Etme!!!

blogggg

Geçen gün evde meydana gelen, şimdi anlatması bayat bir domestik atışma sonucu (atışma İngilizce gerçekleşiyordu), kafamdan Türkçe: “Gölge etme, başka ihsan istemem!” cümlesi geçti ki, ben Türkçe’den simultane tercüme edene kadar ne tadı kaldı, ne lüzumluluğu.

Ne gölge eden Büyük İskender, ne de edilen de Diyojenes. Bilen var mı, bilmiyorum ama Diyojen Sinopluydu. Karadenizliler’in meşhur asabiyet hali o zaman da mı varmış ki?  Olay şöyle gerçekleşiyor, tabii tahmini: Yunanlar’ın meşhuuur İstmiyan Oyunları’nda (olimpiyat gibi birşey ama olimpiyat yapılmadığı yıllarda yapılırmış. Yani bir o bir bu şeklinde. Güreş, atıcılık filan yanında, kadınların da katıldığı şiir, oyun ve konuşma yarışmaları da varmış.) Diyojen de büyük seyirci topluluklarına yaşam filozofisi hakkında söylev vermiş. O oyunlar sırasında birgün dinlenirken, oyunlara seyirci olarak katılan İskender yanına gelmiş. Büyük filozofla karşılaşmaktan çok heyecanlanıp, onun için yapabileceği birşey olup olmadığını sormuş. Diyojen de karakter dışına çıkmamak için olacak, “Evet, güneşimden çekil”, gibisinden bir laf etmiş.Türkçe’ye kazandırılan nefis arabesk tercümeyi kimin yaptığını bilmek isterdim.

Benim en hoşuma giden hikayelerinden biri şu: Ölünce vücudunu ne yapmalarını istediğini sormuşlar. Şehir duvarlarından atın da köpeklere yem olsun demiş. Ama demişler, umurunda değil mi? Yok efendim, hele bir de köpekleri kovalamak için elime bir sopa tutuşturursanız, neden umurumda olsun? Ama ölünce bilinciniz yerinde olmayacak ki! Köpekleri sopayla nasıl kovalarsınız? Ölünce bilincim yerinde olmayacağına göre, öldükten sonra vücudumu ne yapacağınız neden umrumda olsun?

Şık.

Lafla filozofiye değil, filozofinin yaşama nasıl etki ettiğini yaşayarak göstermeye değer verdiği için ve de filozofisine göre, toplumun çürümüşlüklerinin gerçek kötülüklere karşı olmak değil de, işimize gelen kötülüklere karşı olmaktan geldiğini düşündüğünden, toplumun bütün geleneklerini hiçe sayarak bir çeşit toprak fıçıda yaşamış, pazar yerlerinde mastürbasyon yapmış, işemiş, vesaire. Toplumun lükslerine ihtiyacı olmadan yaşamak, doğallık, iyi ahlak, erdem, kendine yeterlilik. “Fazla” medeniyetten uzak durmak.

Böyle anti- yaşamak için, lüksten anlayan bir toplumda var olmak lazım. Nasıl toplumun verdiklerine bağlı olmadan, doğal yaşayacaksın? Herkes kendi elbisesini yapmak için koyun mu güdecek? Ekmek yapmak için buğday mı ekeceğim? Bireyler birer iş üzerinde uzmanlaşıyor. O zaman ya değiş tokuş, ya para giriyor araya. Uzmanlaşmasalar, diyelim ki herkes kendi buğdayını eksin, ama herkes herşeyi beceremez, ama başka şeyi becerir. Mesela toprak kap yapar. Tarımı beceremeyen açlıktan ölsün mü? Hayat toprağı didip durmakla, sabahın köründen geceyarısına kadar karınca gibi sadece en basit ihtiyaçları karşılamaya çabalamakla düşünmeden, eğlenmeden, yani insan olmanın getirdiği hiçbir artıdan yararlanmadan, ot gibi mi geçecek? Kişiler uzmanlaşınca tabii boş zaman olacak. O zaman da lüks girecek işin içine. Zevkler, lezzetler, istekler, konuşma, sohbet, hikaye, tiyatro, müzik, takı, parfüm. Ve filozofi.

Birilerine birşey anlatmak için bazen en aşırılarda dans etmek gerekiyor. Yoksa Diyojen’in de hayalindeki lükssüz hayatın gerçekleşmesi halinde toplumu gayet barbar, yaşamı kuru bulacağından eminim. Herhalde istediği o kadarı değildi. Kendisinden sonra gelenler, filozofisindeki kıymıkları traşladılar. Bugün hepimizin yiyip yutabileceği cinsten, aşırı lükse karşıtlık, doğallık, dürüstlük, güçlü karakter, materyal değerlerden uzak durabilme hassası. Akılcılık. Bir değer daha var ki, herkesin yutabileceği şey değil. Diyojen kendini kozmopolitan gördü. Herkesin kendisini sapına kadar kentiyle özdeşleştirdiği bir toplumda kendisi için ben Yunan, Atinalı, Sinoplu, şu bu değilim, kozmopolitanım dedi. Siz deyin bakalım, neler geliyor başınıza!

