111111" src="http://www.elifsavas.com/blog/wp-content/uploads/2012/05/1111111111111111111111111111.jpg" alt="" width="640" height="465" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.elifsavas.com/blog/wp-content/uploads/2012/05/222222222222222222222222222222222222.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2705" title="222222222222222222222222222222222222" src="http://www.elifsavas.com/blog/wp-content/uploads/2012/05/222222222222222222222222222222222222.jpg" alt="" width="800" height="441" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Leonardo&#8217;nun skeçini, yaratılmasının altındaki mantık ve dürtüyü anlamıştım. Michelangelo&#8217;nun skecini anlamamış, hatta çirkinliği görmemek için başımı çevirmiştim. Bugün sanki daha bir yaklaşmışım anlamaya.</p>
<p>Michealngelo&#8217;nun Davut adında, devasa bir heykeli vardır. Mermer, başka bir heykeltraş tarafından azı biraz oynanmış, 50 sene bir kenarda kalmış, Michelangelo ben bundan çıkarırım heykeli deyip girişmiş. Aslında bir binanın tepesinde olacakmış, o yüzden porsiyonları biraz tuhaftır: başı ve elleri büyük. Mermer de önceden işlenmiş olduğundan, vücut fazlaca incedir. Ama muhteşemdir yine de. O surat, o bacakların ve bedenin tek tarafa kaykılmış hali, ellerin hazırlığı.</p>
<p>Davut Peygamber&#8217;in Golyat&#8217;ı öldürmesiyle ilgili bir heykeldir. Ama Michelangelo yine en zorunu seçmiş. Davut ayağını öldürülmüş Golyat&#8217;ın üstüne koymuyor mesela, ya da kolunu kaldırmış, kılıcını sallamıyor. Bu sahneler de mutlaka çok güzel olurdu, taşa yontulsalardı. Ama bir deha ile, olağanüstü sanatçılar arasında bir fark var işte. Micheangelo&#8217;nun Davut&#8217;u, Golyat&#8217;la savaşmaya karar vermiş. Karar verdikten sonra duyulan sinirli heyecan geçmiş. Zorlukların farkında olan, çılgınlıktan uzak, herşeye rağmen üstlenilecek bir sorumluluğun kararlılığı. İşte Michelangelo&#8217;nun Davut&#8217;u o yüzden dahiyane. İnsanın nefesi kesiliyor. İnsanlığın bir olup ortaya koyduğu bu çok dokunaklı an, yıldırım çarpmış gibi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.elifsavas.com/blog/wp-content/uploads/2012/05/Michelangelo-Testa-David.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2706" title="Michelangelo-Testa-David" src="http://www.elifsavas.com/blog/wp-content/uploads/2012/05/Michelangelo-Testa-David.jpg" alt="" width="678" height="808" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her ne ise, diyeceği o değildi ama aşkım laf dinlemiyor, illa söze karışacak, gemi ele almaya çalışacak ki ben saatlerce Michelangelo yazayım. Ama başka şey yazacaktım. Ya da şeyler.</p>
<p>Michelangelo Sistin Şapeli&#8217;nin tavanına fresko çizmekle görevlendirilice, bunu kendisine karşı hazırlanmış bir komplo sanmış. Çünkü fresko çok zor bir tekniktir, hele tavan ve dev bir tavan. Oysa o kendini bir heykeltraş olarak görüyordu. Pekçok figürü çıplak çizmiş, yontmuş. Rönesans&#8217;ın o muhteşem zamanlarında insan vücudunu keşfetmişler, özellikle erkek vücudunun klasik ve olağanüstü güzelliğini. Michelangelo&#8217;nun Davut&#8217;u da çırılçıplaktır. İsa&#8217;ları da çıplak yaparmış- İncil&#8217;de, çarmıha gerilmeden önce çırılçıplak soyulduğu yazılı, o da ona uymuş, o tevazuyu göstermiş. Ancak İsa, Rönesans geleneklerine uygun olarak hep sünnetsizdir Michelangelo&#8217;nun eserlerinde.</p>
