Eylül

20 yıl önce, bugün kardeşim doğdu. O zamanki erkek arkadaşımla hastahaneye gittik. Yürüdüğümüz yolu şu an gibi hatırlıyorum. Bebeği eve götürürken ben taşımıştım. O gece hık dese yerimden fırladım. Alnında bir pembelik vardı. Hah dedim, şah damarı, şeytan inadı bu! Bana çekmiş. Birgün gözle görünmeyecek ama orada olduğunu ben bileceğim.

Ben o zaman 20 yaşındaydım. Onun bugün erdiği yaş. O arkadaşımdan ayrıldım, başka biriyle tanıştım. Eylül hatırlamıyor ama ben onların oynadıklarını, Eylül’ün O’nun etrafında koşturup durduğunu hatırlıyorum. Sonra evlendim. Sonra boşandım. Sonra Amerika’ya yerleştim. Brian Eylül’le tanıştığında, Eylül ufacık çocuktu. Brian’ın sırtından inmiyordu.

Babamlarda kaldığım günlerin sabahı erkenden onu beşiğinden alıp yatağıma getirirdim. Oynardık. Şimdi kocaman kız. Bir genç kadın. Yirmi yıla ne çok şey sığdırmışım ben! O büyürken ben de raylarımı aramış, bulmuş, değiştirmiş, yerleştirmiş, tamam oldu zannetmiş, beğenmemiş, yine yerleştirmişim. Sonunda rayları söküp patenle gitmeye karar vermişim.

Şimdi onun ray döşeme, döşememe zamanı. Elinde raylar, yolu şöyle bir tarttığını görür gibiyim.

……………

Allahın maganda bir adamı, magandanın kır çiçeği gibi açtığı bir mevkide, zamanında Naziliğe özenmiş de, Almanya’dan kıçına tekmeyi vuruvermişler, tutturmuş Kur’an yakacağım diye. Yak be canım, yakarsan yak, Senin sivrisinekli köyünde istersen git kıçına kına yak. Ama öyle olmadı, medya reyting kokusu aldı, köpekbalıkları gibi üşüştüler herifin başına. Sabah akşam temcit pilavı gibi, ha yaktı ha yakacak, ahanda kibriti yaklaştırıyor ha! Yakın çekime alalım.

Sonra o yörelerde yaşamakla cezalandırılmış bir imam belirdi. Bunlar konuştular, anlaştıklarını sandılar. Bizim maganda, 11 Eylül’de yıkılan gökdelenlerin yakınına camii yapılmayacak sözü aldı sandı. Meğer imam öyle birşey dememiş. Aaaaa! Ama olmaz, o zaman yakacağım! Yak be birader! Yak anasını satayım. Hatta o kadar mühimse senin için ben yakayım gitsin! Bunun bir tek kopyası mı var? Alt tarafı ikinci kuşe kağıda basılmış mürekkep lekeleri. Yak!

Sonunda devletten telefon etmişler, yakma iki gözünü seveyim, sizler böyle davrandıkça daha çok terörist çıkıyor ortaya, hem oralarda askerlerimiz var, yazık günah değil mi? Bu it de herhalde alt dudağını büküp peki demiş.

Şimdi bu salağın dünya medyasına adım atıp herkesi peşinden sürüklemesine mi yanarsın? Dünyanın öbür ucundan bir torba salağın bir takım kağıt parçaları tutuşacak diye ayaklanmalarına mı yanarsın? Hani İslam fobisi filan diyorlar, adı yanlış takılmıştır, Başkası Fobisi deseler daha doğru ama siz sonuca bakın: Afganistan’da bizim köyün magandasını protesto edeceğim diye onlarca kişi öldü, El Kaide konuyu “bize katılır mısın” broşürlerine taşımış. Korktukları kadar var! Bir Allah’ın İslami kulu da demiyor ki benim dinim kağıtlara, kitaplara sığmaz, sen yak, benim içimden yakamazsın. Biz kağıtlara tapınmayız, yak yakabildiğin kadar.

Kısacası dünyanın iki ucundan iki torba dolusu ruh hastası, dinci psikopat ellerinde medyadan bir ip, bizi atlatıp duruyorlar.

Uranyumun kansere sebep olduğu diye birşeyin ispatı yokmuş; bilmiyordum. Nükleer reaktörlerden sağlanan enerjinin kimseye zararı yokmuş, bunu da bilmiyordum. Temiz enerji diyorlar, bütün önlemleri alınırsa hakikaten temizmiş. Bilmiyordum. Yüksek yüksek tepelerde yaşayanlar ile devamlı uçaklarda çalışanlar, öyle olmayanlardan daha fazla radyasyon alıyorlarmış ama sağlıklarına bir zararı yokmuş. Bunu da bilmiyordum. Çok yaşa sen New Yorker Magazini!

Hikaye- öykü diyorlar edebiyat olunca ama ben eski moda mıyım neyim- yazmaya devam. Bir tane hikayeye başlamıştım birkaç ay önce. Tıkandı kaldı. Ne vazgeçip sil butonuna basabiliyorum, ne de ilerletebiliyorum. Hani dişçiden saklanan diş ağrısı gibi, bilgisayarı açıyorum, öyle pis pis bakıyor suratıma. Sen beni beceremeyeceksin anlaşılan. Tüh! Yazıklar olsun.

Dün dedim ki kendi kendime, koy şu koca poponu sandalyeye, topla cesaretini, aç dosyayı, oku yazdıklarını. Yarım saat. Yarım saat sonunda hala bir halt edemiyorsan sil babasını satayım!

Açtım, okudum. Sonra parmaklarım klavyeye yerleşti. Birden sanki kılıçla, keserle, baltayla saldırmışım gibi saldırdım öyküye. 20 dakikada bitti. İkimizin de burnu kanadı, belden aşağı vurduk bol bol. Saç saça, baş başa. Nefret ede ede yazdım kendisinden. Bir de balgamlı bir tükürük yolladım suratının ortasına. Oh. O rahat, ben rahat. Güzel oldu galiba.

4 Comments

  1. Eylul cok guzel bir kiz, cok da zeki bakiyor. Sansi da bol olsun, iyi ki dogmus kardesin! Kizkardes gibisi var mi di mi ama;-)

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


7 + nine =