Kendimi o günlerde, Anatol’un elini tutmuş, pazar yerinde dolaşırken hayal ediyorum. Köşede, fıçısının içinden sidik kokuları gelen, saçları pislikten havlanmış, eli donunun içinde bir herif. Bak yavrum, bu Diyojen. Anne, bu adam niye duş yapmamış? Dişleri de dökülmüş. Dişini mi fırçalamamış annecim? Evet oğlum, çok akıllı bir filozoftur. Sen öyle dik dik bakma adama. Gel biz eve gidelim, ben sana onu kitaplardan anlatayım.

5 Comments

  1. Ahha, şimdi bu yazının üstüne aklıma bir zamanların ünlü mankeni Merve İldeniz geldi. Evlendi, çocuğu oldu, Bodrum’a yerleşti, çiçek kız oldu, ekmeğini kendi yaptı, hatta buğday bile yetiştirdiğinden şüpheliyim, sonra çocuğunu bahçede, toprakta, kumda, güneşte büyüttü. Bir gün gazetede boşandığını okudum. Mehmet’in yorumu; “taş gibi kadın, doğal yaşayacam diye kendini tarlaya, toprağa verdi, tüm seksapelini yitirdi, adamın sıtkı sıyrılmıştır tabii. manken alıyon, köylüye dönüşüyor. böğğğğ”

  2. Elif en aşırılarda dans etmeyi çok mu seviyorsun?Zevkler,lezzetler,sanat ve renkler..ne kadar da göreceli kavramlar.
    Tartışılmalı mı,elbette evet!Üstelik evrensellik,kozmopolitizm boyutun da.Çok şeyler yazılabilir.Dağıtırım diye korktum.:)

    İşin içine akılcılık girince,yine de kozmopolitanım dedi,hem de o günün şartlarında.Çok enteresan di mi?Günümüz insanı ne kadar geri kalmış.Dünyanın her yerinde,”sen nerelisin kardeş,”hele bir de aynı bölgeden çıkarlarsa seyret manzarıyı!

    Bilimin ön cephesi ”evrim”üzerinde düşünmek olmalıdır.Evrim kuramını kavramadan başta biyoloji ve jeoloji olmak üzere
    tıp,tarım sosyoloji,ekoloji ve diğer bilimsel dallarda eksiksiz bilimsel veri üretmek veya bir düşünce geliştirmek neredeyse imkansız hale gelmiştir.Evrim kuramının kabul edilmemesi bilimsel gelişmeyi engeller..Üstelik kozmopolitan
    Diyojen’ede haksızlık olur.

    Ernst Haeckel demiş ki : ”Bir yanda bilimin parlak sancağının öncülüğünde evrim ve ilerleme, öte yanda bağnazlık,yalan,akılsızlık ve barbarlık,boş inanç ve yozlaşma vardır.Evrim,gerçek uğğruna verilen savaşın ağır topudur.”

    Ayrıca senin sevdiğin Darvin,1880’de,ölmeden 2 sene önce bu konuya değinerek,dini soyutlamış ve düşünce özgürlüğün yaygınlaşmasının en etkili yolu,insan aklının bilimsel ilerlemeyi izlemesi,adım adım aydınlanması konularında çok uzun yazmıştır…Haa Hülya Avşar’ın annesi mi ölmüş.Allah rahmet eylesin.Hülya,Ankara’da meşhur bir
    ”Köşk Pastanesi” vardı.16-17 yaşlarında-30 sene önce falan-oraya takılıdı.Ağır abilerin masasına transfer olmak için elinden geleni yapardı.Yanındaki sübyanların,heyecandan elleri titrerdi,onun titremezdi.Çook akıllı bir kızdı.Ortanca kardeşi Leyla’da çok delikanlı bir kızdı.Amaan bana ne.:)Kırk beşinden sonra kadınların mihrabı düşüyor da…

    Dostlukla,
    İmbat

  3. Unutmuşum be Elif,kusura kalma…..

    ”KIRK BEŞİN ÜSTÜNDE Kİ KADINLAR,BANA GÖLGE

    ETMEYİN,BAŞKA İHSAN İSTEMEM !! ”

    İMBAT

  4. Imbat, hakikaten sirf zevk olsun diye asirilik saydiginiz seylerle ugrastigimi saniyorsunuz, halbuki benimki baska konulara ilgi ve bilgi olmamasindan! Baska dusunce, ilgi, gerek, konu yok ki benim hayatimda. :o)

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*


twelve + 20 =