<p>Yine karıştı yazmak istediğimle parmaklarımdan dökülen. Yazacağım şu ki, insan vücuduna bakış rahatlayacağına, daha psikopat haller almış zamanlar. Mesela 19. yüzyılda, Davut heykeline bakan İngiltere Kraliçesi ve nedimeleri utanmasınlar diye, plasterden bir incir yaprağı yapılmış da oraya oturtuluvermiş. Mchelangelo&#8217;nun bazı freskolarına da sonrasan örtüler eklemişler, İsa&#8217;nın apışarası görünmesin diye!</p>
<p>Bu nereden aklıma geldi şimdi? Dün, Mozart&#8217;ın Cosi fan Tutte adlı bir operasına gittik. Üçbuçuk saat, dile kolay ama Anatol gözünü kırpmadan seyretti. 7 yaşında velet için fena değil. Evde tivi olmamasının bir faydası, çocuk beyninin 45 dakikalık programlara çalar saat gibi direk elektrik bağlantısı kurmamasını sağlıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine karıştı lafım. Bazen o hale geliyorum ki, keşke dört elim olsa, iki bilgisayarda yazmak istediklerimi bir çırpıda&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Amaaan, başka şey yazıyordum. Hah! Operada nişanlı kızkardeşler, askere giden erkeklere döktükleri gözyaşları kurumadan, başka erkeklerle flörte başlıyor ve hatta evleniyorlar. Hüamnizm&#8217;in zirveye vurduğu bir dönemde yazılmış bu komik operadan çıkan hisse, daha sonra bir bakış uğruna birbirini hacamat eden Verdi karakterlerinin aksine, insanları oldukları gibi kabul edip, hatalarını affetmek ve yine de çok sevmek. (Bu yüzden Mozart delisiyim ben. İnsanlığın en banal hislerine toleransla bakmayı&#8230;. şimdi bir de Mozart hayranlığım girmesin konuya, iyice dağılacağız.)</p>
<p>Mozart zamanında seyircileri rahatsız etmemiş bu konu. ancak 19 ve 20. yüzyıllarda pek rahatsız olmuşlar bütün bu terbiyesizliklerden! Zaman nasıl değişiyor, bazen kötüye doğru! Kanın, hıncın ve intikamım yüceleştirildiği zamanlarda, insanın insan olmasına da izin yok.O sebeple gözden düşmüş bu opera. Ta ki 2. Dünya Savaşı sonrasına kadar. Toleranssızlık, kan aşkı vesaire bizi nerelere getirdi, gördüler herhalde, yahu biraz insanlık diye düşünüp, Mozart&#8217;a sarıldılar olsa gerek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.elifsavas.com/blog/buyuyunce/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitap</title>
		<link>http://www.elifsavas.com/blog/kitap/</link>
		<comments>http://www.elifsavas.com/blog/kitap/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 May 2012 18:28:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>anatol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.elifsavas.com/blog/?p=2699</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Dan Savage, Amerikalı eşcinsel hakları yazarı geçen gün liselilere yaptığı bir konuşmada demiş ki: &#8220;İncil&#8217;in içindeki siktiri boktan homofobik bölümleri bir kenara bırakmamızın zamanı geldi. Aynen siktiri boktan kabuklu deniz hayvanlarını yememe emrini, gerdek gecesi bakire çıkmayan gelini evinin kapısında taşlama emrini, kölelik emirlerini bir kenara bıraktığımız gibi.&#8221; Aynı sıralarda bir rahip, kilisesinde şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Dan Savage, Amerikalı eşcinsel hakları yazarı geçen gün liselilere yaptığı bir konuşmada demiş ki: &#8220;İncil&#8217;in içindeki siktiri boktan homofobik bölümleri bir kenara bırakmamızın zamanı geldi. Aynen siktiri boktan kabuklu deniz hayvanlarını yememe emrini, gerdek gecesi bakire çıkmayan gelini evinin kapısında taşlama emrini, kölelik emirlerini bir kenara bıraktığımız gibi.&#8221;</p>
<p>Aynı sıralarda bir rahip, kilisesinde şu şekilde haykırıyor: Eğer ki 4 yaşındaki oğlunuz evde efemine hareketlerde bulunur, bileğini şöyle burkar, böyle kırıtır, o bileği tuttuğunuz gibi kopartın, çocuğunuzu pataklayın, kadınsı hareketlerde bulunursa başına neler neler geleceğini anlatın. (&#8220;Kadınsı&#8221; kısmına daha bir iğrenir ses tonu kullanmış.) Kızınız erkek gibi davranırsa, ona deyin ki: senin işin güzel görünmek, hoş olmak, kadınsı, sevimli olmak, kendini beğendirmek. (Kulaktan dolma değil, adamın video kaydı var, azgın boğalar gibi savrula savrula böğürdüğü.)</p>
<p>Bir baba olarak, bir de tecavüz edin ki, kızınız kadın olduğunu anlasın dememiş ya, ona şaştım! Bu rahibin kilisesi, Amerika&#8217;da vergiden muaf. Yani benim sırtımdan nefret saçıyor. Çocuk dövmeyi savunuyor, homoseksüellere karşı düşmanlık yayıyor. Bir parti başkanı olarak böyle konuşsa, konuşma özgürlüğü demez, nefret suçu sayarlar. Sosyal- politik, herbir türlü hayatı sona erer. Ama eline kimbilir kimlerin bilmemnekaç bin yıl önce, zamanın bilgisi ve geleneklerine göre yazdığı bir kitabı alıp konuşunca yelkenlerimiz suda. Ben de böyle antika bir kitap bulup acaip şeyler haykırmaya başlasam mı acaba? Mesela kızıl saçlılar şeytan soyudur, idamına, kılı çok olmayan erkek nonoştur, pipisinden asılmasına, memesi küçük kadın frijittir, tecavüzle tedavisine filan diye bir yerinden tutsam çılgınlığın, yine de taşlamak, el kesmek, göz oymak emirleriyle dolu şu çılgın kitapların çılgınlıklarına yetişemem gibi geliyor.</p>
<p>Türkçe&#8217;de Saman Yolu denen şeye, başka bazı dillerde Süt Yolu deniyor. Dünya&#8217;nın da içinde bulunduğu galaksidir. Gökyüzünde, sanki biz dev bir tabağın bir kenarında kalmış kırıntının üstündeyiz, tabağın kenar noktasını çizgi halinde görürüz. Uzun uzun seyredince gökyüzünde kayar, tabii aslında biz ve tabak hep beraber bir dolanım halinde olduğumuz için. Bazen seyrederken başım döner de, sanki dünyadan tepeüstü düşeckmişim gibi gelir bana. Tabaktan da kayıp&#8230;</p>
<p>Hera, ana tanrıça, Zeus&#8217;un karısı, tanrının evlilikdışı ilişkisinden doğan Herakles&#8217;i emzirmeyi reddederken göğsünden fışkırıvermiş süt de, gökyüzüne çizgi gibi, Süt Yolu galaksimiz de öyle oluvermiş. Aldatılmış bir kadının vermek istemediği sütünden. Belki bazı insanların da o yüzden süt alerjisi vardır. Bünyeleri kaldırmıyordur, tanrıçaya saygılarından.</p>
<p>Babaannemin bir ritüeli vardı. Her gece illa süt içirecek bizlere. Onlarda kaldığım zaman en zor gelen buydu bana. Sıcak, ılık, soğuk, mevsime göre, içinde kaymaklar yüzüşen beyaz şey. Kocaman bir bardakta. Karnım ağrırdı içtikten sonra ama çaresiz içilecek. Acı ilaç gibi, ilacın karın ağrıttığına bakılır mı? İlacın şifası, acısından daha değerli görülür. Mutlaka o da böyle görüyordu sütü. Her nasılsa gece süt hücrelerimize akacak, bize iyi gelecekti. Oysa ayran içseydim mesela, ya da yoğurt yeseydim, karnım ağrımayacak ve yine de şifalanacaktım. Bazı inançlar var ki, yeni bilgi giresi mümkün değil kaleler.</p>
<p>Kur&#8217;anda bir bölüm varmış, tercümesi, benim bulduğum kadarıyla şöyle:  &#8217;Kuşkusuz sizin için hayvanlarda da alınacak ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (gelen) ve içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz.&#8217;  Belki o zamanlar laktoz intolaransı daha ender birşeydi. Veya olduğu gibi içmiyorlardı sütü de, yoğrut, peynir yapıyorlardı. O zaman ağrımaz insanın karnı. Bünyesi kaldırır. Belki Hera&#8217;nın memesinden fışkırdığı gibi içilmediğinden. Yoksa mideye oturur. Bu yüzden laktoz intilaransımız olmasın? aldatılmış tanrıçanın hepimizden intikamı. Cennet bahçesinden elması çalınan diğer bir tanrının insan soyundan binlerce yıldır alıp alıp almaya doyamadığı intikam gibi!</p>
<p>Hindular da tanrılarının heykellerinin başlarından aşağı dökerler sütü bazı bayramlarda. Bazen de tereyağ ve yoğurt bırakırlar ayaklarına. Bazı tanrıların laktoz intolaransı vardır diye belki. Hadi bir de karın ağrısı çektirip kızdırmayalım tanrıyı.</p>
<p>Yahudiler sütle eti karıştırmazlar- bir zaman yolunu şaşırıp da idollere tapınmış Yahudiler&#8217;in kurban etini sütte pişirmek alışkanlığına karşı getirilmiş bir yasa olduğu söylenir. Sebebi tam bilinmiyor. Belki karınları ağrımasın diyeydi, o kadar basit. Mesela bugün bile Aşkenazi Yahudileri&#8217;nin çoğunluğunda laktoz intolaransı var. (Brian&#8217;ın dinci akrabalarının kadın- erkek ayrı, arada bez perde çekili bir düğününe gitmiştim bir kere. Çok gülmüştüm: et yediler ve sonra kahvelerine krema aldılar. Ama tanrı tepeden ters ters bakıyor tabii , kremasız da kahve çekilmez diye kremalar soya sütünden yapılmış! Allahınız sizin iyiliğinizi versin, e mi? Kimi bilmeden domuz yedim, günah olur mu diye sorar, kimi süt tadında ama süt değil, sayılır mı diye sorar. Kahveni de kremasız içiver be canım! Cennetten tatlı mı?)</p>
<p>Romalılar Britanyalılar&#8217;ı aşağılarken, çiğ sütü bile kaldırıyor bünyeleri dermiş. Göçebe ve geriler ya onlardan. Kuzey Avrupalılar&#8217;da pek görünen birşey değil laktoz intoleransı. Oysa Güney Avrupa&#8217;da yaygın. Belki o sayede muhteşem peynirler yiyoruz o ülkelerden. Çiğ süt ememedikleri için.</p>
<p>Çinliler içemezmiş süt de, Orta Asya&#8217;da yaşamış göçebe Türkler gayet güzel içermiş. At sütü, eşek sütü. Zaten içemeyip de ne yapacak? Tarım yok, peynir yapacak kadar oturmuyorlar popolarının üstünde, oradan oraya savrulurken, hayvancılıktan başka birşey de yapmadıklarına göre, isterse laktoz bilmemne lüksleri olsundu! Karnın mı ağrıdı? Seni yumuşakça seni, Çin dölü!</p>
<p>Zaten deniyor ki, göçebe halkların sütle derdi yokmuş, derdi olanlar yerleşikler. Peynir, yoğurt derken efemineşiyor demek mideler. O yüzden basacaksın sütü erkeklere. Mıymıy filan da dinlemeyeceksin. Hatta bozuk olsun süt eğer mümkünse. Bünyeler güçlenir. Şu bozuk sütten zehirlenen çocuk konusu, biz Türkler&#8217;in ne kadar efemineleşip, ırkımızın bozulmaya uğradığının Allah tarafından bir ihtarı olsa gerek. Hastalanan çocukların toplama kampına yollanmasına&#8230; aslında bütün halkın Türkleşme ve Türk kalma sürecinde, yılın belli bir zamanında çadırlarda göçebe yaşaması ve sonra süt toleransı testi yapılması yasası çıkmalı. Çadırda tivi filan da olmayacak, devletten tescilli sanatçılardan eğlentiler düzenlenecek. DNA arılaştırma kanunu.</p>
<p>Yine de erkek adama bebek gibi meme emmeyi yakıştıramıyorum ben. Ter filan içmeliler sanki, meni yutmalılar. Çiğ dalak iyi gelir belki, hayvandan söküldüğü gibi, ılık ılık. Kadınlar peynir yesin. Küflü, kremalı. Ben yani, öylesini tercih ederim. Gayet de efemineyimdir.</p>
<p>Ben hani o birkaç binyıllık kitabı bulacağım ya, içinde böyle bir emir okumayı ümit ediyorum: Erkekler iki hafta sıcakta beklemiş süt içecekler, içmeyeni dikenli kuyuya. Kusan büyücülükle uğraşmıştır, nehire.</p>
<p>Birkaçbinyıllık diğer bulunmuş kitapların efeminelik ve kadınlarla bir derdi olduğunu düşünüyorum ben, sanırım o yüzden kadınlar bulmamış oluyor bu kitaplardan. Belki buluyorlar mesela, peygamber oldum diye sevinmiyorlar da, gece karanlıkta ateşe atıyorlar. Daha Havva&#8217;dan suçlu, hakim karşısına çıkmadan cezalı olmayı kim ister? Benim bulduğum kitapta neler neler olacak!</p>
<p>Deneysel el kol nakline kurban gidenleri gömerken, o eller kollar nakledilenlerle mi, yoksa bağışlayanlarla mı gömülüyor? Birkaçbin yıllık kitaplarda bu konuda neler yazılmış?</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.elifsavas.com/blog/kitap/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cağla-mania 1</title>
		<link>http://www.elifsavas.com/blog/cagla-mania-1/</link>
		<comments>http://www.elifsavas.com/blog/cagla-mania-1/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 May 2012 03:18:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>anatol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Dünya'dan Yemek Tarifleri]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.elifsavas.com/blog/?p=2694</guid>
		<description><![CDATA[Çağla Aşı: Kuzu etini az yağda kavuruyorum- aslında sadece haşlıyorlar ama böyle tadı daha güzel. Çağlalaı kesip, çekirdeğini çıkartıyorum (sadece kesmek de yeter), 15 dakika suda haşlıyorum. sonra o suyu nohut ve ete ekleyerek pişiriyorum. Çağlaları eklemeden, yoksa yokolurlar. Et vs pisince çağlayı geri, herşey pişince yoğurt, yumurta ve az unu çırpıyorum, çorbanın suyuyla karıştırarak ılındırıyorum, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.elifsavas.com/blog/wp-content/uploads/2012/05/cccccccccccccccccccccccc.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2695" title="cccccccccccccccccccccccc" src="http://www.elifsavas.com/blog/wp-content/uploads/2012/05/cccccccccccccccccccccccc.jpg" alt="" width="960" height="640" /></a></p>
<p>Çağla Aşı: Kuzu etini az yağda kavuruyorum- aslında sadece haşlıyorlar ama böyle tadı daha güzel. Çağlalaı kesip, çekirdeğini çıkartıyorum (sadece kesmek de yeter), 15 dakika suda haşlıyorum. sonra o suyu nohut ve ete ekleyerek pişiriyorum. Çağlaları eklemeden, yoksa yokolurlar. Et vs pisince çağlayı geri, herşey pişince yoğurt, yumurta ve az unu çırpıyorum, çorbanın suyuyla karıştırarak ılındırıyorum, çorbaya katıp yeniden ısıtıyorum. Tabaktayken üstüne tereyağda çevrilmiş safran. Safran yoksa nane de olur, ve hatta sadece tereyağ da olur ve hatta hatta hiçbirşey olmasa da olur. Böyle birşey. Çağla yoksa ve taze sarımsak bulursanız, taze sarımsakla yapın, aman aman aman&#8230; Nefis birşey.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.elifsavas.com/blog/cagla-mania-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

